13 Ekim 2012 Cumartesi

Darbe Soruşturmaları... Pazarlıklar, Pespaye Ulaklar, Kemalist Tuzluklar


10 Ekim 2012
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca başlatılan 28 Şubat soruşturmasının Balyoz-Ergenekon-Odatv üçlemesinden farklı bir seyirle ilerlediği bilmem dikkatinizi çekiyor mu?
Bilindiği gibi soruşturma kapsamında Çevik Bir, Erol Özkasnak, Kemal Gürüzgibi 28 Şubat'ın kodaman tayfasından sivil ve askerler tutuklandı. Soruşturma, Ergenekon ve Balyoz davaları gibi seri ve sansasyonel operasyonlarla değil, nokta vuruşlarla ilerliyor. Son olarak eski başbakanlardan Tansu Çiller'in"tanık" sıfatıyla ifadesine başvuruldu.

Soruşturmada gözaltı furyaları ve medya destekli sansasyonel tutuklamalar yöntemi bir noktadan sonra terkedilerek daha sessiz ve derinden gidilmeye başlandı.
Kanımca bunun üç nedeni var:

Birincisi; cemaat ile AKP hükümeti arasındaki "Ergenekon" ittifakının çökmüş olması. Polisle savcılar artık eski uyumu yakalayamıyor. Kendi aralarında"hükümetin adamları", "cemaatin adamları" şeklinde bölündüler; kimse kimseye güvenmiyor. (Burada polis teşkilatları ile savcılık makamı arasında blok bir ayrışmadan ziyade kişiler bazında bölünme yaşanması dikkat çekiyor. Polis topyekûn cemaatçi veya savcılar topyekûn hükümetçi değil örneğin. Hakan Fidan krizinde net olarak gördük ki, cemaatçi savcılarla hükümetçi polisler karşı karşıya gelebiliyor. Veya tersi de oluyor.)
İkincisi; sansasyonel operasyonların kamuoyu nezdinde artık bir 'duyarsızlaşma'yaratmaya başlaması, tutuklamaların inandırıcı olamaması, siyasi komplo görüşünün ağır basmaya; bunun da hem hükümete, hem cemaate zarar vermeye başlaması
Üçüncüsü; konu 28 şubat olunca, Ergenekon ve Balyoz'da olduğu gibi 'serbest atış' yapamama sorunu..AKP-Cemaat ittifakını iktidara taşıyan bu süreçte bazı iç içe geçmişlikler var çünkü. Yakın bir tarihte ve gözler önünde yaşanmış bir dönem olmasından dolayı da "devlet içi" dengeleri özenle ve akıllıca gözetmek zorundasınız. Tansu Çiller ve Mehmet Ağar gibi "derin devlet" unsurlarını koruyup kollamak zorunda kalabiliyorsunuz meselâ...
Oysa "Balyoz"da iş kolaydı. Kapalı kapılar ardında hazırlanmış kiminin "seminer", kiminin "senaryo", kiminin "harekât planı" dediği bir kırtasiye yığını var. İstediğiniz şekli şemali verip istediğiniz yorumu yapabilirsiniz.
Ama 28 Şubat denilince karşımıza daha dün yaşanmış bir icraatlar-uygulamalar ve sonuçlar bütünü çıkıyor. Tanıkların, mağdurların,işbirlikçilerin neredeyse tamamı hayatta. Birisinin herhangi bir 'kontrol dışı' beyan veya ifadesi kurulmak istenen bütün piramidi yerle bir edebilir..
O nedenle, kapalı kapılar ardında bir takım önemli pazarlıklar, "görev dağılımları" yapılmakta olduğunu pekâla hissedebilir ve söyleyebiliriz.
Üç-beş ay önce Rasim Ozan Kütahyalı- Nagehan Alçı karıkocası ve Şamil Tayyar gibi ekran çığırtkanları, 28 Şubat soruşturması kapsamında son derece"medyatik" isimlerin tutuklanacağını bağırıyorlardı. Hatta bu isterik bağırışlar, kimi medya kodamanları üzerinde öyle büyük bir korku yarattı ki normal şartlarda ismini bile akıllarında tutmayacakları Nagehan-Rasim karıkocası gibi stajyerlere yalakalık yapmaya, "Rasim'ciğim, Nagehan'cığım" şeklinde hitap etmeye başladılar.
Böylece bu şahısların vazifelerinin "tutuklanma korkusu" yaratarak pazarlık zemini hazırlamak olduğu ortaya çıktı. Nâgehan ve kocasının ekranlardan tellallık yaparak duyurduğu listelerde adı geçenlerden kimin tırstığına, kimin altına kaçırdığına filan bakıldı. Bunlardan büyük bir bölümü, zaten kendi ayaklarıyla gelip"şartsız" pazarlık için yalvardılar. Daha küçük bir bölümüne ise "ulaklar" gönderildi. Pazarlığa davet edildiler, tanık mı yoksa sanık mı olmak istedikleri soruldu.
"Tutuklanabilecekleri" hatırlatıldı...
Ancak, "bir takım şartları" kabul eder veya kendilerinden istenen beyanları verirlerse, bu büyük fırtınayı "tanık" olarak geçiştirebilecekleri söylendi....
İçlerinde yaşını başına almış adamlar vardı, hapisane şartlarına dayanamazlardı..
Yoksa sizin aklınız alıyor mu Aydın Doğan gibi 76 yaşında bir adam, Nagehan ve kocasının "stajeyerlik maaşıyla" aldıkları yalı dairesine misafir olup kendini rüsvâ etsin?
Bütün bunları nereden öğreniyoruz?
Rasim Ozan Kütahyalı'nın bizzat kendisinden...
Ham insanlara kritik vazifeler vermenin bazı riskleri vardır. Sağda solda gevezelik etmeye, "önemli insanlarla" halvet olduklarını hissettirmeye, kendilerine verillmiş vazifelere yaslanarak kabadayılık yapmaya başlarlar. Hava atacağım derken görevlerini ifşâ ederler.
Ancak, suçlular arası ulaklık, o kadar aşağılık bir meslektir ki her bünyeye kabul ettiremezsiniz. En doymamışını, en lümpenini bulmanız gerekir. O bakımdan eldekiyle yetinmek biraz da zarurettir..
Beyaz Tv'de yayınlanan "Dinamit" adlı programı seyredin. Bir yandan gülmekten kırılacak, bir yandan da çok şey öğreneceksiniz. Rasim Ozan Kütahyalı'nın"Konuşmam yasak ama ben çok önemli getir götür işleri yapıyorum, bir anlatsam ortalık sarsılır" havaları görülmeye değer.
Misyon yüklenmiş bütün küçük insanlarda olduğu gibi zaman zaman megalomani krizlerine giriyor. Kendisinin yargıyı, polisi yönetip yönlendirdiğini, savcıların elinin altında olduğunu, bir telefonla istediği kişi hakkında soruşturma başlatabileceğini imâ ediyor.
Bir defasında programa sözümona "tanık" sıfatıyla bağlanmış ancak eveleyip gevelemekten öteye gidemeyen bir garibana "Seni yarın savcı arayacak kardeşim, kimseden korkma, bildiklerini anlat" dedi..
Bu ne demektir?
"Ben savcılara söylüyorum, anında gereğini yapıyorlar"
demektir...
Hödüklüğün bu kadarına programın moderatörü Latif Şimşek bile dayanamadı ve"Yahu Rasim yapma Allahaşkına! İnsanlar bizim savcılarla elele verip bir takım kumpaslar düzenlediğimizi düşünüyorlar sonra!" diyerek isyan etti..
Ama adam kendini tutamıyor ki!
Geçen haftaki programda da Tansu Çiller'e ulak olarak gönderilmişliğini "büyük gazetecilik" olayı olarak pazarlamaya kalkıştı. Ekrandan "Rasim Ozan, Tansu Çiller tarafından Yeniköy'deki yalıda ağırlandı. Az sonra" şeklinde alt yazılar geçti.
Fakat sıra bu konuya gelince bizimki yine kendisine önemli ve gizemli adam pozları vererek "anlatamayacağım şeyler var" dedi. Tayyip ustası gibi "Benimle mezara gider" jargonuna başvurdu; hasılı görüşmenin içeriği konusunda tek satır bilgi vermedi.
Hani "büyük gazetecilik" olayıydı?
Yalıya gazetecilik yapmaya gitmediysen ne yapmaya gittin?
Ne yapmaya gittiği açık değil mi?
Yine Beyaz Tv'de monte edildiği futbol programlarından birinde Aydın Aybaba,"Pakistan'a Afganistan üzerine neden gittin? Kimim mesajını kime götürdün?" diye soruvermişti aniden. Aybaba'nın böyle bir bilgiye sahip olması mümkün olmadığına göre, belli ki soru o dönem cezaevinde olan Aziz Yıldırım'dan geliyor...
Bir baktık, bir sonraki programda Aydın Aybaba yok..Uçurmuşlar!
Beyaz Tv'de özellikle Dinamit programı üzerinden nokta operasyonlar yapılıyor. Latif Şimşek bu işin içinde "gariban gazeteci" kontenjanından yer alıyor; tek derdi evine ekmek götürmek. Rasim Ozan Kütrahyalı ise tam anlamıyla icraat döktürüyor, görev ifâ ediyor...
En zavallı durumda olan ise Ümit Zileli. Haftada bin lira için bu aşağılık operasyonlara alet oluyor. Rasim Ozan'a meşruiyet kazandırıyor. Halktan uzak, kibirli, entel Kemalist tiplemesiyle de kendinden isteneni fazlasıyla veriyor.Ara sıra diklenecek olsa, Rasim Ozan tarafından "Ben seni çok yerde kurtardım, hatırlatırım" sözleriyle ikaz ediliyor. Rasim Ozan kendisini nerede, hangi pozisyondan kurtarmış doğrusu bilmek isteriz...
Toparlayacak olursak, 28 Şubat soruşturmasından birilerinin "pazarlıklar" sayesinde tutuklanmaktan -şimdilik-kurtulduklarını görüyoruz. Bu "kurtuluşun"hangi şartlarda mümkün olabileceği kendilerine gazeteci kılıklı ulaklar tarafından iletiliyor.
Kısa bir süre önce adı "tutuklanacaklar listesinde" geçenlerin, "Darbeleri Araştırma Komisyonu'na bilgi veren vatandaş" kisvesine büründürüldüklerine tanık oluyoruz. "Darbeleri Araştırma Komisyonu" kurarak işin bir de Meclis ayağı oluşturulmuş gibi yapılsa da olayın özü belli ki kimlerin öğütülüp kimlerin 'geçiştirileceğine' dair mekanizmalar oluşturmak. "Darbeleri Araştırma Komisyonu" hem yeni bilgiler toplamak, hem de sanık profilini siyaseten ayrıştırmada yargı ayağına yardımcı olmak gibi bir misyonu üstleniyor..
("Kurtuldukları" konusunda fazla rahatlamasınlar, bilindiği gibi Çetin Doğan da önce "tanık" sıfatıyla ifade vermiş, aynı mahkeme sonra kendisini Balyoz davasının bir numaralı sanığı olarak yargılayıp mahkûm etmişti...)
Kırkpınar meydan güreşi gibidir bu işler...
"Pehlivan, Pehlivan! Sanığım diye yerinme, tanık oldum diye sevinme..."
Şimdi koskoca medya patronları, en şık takım elbiselerini giyinip Darbeleri Araştırma Komisyonu'na ifade vermeye gidiyor, ne kadar sütten çıkmış ak kaşık olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar.
Mehmet Emin Karamehmet, "Beni medyaya zorla ittiler" itirafında bulunuyor.
Bu dönem kapanınca bu kez de Ahmet Çalık, Meclis komisyonunun karşısına geçip "Beni medyaya zorla ittiler.Param yok dedim, Katar'dan sermaye getirdiler" şeklinde anlatmaya başlayacak...
Canan Barlas, Ahaber kanalındaki programında kaşlarını hayretle yukarı kaldırarak,"Gazetecilerin evlerinde yapılan toplantılarda siyaset yönlendiriliyordu" diyor..
"Mehmet Barlas'ın ev toplantıları" neredeyse dizi film olacak, hanımı böyle bir cümle kurabiliyor!
Sanki değişen bir şey varmış gibi, sanki vesayetin on yıla bir el değiştirmesinden başka bir şey yaşanıyormuş gibi..
Dün Aydın Doğan Mesut Yılmaz'ı evinde pijama ile karşılıyordu, bugün Mehmet Barlas Başbakan'ın yanağını okşuyor...
Pazarlıklar yapılıyor, haberler gönderiliyor, ödünler verilip alınıyor.
Ekrandan açık çağrıların yapıldığı da oluyor:
Kanaltürk'te yayınlanan Merkez Siyaset programında Mustafa Akyol, "nedamet getirenlerin affedileceğini" dil altından duyurdu geçen akşam.
"28 Şubat'ta basının ortak olduğu suçların bir kısmı kriminal değil, ahlâki. Bunun özeleştirisi yapılıyorsa sorun yok ama bilinçli işbirliği yapanlar yargılanmalı" dedi.
(Merkez Siyaset programının editörü Tarık Toros, işini gerekli ciddiyet ve objektiflikle yapan bir programcı. Sansasyonlara başvurmayıp, olayları veriler üzerinden sorguluyor. Bu nedenle "yandaş" olmasına rağmen kendisine saygı duyuyor ve programını gülme krizlerine tutulmadan önemseyerek izliyoruz. Darısı, "Dinamit" türü pespayeliklere imza atanlar ve orada "Ulusalcı -Kemalist tuzluk" vazifesi görenlerin başına...)
Burası Türkiye...
"Tarih tekerrürden ibarettir" sözü sanki bizim için yazılmış.
Dünün mazlumları bugünün zalimleri oluyor..
Sonra o zalimler tekrar mazlum, mazlumlar tekrar zalim oluyor...
Uyanamadığımız bir kâbusun içinde yüzyıllardır çırpınıp duruyoruz.

Fatma Sibel YÜKSEK / Açık İstihbarat

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code