14 Şubat 2012 Salı

O Gece Fidan'ın Lojmanına Baskın Beklendi

11 Şubat 2012
MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Oslo görüşmelerinde aktif rol oynamış iki üst düzey yetkilinin özel yetkili savcı tarafından "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağrılmasıyla patlak veren "devlet krizinin" arka planında kamuoyuna yansıyandan çok daha çarpıcı ve tehlikeli gelişmeler yaşandığı ortaya çıkıyor.
Açık kaynaklara yansıyan bilgiler bile kavganın büyüklüğünü ortaya koyacak nitelikte. Resim o kadar büyük ki ne "Cemaat-AKP kavgası", ne "MİT-Emniyet kavgası", ne de "Tayyip Erdoğan'a yönelik okyanus ötesi tasfiye planı" gibi genel şablonlar-içinde doğruluk barındırsa bile-gerçek durumu tam olarak yansıtmaya yetmiyor
ERDOĞAN'A: "SIRA SANA DA GELECEK" MESAJI: Başbakan'ın açıkça sahip çıktığı bir MİT Müsteşarı'nı "şüpheli" sıfatıyla ifadeye çağırmak, gelmemesi durumunda "yakalama" kararı çıkaracağının işaretini vermek, herkesin üzerinde birleştiği gibi Tayyip Erdoğan'a meydan okumadır. Daha da ötesi, "sıranın kendisine de geleceği"mesajını vermektir. Mesele sadece MİT'in Başbakanlığa bağlı bir kurum olması meselesi değil. Şayet hedefe konulan MİT Müsteşarı Hakan Fidan değil de misal Emre Taner veya Şenkal Atasagun olsaydı, ortalık bu kadar karışır ve herkes şaşkına uğrar mıydı?

FİDAN'IN LOJMANINA GECE BASKINI: Yeni Şafak gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, olayların sıcaklığını içerisinde çok önemli bir bilgi verdi. Selvi dün köşesinde şöyle yazdı: "Hakan Fidan'ın gayet usulsüz bir şekilde ifadeye çağrılması, hükümet içinde tahminlerin ötesinde bir etki yaptı. O gece bazı bakanların MİT müsteşarını arayıp, ihtiyaç duyarsa yanına gelmek istediklerini, desteklerini bildirdiklerini bir kenara not etmenizi istiyorum."
Eğer bazı bakanlar, ifadeye çağrılan MİT Müsteşarı'nı geceyarısı arayıp "yanına gelebiliriz" diyorlarsa, ortada bir "baskın" beklentisi var demektir. Fidan'ın lojmanına gelinerek zorla alınıp götürüleceğini düşünüyor veya "biliyor" olmalılar ki böyle bir fiziki dayanışmaya gerek duyuluyor. Acaba Fidan'ı ifadeye çağıran güç, zorla gözaltına alma yöntemine başvursaydı ve o anda evde"bazı bakanlar" da bulunsaydı, ne olacaktı? Selvi'nin aktarımıyla bakanların"yanına gelebiliriz" demelerinden anlaşılıyor ki direneceklerdi! Yani fiziken karşı karşıya gelinecekti!..Belki de MİT ve bakan korumaları ile Fidan'ı "mevcutlu" götürmek üzere gelenler arasında çatışma çıkacaktı!
KIRILMA NOKTASI BAŞBUĞ'UN TUTUKLANMASI:
Başbakan Tayyip Erdoğan, başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, şimdiye kadar aynı yöntemle ifadeye çağrılıp akabinde tutuklanmış üst düzey askerler konusunda topu hep yargıya ve CMK'nın 250. maddesine attı. "Yargının bağımsızlığı" konusunda ne kadar samimiydi bilemeyiz ama herkes şunu biliyor ki Erdoğan'ın bir işaretiyle bu subayların hepsi serbest bırakılabilirdi. Nitekim kendisi de bundan son derece emindi ancak ne zamana kadar?
İlker Başbuğ tutuklanana kadar...
Erdoğan, İlker Başbuğ'un tutukluluğunun kaldırılmasını kanımca samimi olarak istedi, yargıya açıkça mesaj da verdi ama kendisini de şaşırtan bir şey oldu:Ergenekon sürecinde yargı ilk kez Başbakan'ın mesajını görmezden geldi.Başbuğ'un tutukluluğunu kaldırmadılar. Bu durum, Erdoğan açısından bir ilkti ve "Ergenekon'da" başka bir gücün devreye girdiğini gösteren en önemli işaretti.
FİDAN'IN TUTUKLANACAĞINI BİLİYORDU: Başbuğ'un tutuklanmasıyla, birilerinin gücüne ilk kez meydan okuduğunu gören Erdoğan, Hakan Fidan olayında aynı riski göze alamadı. "Kimse dokunulmaz değildir" şiarına ters düşmek, çifte standart uygulamak ve kamuoyunda güven kaybetmek pahasına askerlerden esirgediği koruma kalkanını MİT Müsteşarı'nın sırtına geçirdi. Çünkü Erdoğan, Fidan'ın ifade vermeye gitmesinin tutuklama ile sonuçlanacağını biliyordu!MİT Müsteşarı'na yönelik operasyon belki kendisinden başarıyla saklanmıştı ama olayın "tutuklama" ile sonuçlanacağı istihbaratını birileri Başbakan'a emin olun vermiştir. Doalyısıyla, başka seçeneği kalmadı Erdoğan'ın. Eğer Hakan Fidan'ın Beşiktaş adliyesinde bir çay içip ifade verdikten sonra mesaisine döneceğinden emin olunsaydı, kamuoyunda "Kendi adamlarını koruyorlar, askerleri aslanın ağzına atıyorlar" algısını oluşturmaya değmezdi. Fidan gider ve ifadesini verirdi. Hakan Fidan'ın karambolde tutuklanmasının ve Başbakan'ın bütün çabalarına rağmen geri bırakılmamasının ne anlama geleceğini varın siz düşünün..
ERDOĞAN'I HEDEFE KOYAN BU GÜÇ KİM?: Yine Abdülkadir Selvi'yi okuyalım:
"YAŞ krizlerini, HSYK'daki kavgaları hatta Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının istifa sürecini izlemiş birisi olarak, siyasi iradenin bu denli öfkeli olduğu bir ana tanıklık etmedim.
Bu düpedüz bir savaş ilanı olarak yorumlandı.
Bu ülkeyi seçilmişler mi yönetecek, özel yetkili savcılar mı?
İsrail'e "One Munite" çekmiş, Ergenekon'a, askere, muhtıralara boğun eğmemiş bir iktidar olarak, özel yetkili Cumhuriyet Savcılığına mı boyun eğeceğiz denildiğine tanık oldum".
Selvi de, "özel yetkili Cumhuriyet savcılarına mı boyun eğeceğiz" diyen aslan yürekli bakanlarımız da çok iyi biliyorlar ki karşılarındaki güç, özel yetkili savcılar filan değildir. Her sıkıştıklarında yaptıklarını yapıyorlar ve sanki partilerine bağımlı hale gelmeyen yargı kalmış gibi AKP'nin kurulduğu günden beri klasiği olan "yargı vesayetine boyun eğmeyiz" sakızını çiğniyorlar. Bu, biraz da hedef saptırmadır, olayın bir "iç savaş" olduğunu perdeleme çabasıdır. Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere herkes çok iyi biliyor ki Beşiktaş Adliyesi'nde AKP'nin deyimiyle"yargı vesayetini" temsil eden mübaşir bile kalmamıştır. İlker Başbuğ tutuklanınca yargı vesayeti olmuyor da, Hakan Fidan tutuklanmak istenince neden oluyor?
KİM, "ERGENEKON" MU?: Dört yıldır içinde "Ergenekon" geçen beş cümle kurarak yalı sahibi olan gazeteci kılıklılar, MİT'in başına örülen çorabın failini hemen buldular: Ergenekon!
Çelişkiye düşmekten hiç utanmadıkları için şöyle bir soruya muhatap kalacaklarını da düşünmediler:
"MİT'e yönelik operasyon, kaynağını KCK soruşturmalarından aldığına göre bu durumda KCK operasyonlarını ve tutuklamalarını da Ergenekon mu yaptı?İyi ama hani KCK, Ergenekon'un bir uzantısıydı?"
Hakan Fidan üzerinden Tayyip Erdoğan'a yönelen operasyonun arkasında "Ergenekon" olduğunu söylemek de "iç savaşı" perdeleme taktiğidir. İktidar ve onun gölgesinde yan gelip yatanlar, kanatlar arası savaşın daha da büyümesinden, ortalığın toz duman olmasından, düzenlerinin bozulmasından ve hesap verme gününün yaklaşmasından korkuyorlar. Nagehan Alçı ile kocasının zıplaması bundandır...
MİT YASASI MECLİS'TEN SORUNSUZ GEÇER Mİ? Çifte standartçı damgası yemek göze alındı, "adamını koruyor" dedirtmek göze alındı, başka bir kanattan şamarı yiyip oturmak göze alındı..Şimdi de "adama göre kanun çıkarma" ilkesizliği göze alınıyor. "Adam kurtarmak için yasa çıkarılmaz, böyle bir şey kamuoyunun vicdanını yaralar" diyerek şike yasası için Erdoğan'a bayrak açan Şamil Tayyar bile yasa değişikliğini twitter'dan destekliyor. Peki ya aynı gerekçeyle şike yasasını veto eden Abdullah Gül'e ne demeli? Peki böyle bir değişiklik Meclis'ten sorunsuz geçer mi? CHP ve MHP'nin muhalefetini kastetmiyorum, acaba AKP içinde sıkıntılar yaşanmaz mı? Bundan Tayyip Erdoğan da emin değil ki, teklif adı sanı duyulmamış bir milletvekiline verdiriliyor. Şöyle imzaya açılıp şan olsun diye 50-60 kişinin imzasıyla yapılamaz mıydı? Hem böylece Başbakan'a ve Hakan Fidan'a ne kadar sahip çıkıldığı da dosta düşmana gösterilmiş olurdu. Gece yarısı telefon açıp Hakan Fidan'a "yanına gelelim mi" diyen yiğitler nerede?
Netice itibarıyla bu yasa değişikliği şöyle veya böyle geçer ama burada bile Tayyip Erdoğan'ın gücü sınanmak istenecek ve de sınanacaktır.
İLERİ DEMOKRATLARIN HEPSİ DERİN DEVLETÇİ KESİLDİ: Bu arada, medyada ağzından "askeri vesayet", "karanlık geçmişle yüzleşme", "ileri demokrasi" teranelerini düşürmeyenlerin hepsi başımıza derin devletçi kesildi. Mahir Kaynak'tan öğrendikleri kadarıyla "devlet" ve "istihbarat" üzerine döktürmedik kelam bırakmadılar Yargı, devletin gizli faaliyetlerini soruşturma konusu yapamazmış! Gizli örgüte sızan istihbarat ajanı, suça da katılırmış, adam da öldürürmüş! Örgüt içindeki faaliyeti yargılamadan muafmış, yoksa devletin gizliliğine halel gelirmiş! Dolgun dudaklarıyla somurta somurta Hilal Kaplan bile böyle diyor...
Hani siz faili meçhullerin aydınlatılmasını ve bir daha yaşanmamasını istiyordunuz? Hani siz devletin hangi gerekçeyle olursa olsun cinayet işleyemeyeceğini savunuyordunuz? Şimdi bu söylediklerinizden hiç yüzünüz kızarmıyor mu?
BUNDAN SONRA NE OLUR: Fidan'ın koruma altına alınması ve MİT yasasında değişiklik yapılmasıyla kriz dondurulur. Bu arada örneğin Suriye gibi yeni bir gündem maddesi ortaya atılır. Taraflar birer adım geri atıp beklemeye başlarlar. Ancak biz eğer Emniyet'e ve Beşiktaş Adliyesi'ne yerleşmiş bu ekibi ve arkasındaki gücü tanıdıysak, Başbakan'dan da; Hakan Fidan'dan da eninde sonunda rövanş alınır. Devlet içi kavga büyür. "Daha ne olacak ki" demeyin, akla hayale gelmeyecek durum ve manzaralara tanık olabiliriz.
Fatma Sibel YÜKSEK


0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code