2 Ocak 2013 Çarşamba

Yeni Gladyo Hayırlı Olsun

Bülent Arınç Bunları Biliyor mu? 

30.12.2012


Bugün Türkiye’de neler olduğunu anlayabilmek için Gladyo’nun ülkemizdeki geçmişini biraz bilmek gerek. 

II. Paylaşım Savaşından hemen sonra dünya, ABD ve Sovyetler arasında hızla tırmanan bir kamplaşmaya sahne oldu. Türkiye’yi yönetenler tercihlerini ABD’den yana yaptılar. Gerekçe,“Komünizmin ülkeye girmesini önlemek”ti. “Türkiye’yi komünizmden ABD koruyacak”tı.

“Komünizme karşı” ilk operasyon, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde yapıldı. 1948 yılında aralarında Alparslan Türkeş’in de olduğu 16 subay “özel harp” teşkilatını kurmak maksadıyla ABD’ye eğitime gönderildi. Eğitimi tamamlayan bu subaylar, daha sonra “Özel Harp Dairesi” olarak anılacak yapının temellerini attılar. 

ABD’de “komünizmle mücadele eğitimi”ne sadece askerler gönderilmedi. Çeşitli burslar, fonlar, “bilgi ve görgü artırma” kursları ve çeşitli “sivil” kuruluşlar devreye sokularak, yüksek bürokratlar, güvenlik görevlileri, gazeteciler, sendikacılar, akademisyenler ve siyasetçiler de ABD yollarını tutarak “eğitim” ve “kurslar”dan geçirildiler. 

Bütün bunlar kısa sürede semeresini vermeye başladı. Askeri, harici, güvenlik, adli ve eğitim bürokrasisi başta olmak üzere, ülkenin devlet, siyaset ve toplum hayatında hızla, “konüminzmle mücadele”yi kendisine şiar edinmiş ve aynı zamanda Amerikan muhibi olan bir kesim oluşmaya başladı. Bu kesime mensup sendikacılar, gazeteciler vb, meslekleri ile ilgili esas görevlerini bırakıp, “komünizmle mücadele”yi esas görev olarak seçtiler. Bununla da kalmadı. 1950’li yıllarda “komünizmle mücadele” için özel dernekler (“Komünizmle Mücadele Dernekleri”) kuruldu. Bu dermeklere bütçeden resmi yardımlar yapıldı. 

Türkiye, NATO’ya girdikten hemen sonra “özel harp” kuvvetleri, Seferberlik Tetkik Kurulu olarak ABD güdümünde yeniden yapılandırıldı. 1974 yılına kadar bu yapının tüm giderleri gizli bir ödenekle ABD tarafından karşılandı. Herkesin Gladyo diye bildiği yapının askeriye bünyesindeki kolu böylece doğmuş oldu. 

Sivil kolunu başka bir yazıya bırakıp, Gladyo’nun izini Seferberlik Tetkik Kurulu üzerinden sürmeye devam edelim.

Seferberlik Tetkik Kurulu’nun amacı; olası bir savaşta Sovyetler (komünistler) Türkiye’yi işgal ederse veya ordu geri çekilerek toprakların bir kısmını komünistlerin kontrolüne bırakmak zorunda kalırsa, işgal altındaki topraklarda milis (gerilla) kuvvetleri oluşturmak, halkı silahlandırmak ve cephe gerisindeki operasyonları organize etmekti. Bu maksatla ülkenin değişik bölgelerinde gizli silah depoları oluşturuldu ve sivil kıyafetle görev yapacak subay-astsubaylar özel olarak yetiştirildi. Sovyet tehdidine karşı oluşturulan bu yapının sivil kanadında yukarıda belirttiğimiz siviller ile Komünizmle Mücadele Dernekleri, istihbarat kanadında da MİT vardı. MİT de, Korgeneral rütbesindeki bir general vasıtasıyla TSK’ya bağlı olduğundan asıl kontrol askerlerin elindeydi.

Soğuk Savaşın giderek tırmandığı o yıllarda askerler, Sovyetlere karşı tek güvencenin NATO vasıtasıyla sağlanacak Washington’un desteği olduğunu, ABD’nin nükleer şemsiyesi olmadan caydırıcılığın sağlanamayacağını düşünüyorlardı. Bu yanılgı onları ABD’ye mahkûm etti. Bu mahkûmiyet, ülkenin bir kısmı veya tamamı işgal altındayken faaliyete geçmek maksadıyla kurulan ve çalışmalarını Amerikan Askeri Yardım Heyeti'nin Ankara Bahçelievler'deki binasında yürüten Seferberlik Tetkik Kurulunun, Türkiye’deki siyaseti Amerikan güdümünde tutmak için kendini sorumlu hissetmesine neden oldu. 

Böylece Seferberlik Tetkik Kurulu, gladyonun aktif bir organı haline geldi. Bu haliyle Gladyo, Amerikancı generallerin komutasında istisnasız bütün darbelerde aktif rol oynadı. Gladyo, ülkeyi koruduğunu düşünüyordu, ama yaptığı iş siyaseti ABD güdümüne tutmaktan başka bir iş değildi.

ASKER UYANDI VE NEREDEYSE GLADYO’DAN KURTULUYORDUK

1984 yılına gelindiğinde PKK terörünün başlamasıyla birlikte MİT ve TSK içerisinde yapılanmış olan Gladyo terörle ilgilenmeye başladı. Geçen zaman içerisinde ayrılıkçı terörün arkasında ABD’nin olduğunu gören bu yapı, yavaş yavaş CIA’nın kontrolünden çıkmaya başladı. 

1990’lara gelindiğinde İtalyan Gladyosu deşifre oldu, Soğuk Savaş bitti (1991), Sovyet tehdidi ortadan kalktı. 

TSK yeniden yapılanma kapsamında 1992 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığını kurdu; “Özel Harp Dairesi”ni de (Seferberlik Tetkik Kurulu’nu da) buraya bağladı. Bu kurumun eski görevlilerinin birçoğuna yol verildi, gizli mühimmat depoları kaldırıldı. Özel Kuvveler artık siyasete yön verme görevi olmayan, PKK’ye karşı mücadeleye odaklanmış, tamamen askeri bir birime dönüştü. O yıllarda MİT müsteşarı da hala bir askerdi (Teoman Koman). 

Anlayacağınız ABD’nin 1950’li yıllardan beri Türkiye’de kullandığı Gladyosu elinden uçup gitmişti. 

YENİ GLADYO İNŞA EDİLİYOR

Gladyo türü yapılanmalar, ABD emperyalizminin sömürge ve yarı sömürge ülkeleri kontrol altında tutmak için icat ettiği vazgeçilmez araçlardır. Böylesine bir araç olmadan Türkiye kısa sürede kontrolden çıkabilirdi. ABD, vakit kaybetmeden “Yeni Gladyo”nun inşasına başladı.

Hatırlayacaksınız, eski Gladyo’nun önemli bir bacağı da Komünizmle Mücadele Dernekleriydi.“Komünistlikle Mücadele Polisi” kurulması ve devletin dilediği şahsı durdurup “‘komünist olmadığını ispat et’ diyebilme vasıta ve salâhiyetine sahip olması gerektiğini” savunan Necip Fazıl Kısakürek’in, içlerinde Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Fehmi Koru vd’nin de bulunduğu talebeleri, Komünizmle Mücadele Derneklerinde aktif roller almışlar, ilk ve temel siyasi eğitimlerini orada almışlardı. 

“Yeni Gladyo” inşasında, tarikat-cemaat kadrolarına öncelik veriliyordu. Kendisine “Müslüman Misyonerliği” projesi verilmiş Fethullah Gülen hemen devreye sokuldu. 

Askerler 1990’lı yıllarda çok güçlü olduğu için, yeni merkez inşası çalışmasına MİT’den başlandı. 

“MİT’i sivilleştiriyoruz” kamuflajı altında, askerler istihbarattan bir bir uzaklaştırıldı; yerlerine Cemaat mensupları dolduruldu. Aynı zamanda paralel olarak, polis, yargı ve ordu içindeki kadrolaşma çalışmasına da hız verildi. CIA, yeni stratejisini dinci-laik çatışması üzerine kurmuştu. Bu strateji çerçevesinde birilerini tasfiye ederken diğerlerine, “devleti onlara teslim etme” vaadinde bulunuyordu. 

Cemaat mensubu olarak yetiştirilen “Altın Nesil”in önüne, “Türkiye’yi laik diktatör yöneticilerden kurtarma”, “Yeni Osmanlı’yı kurma”, “İslam’ı dünyaya hâkim kılma” hedefi konmuştu. Hepsi bulundukları kurumu ele geçirmek için bu inançla canla başla çalışıyordu. 

Bu noktada yapılan işin daha iyi anlaşılması için bir örnek verelim. 

1963 yılında ordudan bir grup subay tasfiye edilmişti. Bu tasfiyenin perde arkasını anlatan Amerikan Askerî Ataşesi Albay Dickson’ın hazırladığı, “Albay Dickson Raporu” olarak ünlenen rapor, Cumhuriyet Senatosu Tabii Senatörü Haydar Tunçkanat tarafından 1966 yılında açıklanmıştı. 

Raporda çok ilginç bir cümle vardı: “Rejime sadık olmayan devlet memurları ve subaylardan en tehlikelileri bir program dâhilinde tasfiye edilmek üzere tesbit edilmektedir...”. 

Bu operasyon 12 Mart ve 12 Eylül’de kısmen uygulanmıştı. Ama esas ve köklü uygulama, 2003’den sonra Yeni Gladyo’nun devlet ve hükümette güçlenmesiyle gerçekleştirildi.

Yeni Gladyo, yargı, polis ve MİT’de yeterli güce ulaştığına kanaat getirdiğinde, başta TSK olmak üzere devletin tamamını kontrol etmek için harekete geçti. 1960’larda, 70’lerde, 80’lerde sahneye konan oyun yeniden başladı. 

Ergenekon, Balyoz gibi davalarla, daha önceden fişlenmiş, kendi önlerinde engel ve Amerikan karşıtı olduğu düşünülen subaylar, birer birer tasfiye edildi (şimdi Silivri, Hasdal, Maltepe’de gün sayanların bir kısmı, başlarına ne geldiğini hala çözemediler). 

Yeni Gladyo, yaptığı bu operasyonun esas niteliği anlaşılmasın diye de, gerçekleştirdiği büyük tasfiyeyi millete, “derin devleti temizleme”, “darbecileri yargılama”, “askeri vesayeti kaldırma” olarak sundu. 

Yeni Gladyo’ya, ABD öncülüğünde kurulacak Yeni Dünya Düzeninde Türkiye’yi “yeni Osmanlı yapma” vaadinde bulunulmuştu. “Altın Nesil” bu uğurda devleti kendisinin ele geçirdiğini zannederken, gerçekte kendi denetimini de, memleketin denetimini de eskisinden daha beter CIA’ya teslim ediyordu. 

Türkiye Cumhuriyeti devleti, 2000’li yılların hemen başında bir gladyo vesayetinden kurtulma noktasına gelmişti ki, bu sefer de “sivil” bir darbe ile Cemaat merkezli bir başka gladyonun kontrolüne ve tarihinin en ağır vesayet dönemine girdi. 

Vesayetçi değişse de vasi (bir yetimin veya akılca zayıf, hasta birinin malını yöneten kimse) hiç değişmedi: ABD!

Bir önceki yazımızda geçmişteki Gladyo’nun daha çok askeri kanadından bahsederek bu gizli yapılanmadaki dönüşümü ortaya koymaya çalışmıştık. Geçmişteki Gladyo, Soğuk Savaşın dengelerinden faydalanılarak, komünizm karşıtı bir görüntüyle Türkiye’yi ABD güdümünde tutmak maksadıyla sol, sağ fark etmeksizin, Amerikan karşıtı olan tüm oluşumlarla mücadele etmiş, aleyhte bir yönetimin iktidara gelmemesi için adam öldürmek dâhil her türlü yönteme başvurmuştur. 

Acaba bir ülkeyi yönetecek iktidarları şekillendirmek ve kendi kontrolünüzde tutmak asker, polis, istihbarat gibi birimlerde silahlı gruplar kurarak beş-on aydını öldürmekle mümkün müdür? 

Hedef ülkedeki siyaseti şekillendirmek için Gladyo’nun başta sermaye çevreleri olmak üzere, medya, yargı, aydınlar (sözde), üniversiteler ve bürokrasi gibi her alanda örgütlenmesi gerekir. 

Daha da önemlisi, bu yapı siyasetten destek almadan varlığını sürdüremez. Bu sebepten, tek bir partiye odaklanmaktan ziyade, siyaset sahnesindeki önemli partilerin tamamının içinde yer alır. 

Peki, bu kadar geniş bir kadrolaşmaya ihtiyaç duyan Gladyo’yu gizli tutmak mümkün müdür? 

Bu sorunun cevabı da hayırdır. O halde Gladyo herkesin tahmin ettiği gibi gözle görülür elle tutulur bir yapı değildir. Gladyo bir anlamda zihinlerin içindedir. Mekanizmayı tarif etmeye çalışalım.

GLADYO NASIL İNŞA EDİLİR?

Önce insanların önüne mücadele edecekleri bir ideal konur; sonra kilit görevlere gelmesi beklenen seçilmiş kişiler, ABD’de, onun sistemine hayran kalacak şekilde yetiştirilir. 

Bu eğitim, seçilmişlere ülkedeki emsallerine göre avantaj sağlar. Sonraki aşamada seçilmişler, birbirlerini destekleyerek toplum içerisinde ilerlemelerini sağlayan bir mekanizma çerçevesinde dernek, cemiyet (mason, rotaryan, cemaat) vb gibi yapılarda örgütlenir. İşte bu yapı farkında olmadan kendisini tasarlayan merkeze hizmet etmeye başlar. 

Hedef ülkede işler yolunda gitmemeye başladığında, gerçekleri gören ve çevresindekileri uyandıran beş-on aydın, Gladyo’nun silahlı kanadı tarafından öldürülerek tren rayına oturtulmaya çalışılır. Eğer durum çok daha kötüyse silahlı kanat kullanılarak darbe yaptırılır. Yukarıda açıkladığımız sivil kanadın desteği ve uluslararası onay olmadan askeri bir darbe yapmak da neredeyse imkânsızdır.

YENİ GLADYO

Soğuk Savaş bitince, eski Gladyo’yu bir arada tutan “komünizmle mücadele” paravanı da geçerliliğini yitirmiştir. Bu manada eski Gladyo’yu başka bir mekanizma ile yeniden inşa etme ihtiyacı doğmuştur. Bu kapsamda CIA, yeni Gladyo yapılanmasını dine dayalı tarikatlar üzerine bina etmeyi planlamıştır. Bu çerçevede Türkiye’de yeni Gladyo adayı olabileceği tespit edilen The Cemaat büyük desteklerle gerekli dönüşüme tabi tutulmuştur. 

Süreç şu şekilde ilerlemiştir:

1. Cemaatin önüne, “Allah’ın kelamını yayma”“bütün İslam ülkelerine Cemaatin hâkim olması” veya benzeri, uğrunda mücadele edilecek çok yüksek bir ideal konmuştur. 

2. Yukarıda ideale ulaşmak için öncelikle devletin ele geçirilmesi gerekmektedir. Devleti ele geçirmek için eğitimli kadrolara ihtiyaç vardır.

3. Cemaat mensuplarına başta ABD olmak üzere yurt dışında eğitim imkânları sağlanarak, ABD’nin büyüklüğü ve yenilmezliği genç beyinlere kazınmış, onunla mücadele etmektense gücünden faydalanma fikrine inandırılmışlardır. Aynı zamanda bu gençler, Türkiye’ye döndüklerinde daha iyi mevkilerde iş bulma imkânına kavuşturulmuştur.

4. Cemaatin Türkiye ve dünyada örgütlenmesi desteklenmiş, 100’ün üzerinde ülkede binlerce okul açması sağlanmıştır. Gelecekte Cemaatin Türkiye’de yaptıklarını o okullarda yetişen gençler kendi ülkelerinde yapacaktır.

5. Cemaatin sermayesini oluşturmak için iş adamları desteklenmiş, uluslararası ortamda fırsatlar yaratılarak milyarlarca Dolara hükmeden bir sermaye oluşturulmuştur.

6. Cemaat mensupları birbirlerini destekleyerek ve rakiplerini gammazlayarak sosyal sistemin üst basamaklarına hızla tırmanmış ve bütün kurumlarda önemli bir güce sahip olunmuştur.

7. Cemaatin eğitim sistemi ile insanlar, biat kültüründe, düşünmeden, yukarıdan gelen emirlere itaat edecek şekilde yetiştirilmiştir. Böylece CIA, sınırlı sayıda insanı kontrol ederek koskoca bir gruba hükmedebilmektedir. Aynı zamanda bu kültür sistemin deşifre olmaması ve Gladyo’nun çözülmemesi için de şarttır.

8. Cemaat mensuplarının tamamı, sahip oldukları her şeyi ABD’ye borçlu olduklarına inanmakta, CIA’nın desteğini çekmesi durumunda bütün kazanımlarını kaybedeceklerini bilmektedir. Bir cemaat mensubuna ABD’yi sorduğunuzda onu kendi ülkesinden daha fazla savunacaktır. Çünkü ABD çok büyüktür ve yenidünya düzeninde İslam dünyasına hâkimiyet ancak onun desteğiyle sağlanabilecektir. Arzu edilen güce ulaşılınca Amerika’nın da icabına bakılacaktır. 

9. The Cemaat mensupları 1. maddedeki hedeflerin ulaşmak için canla başla çalışmakta, bu uğurda gerektiğinde bilerek ve isteyerek adalet, vicdan ve ahlaka sığmayan her türlü kötülüğü gözlerini kırpmadan yapabilmektedir.

İşte CIA’nın keşfettiği bu mekanizma, Allah yolunda çalıştığını zanneden, devletin tüm kademelerinde örgütlenmiş Cemaat mensuplarını Amerika’nın hizmetindeki Gladyo’nun birer elemanı haline getirmiştir. 

Örneğin; Balyoz davasında acımasızca karar veren hâkimler, Amerikan Gladyo’sunun bir tetikçisi olduklarının farkında bile değillerdir. 

DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ, BUNA İZİN VEREN DEVLET AYAKTA KALAMAZ

Türkiye’yi ABD ekseninde tutmak ve BOP coğrafyasının şekillendirilmesinde bir araç olarak kullanmak için tasarlanmış bu yeni Gladyo, ülkenin bekasını tehlikeye atmaktadır. Eski Gladyo’nun önüne konan hedef “ülkeyi korumak ve kurtarmak”tı. 

Ancak yeni Gladyo’nun önüne konan hedef, Türkiye’nin ötesinde küresel hedeflerdir; “yeniden Osmanlı olmak”tır. “Dünyayı yönetmek”tir. Böyle olduğu için gerektiğinde memleketin çıkarlarının göz ardı edilebileceğine inandırılmıştır. Suriye’de iç savaş çıkartmaya çalışan teröristlerin desteklenmesi böyle bir görevdir. Yeni Gladyo, söylemde bile milli değildir. 

Şuan yeni Gladyo, devleti tamamen ele geçirme mücadelesi vermektedir. MİT ve TSK’daki kadrolaşmasını tamamladıktan sonra, bir daha onu kimse durduramaz. Milletvekillerinin yatak odasındaki kameralar, Genelkurmayın çok gizili harekât planları dâhil, bütün evraklarının dışarı çıkarılması, Başbakan Erdoğan’ın makam odasında böcek bulunması bu kötü gidişatın habercisidir. 

Arkasında CIA’nın olduğu bu yeni Gladyo ile Başbakan Erdoğan’ın tek başına mücadele etmesi mümkün değildir. Türkiye’yi yıkıma götürecek bu sorunla ancak siyasi partilerin tamamının işbirliğiyle mücadele edilebilir. Ekonomi, anayasa, terör vs bir yana, bugün Türkiye’nin önündeki en büyük sorun budur. 

Bütün aydınların, Hükümeti ve siyasi partileri bu sorunla mücadeleye durmaksızın teşvik etmesi gerekmektedir. Vakit kaybetmeden Gladyo ile mücadeleye başlanmalıdır. Öncelikle yargı içerisindeki bu gizli yapı temizlenmeli, sonra polis, MİT ve TSK içindeki elemanları tasfiye edilmelidir. Bunlar yapılmadığı takdirde bundan sonra her hangi bir parti %70 oy oranıyla dahi Meclise girse iktidar olamaz. Hatta gün gelir Başbakan gözünü açtığında bir de bakmış İmralı’da… 

ABD ile Türk Özel Kuvvetleri arasında imzalanan Mutabakat Muhtırasına ilişkin kamuoyu ve TBMM’de önemli tartışmalar yapıldı. TBMM Dışişleri Komisyonunun onayladığı kanun tasarısı Genel Kurula gelmek üzere. Bu kanun tasarısına evet oyu vermeden önce özellikle Bülent Arınç’a konuyu iyice düşünmesini öneriyorum. Kendisine biraz bilgi verelim.

GLADYO’NUN ASKERİ KANADININ ÖZGEÇMİŞİ 

Bundan önceki iki yazımızda Gladyo’yu ayrıntısıyla yazdık. Özetleyelim. Eski adıyla Özel Harp Dairesi veya Seferberlik Tetkik Kurulu olan bu yapı, ülkemize NATO üzerinden gelmiştir. Buradaki ilginç nokta, bu gizli yapılanmanın ABD ile çok sıkı ikili ilişki içinde çalışmış olmasıdır. Özel Harp Dairesi uzun yıllar Amerikalıların Balgat’taki karargâhında faaliyet göstermiş, bütçesini Amerikalılar karşılamış, eğitimlerini de onlar vermiştir. Zamanla bu yapı aynı zamanda Gladyo’nun silahlı kanadının bir parçası işlevini görmüştür. 

Gladyo’nun İtalya’da açığa çıkması ve Soğuk Savaşın bitmesiyle birlikte, TSK ABD’ye mesafe koymaya başlamış, bu yapı değiştirilerek Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlanmış ve millîleştirilmiştir. Yani ABD, ülkeleri şekillendirmek maksadıyla kullandığı Gladyo’nun silahlı kanadının en önemli unsurunu elinden kaçırmıştır. 

NATO’DA YENİDEN YAPILANDIRMA
Günümüzde benzer bir oluşum yeniden inşa edilmek istenmektedir. ABD’nin öncülüğünde NATO’nun özel kuvvet harekâtını yönetecek bir birim oluşturulması için çalışma başlatılmıştır

Bu maksatla 2006 yılında NATO Özel Kuvvetler Koordinasyon Merkezi kurulmuş, bu merkezin çalışmaları neticesinde NATO Özel Kuvvetler Karargâhı 2010 yılında faaliyete geçmiştir. 12 Aralık 2012 tarihinde inşaatı tamamlanan yeni karargâh binası (Belçika/Mons), Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı (SACEUR) Oramiral James Stavridis’in tarafından törenle açılmıştır. 

ÖZEL KUVVETLER KOMUTANLIĞINA ÖRTÜLÜ OPERASYON

NATO’daki bu oluşumla paralel ülkemizde neler yaşandığını hatırlayalım. 

04 Temmuz 2003 günü, Irak’ın Kuzeyindeki Süleymaniye kentinde bulunan Özel Kuvvetlere ait birliğimiz Amerikalılar tarafından kuşatılarak 11 Türk askeri (3 subay 8 astsubay) başlarına çuval geçirilerek esir alındı. Bu olayla birlikte Kuzey Irak’ta PKK konusunda istihbarat toplayan Özel Kuvvetler birliklerimiz bölgeden uzaklaştırılarak bir anlamda PKK güvenlik altına alındı. 

Yaşanan çuval hadisesi, eskiden içinde Gladyo’nun yuvalandığı Özel Kuvvetleri ABD’den tamamen kopardı. Ayrıca ABD’nin PKK’ya yardım ettiğini ilk elden en iyi onlar biliyordu. 

Artık bu yapının ABD ile beraber kirli işler çevirmesini bir kenara bırakın, uyum içinde tatbikat yapması dahi mümkün değildi. PKK ile mücadelede çok etkili olan bu birlik, ABD’nin PKK’yı koruma adına başındaki en büyük belaydı. Bu birimin ABD ile tekrar uyumlu çalışır hale getirilmesi şarttı. Ne yapıldı anlatalım.

Bu Birliğin, PKK’nın başı Abdullah Öcalan ve ikinci adamı Şemdin Sakık’ın yakalanma operasyonlarını bizzat yöneten komutanı E. Korg. Engin Alan, “Ergenekon terör örgütü”nün bir numarası ilan edildi ve Balyoz davasından hapse atıldı. Birliğin efsane komutanlarından E. Alb. Levent Göktaş, “Ergenekon terör örgütü mensubu” suçlamasıyla hapiste. Bitmedi devam ediyor. 

19 Aralık 2009 günü Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli bir albay ve bir binbaşı Bülent Arınç’a suikast şüphesiyle gözaltına alındı. Olaydan sonra Özel Kuvvetler Komutanlığının Balgat’taki özel biriminin Kozmik Odasında savcılık tarafından arama yapıldı. 

Şimdi Bülent Arınç’a soruyorum. 

Bu olaydan sonra o albay ve binbaşının görevleri değişti mi? Bu olaydan sonra kaç kişi Özel Kuvvetler Komutanlığından uzaklaştırıldı?

Yapılan şudur: Özel Kuvvetler Komutanlığında milli duruşu olan bir asker ABD ile pis işlerde uyumlu çalışamaz. 

Bu işi ancak Cemaat mensupları yapabilir. Özel Kuvvetler Komutanlığına yapılan Arınç operasyonu sayesinde birliğin kimyası değiştirilerek ABD ile uyumlu çalışır hale getirmektir. 

Türkiye’nin Suriye’deki isyancılara silah, mühimmat ve ülkeye giriş çıkış desteği verdiği başta ABD medyası olmak üzere, tüm dünyada medyasında yazıldı, söylendi ve yazılıyor, dillendiriliyor. Suriye’ye yönelik terörü örgütleme ve destekleme operasyonları, Özel Kuvvetler Komutanlığı kullanılmadan yapılamaz. Demek ki artık Özel Kuvvetlerimiz ABD ile uyumlu çalışıyor. 

FAİLİ MEÇHULLERDEKİ ÇEŞİTLENME VE ARTIŞ

Bugün “derin devleti temizliyoruz” aldatmacası ile siyasetçiler de kandırılıyor. 

Bu operasyonları planlayanlar, TV’lere çıkıp; “1990’lı yıllarda yaşanan faili meçhul cinayetler artık son buldu” diyor. 

Son 5 yılda faili meçhul CD’lerle, faili meçhul elektronik postalarla, faili meçhul şikâyet mektuplarıyla kaç kişinin hayatı söndürüldü biliyor musunuz?

Bu hükümet döneminde faili meçhul cinayetler şekil değiştirmiş, faili meçhul yargılamalar şeklinde devleti ele geçirmek amacıyla devletin kendisine dönmüş ve vatanseverleri hedef alarak tarihinde zirve noktasına ulaşmıştır. 

ABD İLE İMZALANAN “MUTABAKAT MUHTIRASI”NDA NELER VAR? 

Buradan ABD ve Türk Özel Kuvvetleri arasında imzalanan “Mutabakat Muhtırası”na geçebiliriz. 

En son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: Bu metni ancak sömürge bir ülke imzalayabilir. 

Metnin daha girişinde sivil unsurlardan, gemilerden bahsediliyor. 

Özel Kuvvet dediğiniz unsurlar 5-10 kişiyle, kimseye görünmeden, örtülü operasyon yapan birimlerdir. 

Gemiyle ülkemize ne getirilmek isteniyor? Tonlarca silah ve mühimmat mı? 

Siviller kim? 

Tatbikat için aşçı mı getirecekler? 

Mutabakat Muhtırası’nın 3’üncü maddesi ile, (gemilerle) getirilecek mühimmat ve silahın sevkiyatı için her türlü kolaylık sağlanmış. 5’inci madde öyle muğlâk yazılmış ki, ülkeye giren-çıkan silah/mühimmatın miktar, seri ve kafile numaralarının tespiti isteğe bağlı bırakılmış. 

7’nci madde ile tatbikat için gelen siviller bile NATO SOFA anlaşmasına dâhil edilmiş. Askeri birliklerimize giriş çıkışları için her türlü kolaylık sağlanmış. Yani aşçı olarak gelen adam, elini kolunu sallayarak askeri birlikten çıkıp, bir cami bombalasa ve yakalansa, SOFA anlaşması kapsamında sizin onu nasıl yargılayacağınız meçhul. 

14’üncü madde ile de, olası bir problemin uluslararası mahkemeye taşınmama işini garanti altına alınmış. Üstelik bir de Madde 16 ile sorunun devam etmesi halinde Mutabakatın geçerliliğini koruyacağı söylenerek olası problemin çözümüne kilit vurulmuş. En önemlisi yine aynı madde ile anlaşmanın süresi sonsuza uzatılmış; yılda kaç tane, kaç yıl tatbikat yapılacak belli değil. 

Soğuk Savaş döneminde hazırlanan ikili anlaşmaların bir benzeri olan bu anlaşmayı İngilizceden Türkçeye çevirip altına imza atan albayı tebrik ediyorum! 

Daha Mutabakat Muhtırası TBMM tarafından imzalanmadan ilk tatbikat Eylül 2012’de ABD’nin Fort Carson Üssünde icra edilmiş. Amerikalı Yarbay Steve Osterholzer, yaptığı basın açıklaması ile tatbikatın hedeflerini 5 maddede sıralıyor. 5’nci madde en önemlisi, kendisi de zaten öyle diyor: 

“ Kişisel ilişki belki de en önemlisi, iki taraf arasında kişisel ilişkiler geliştirilmesi için çalıştık. Beraber vakit geçirdik…” 

İlerleyen safhada Usame Bin Ladin’i nasıl yakaladıklarını öğreteceklermiş! 

Yani PKK’nın üst düzey yöneticilerini size yakalatacağız vaadiyle bizim karar vericileri kafakola almaya çalışıyorlar. 

Sayın Arınç, size suikast olarak sahnelenen eylem, gerçekte TSK içindeki Cemaat üzerinden örgütlenen Gladyo yapılanmasının Özel Kuvvetler operasyonuydu. 

Hatırlayın Genelkurmay Başkanlarının ses kayıtları, Genelkurmayın en gizli belgeleri “vatansever” subaylar tarafından dışarı çıkarılmıştı. 

İşte bu “vatansever subaylar” Genelkurmaydan, dolayısıyla Hükümetten emir almazlar. Onlar başka emir komuta zincirine bağlıdırlar. 

Gün gelir, sahte Balyoz CD’lerine cami bombalama hikâyesini yazanlar o alçaklığı da yaparlar. Kendi elinizle ülkeyi CIA’ya teslim ediyorsunuz. 

Eğer bu ülkede bir gün bir Cami bombalanırsa, bir Cem Evi yanarsa, sorumlusu siz olursunuz. Çünkü bunu yapacak ve yaptıracak olanları bu “Mutabakat Muhtırası” denen anlaşma ile siz ortalığa salıyorsunuz.

Bakan olarak imzaladığınız o Mutabakat Muhtırasını Meclisten geçirmeyin.


Mehmet BORİ / ULUSALKANAL


0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code