8 Şubat 2012 Çarşamba

"KKTC'de yabancıların herhangi bir gayrımenkul edinmesine kimsenin bir itirazı olamaz"

Avukat Barış Mamalı tarafından Türkiye’de yayımlanan Takvim Gazetesi'ndeki manşet haberle ilgili aydınlatıcı açıklama geldi.

Makul, anlaşılır ve masum sınırlar çerçevesinde ( Örneğin kamet veya yatırım amacıyla ) KKTC’de yabancıların herhangi bir gayrımenkul edinmesine kimsenin bir itirazı olamaz.

Yahudilerin Kıbrıs ile ilgilenmeleri çok eskiye dayanmaktadır. Kıbrıs adasının Osmanlılar tarafından fethedilmesi için II. Selim’e büyük etki yaparak Kıbrıs’ın kendisine verilerek burada bir Yahudi Krallığı kuracağı söylenen Yasef Nassi buna önemli bir örnektir.

Yahudi Devlet teşkilatının ve siyonizmin babası olarak kabul edilen Theoder Herzl ve ondan sonraki liderler için de Kıbrıs bir “Yahudi Yurdu” olması için hep bir alternatif olarak görülmüştür. Adanın İngiliz hakimiyetinde olduğu dönemde de buna benzer teşebbüsler olmuştur. Bu şekilde çekim merkezi olmasının en önemli sebebi, Adanın stratejik önemi, İsrail’e yakınlığı ve Tevratsal Sınırlar içerisinde Vaad Edilmiş Topraklardan olmasıdır.

Annan Planı döneminde eski Rum mülkleri açısından yaratılan olumsuz ortam ile özellikle adanın kuzey sahil bölgelerinde ve Karpaz – İskele alanında yoğun bir toprak satışı yaşanmıştır. Yapılacak bir anlaşma ile Rumların eski mülklerine geri döneceği, iskan edilen bazı insanların Türkiye’ye gönderileceği gibi olumsuz olgular arazi satışlarını fitillemiştir. Çoğunluğu Yahudi kökenli olan yabancılara yönelik son 7-8 yılda bu bölgede yoğun bir arazi satışı yapılmıştır ve bu satışlar halen devam etmektedir.


Referandum öncesi değerinin üzerinde yapılan teklifler sonucunda halk elindeki mülkleri satmaya başlamıştır.

Bu satışlara etken diğer hususlar ise ekonomik kriz, ihtiyaç ve arazilerin esasta Rum malı olmasıdır.

Adanın çözümsüzlüğü bir yerde bu arazilerin elden çıkmasına imkan vermektedir. Çünkü Rumlar kuzeydeki mülklerine geri dönememekte ve bu mülkleri herhangi bir bedel ödemeden elinde tutan kişilerin de rahatça bunları yabancılara satmasına ortam yaratılmaktadır.

Özellikle İsrailliler’in bu arazi alımlarına yoğun ilgi göstermesinin bir başka nedeni de AB hukukuna dahil olmamaları ve “Orams Davası” gibi bir dava tehdidinin üzerlerinde yer almamasıdır.

TAŞINMAZ MAL EDİNME VE UZUN VADELİ KİRALAMA (YABANCILAR) YASASI ve ilgili Emirnameler tahtında yabancı bir kişi veya tüzel kişi KKTC’de ancak aşağıdaki gibi gayrımenkul sahibi olabilir:

a) Üzeri boş olmak koşuluyla 1 dönüm arazi veya 1 adet konut veya 1 adet apartman dairesi
b) Satın alınan konut veya dairenin bulunduğu araziye başka bir konut/daire yapılamaz.
c) Yabancı kişi hakkında etraflı bir güvenlik soruşturması yapılıp Bakanlar Kurulu’nun onayı olmadan KKTC’de taşınmaz mülk edinilemez.

Görüleceği üzere yasal mevzuat ışığında bir yabancının mülk edinmesi hem zor hem de çok kısıtlıdır. Ancak kanunların yasakladığı bir sonuç, kanunların izin verdiği diğer araçlarla dolaylı bir biçimde elde edilmektedir, şöyle ki:

1. Yabancı kişi, önce anlaşmalı bir KKTC vatandaşı bulunuyor ve onunla birlikte yerli şirket kuruyor.

2. KKTC vatandaşı bir kişi şirkete %51 hisse sahibi yapılıyor ve şirkete “yerli statüsü” kazandırılıyor. Yerli şirketin adada sınırsız mülk satın alma hakkı oluşuyor.

3. Bu şirketler yabancı sermayenin yurt dışından gönderdiği paralar ile büyük miktarda taşınmaz mülk ediniyorlar.

4. Yasa gereği Yabancı olarak sadece bir dönüm mülk sahibi olunabilirken bu yolla sınırsız sayıda mülk edinilebiliyor.

5. Yabancı, bu yolla Bakanlar Kurulu’nun iznine muhtaç olmadan ve ayrıca herhangi bir güvenlik soruşturmasına da tabi olmadan dönümlerce araziye dolaylı yollarla sahip olabiliyor.

Bazı Yahudi Kökenli kişiler de bu yolu kullanarak KKTC’de çok miktarda arazi almışlardır. Bazı avukatlarla birlikte kurulan yerli şirketler adına da alınan dönümlerce mülk vardır. Bir dava vasıtasıyla giriştiğim incelemelerde önemli bulgulara rastladım. Bu konuda elimde resmi belgeler mevcuttur. Israrlı taleplere rağmen herhangi bir avukat veya Türk ortak ismi vermedim ve vermeyeceğimi de belirtmek isterim. Çünkü bu sorun isim bazında değil sistem ve anlayış çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Tek bir avukatın hissedar ve/veya direktörü olduğu 70’e yakın şirketinin olduğunu ( yaklaşık 30 şirkette ortaklar Yahudi’dir) tespit ettiğimi söyleyebilirim.

Son yaptığım bir araştırmada Yahudi ortaklı bir şirketin, Boğaz’daki GKK Karargahı’na 350 metre mesafede hem de dağ yamacında yaklaşık 24 dönüm arazi satın aldığını da tespit ettim. Yerli şirket olarak görüldüğü için güvenlik soruşturmasına tabi olunmadan askeri merkezi kuşbakışı görebilecek ve çok yakın bir yerden dahi arazilerin alınabildiğini görmekteyiz.

Ben kendi çapımda yaptığım araştırmada bir çok bilgi, belge ve görüntü elde ettim. 1946 – 1948 yıllarına ait ve daha önce hiç yayımlanmamış görüntülere de ulaştım ( Mağusa’daki Yahudi Kampları ile ilgili ).

Benim bulduklarım buzdağının görünen kısmıdır. Ben bu şekilde elden çıkmış takriben 1.000.000 metrekareyi aşkın arazi tespit ettim. Devlet ciddi bir inceleme yaparsa iddia ediyorum ki binlerce dönüm taşınmazın bu yolla elden çıktığını görecektir.

Yıllar önce alınan bir çok arazinin halen boş olarak tutulması, hatta inşaat yasağı olan bölgelerden dönümlerce arazinin bu yolla alınması üzerinde ehemmiyetle durulmalıdır.

Kanal A televizyonu Ocak ayında bu konuda bir belgesel yayımlamıştır ( Vaad Edilmiş Kıbrıs). Bu belgeselde daha teferruatlı bilgiler verilmiştir.

Bu araştırmam herhangi bir ırka yönelik olumsuzluk yaratmak için değil ülkede yaşanan ve belgelediğim gerçekleri kamuoyu ile paylaşmaktan ibarettir.

Yukarıda belirttiklerim yanında tespit ettiğim daha bir çok önemli ve esrarengiz olguyu da ilerleyen günlerde kamuoyu ile paylaşacağım.

Av. Barış Mamalı






6 Şubat 2012 / KIBRISPOSTASI.COM





0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code