3 Nisan 2011 Pazar

Tayyip Erdoğan'a Wikileaks Şantajı

20.3.2011

Taraf gazetesinin patroniçesi Yasemin Çongar, tarihe yüzyılın en ilginç simalarından biri olarak geçeceği anlaşılan Julian Asange ile Londra'daki karargâhında buluşup Wikileaks'in yayın haklarını gazetesi adına satın aldı. 

Böylece bilgisayar hırsızlığı veya bir takım karmaşık planların sonucu olarak karanlık bir borudan akmaya başlayan'sızıntının' fikir haklarına tabi bir "basılı eser" olduğunu öğrenmiş olduk!

Yasemin Çongar, Assange ile böyle tuhaf bir "telif sözleşmesi" yapınca, bizim 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nu inceledim. Yasada 'sızıntıyı' veya ona benzer bir şeyi'fikir eseri' olarak tanımlayan herhangi bir madde yok. Dolayısıyla, bu tür 'eserlerin' nasıl bir kanuni düzenlemeye muhatap olacağı belli değil. Ayrıca, Amerikan büyükelçilerinin görev yaptıkları ülkelerden merkeze yolladıkları kriptolar Julian Assange'ın şahsi malı mı ki onunla anlaşma yapıyorsun? "Eserin" sahibi ABD Devleti, 'telif sözleşmesinin' de onunla yapılması gerekir...


Böyle saf saf konuşup bizim fikir hakları mevzuatını incelemeye kalkıştığıma bakmayın. Yasemin Çongar da 'telif sözleşmesini' Assange ile değil CİA ile yaptı zaten.

Yani, CİA'nın yeni bir 'fikir ve sanat eseri' ile karşı karşıyayız.

Assange'ın Yasemin Çongar ile yaptığı 'sözleşmenin' yayın haklarıyla filan alakası yok. Bu sözleşme, Çongar'ın 'aracı ve tanık' olduğu bir ortamda Assange ile CİA arasında yapılmış bir sözleşmeden başka bir şey değildir. Türk medyasındaki bazı safdillerin veya Odatv operasyonundan sonra tırsıp da hükümete Taraf gazetesi üzerinden yalakalık yapmaya kalkışanların yaygarayı bastığı gibi "büyük gazetecilik başarısı" hiç değildir.

Anlaşmanın tanım ve kapsamını daha net okuyalım:

Bu anlaşma, CİA'nin wikileaks sızıntısını kontrol altına almaya başladığının ilk işaretidir. Bu işaretin Yasemin Çongar gibi sembolik bir isim üzerinden verilmesini de doğal karşılamak gerekir. Julian Assange köşeye sıkışmış veya görevini tamamlamış olacak ki wikileaks olayı yeni bir aşamaya getirilerek 'kontrollü tahribata' geçilmiştir.

"Tamam wikileaks'i yayımlama hakkını almak büyük bir gazetecilik başarısıdır ama acaba Taraf gazetesini sızıntının ne kadarını yazabilecek? Yoksa sadece kendi işlerine gelenleri mi yayımlayacaklar?" şeklinde merak serdedenlerin sorusu ise cevap bulmaya başlamıştır bile.

Tabii ki CIA'nın izin verdiği bilgiler yayımlanacak....

Hatta yakında bizim gibi wikileaks'ten dolayı uykuları kaçan kişiler tarafından yönetilen başka ülkelerde de Taraf'ın misyonuna sahip yayın organları ortaya çıkıp kendi ülkeleri ile ilgili bölümlerin 'yayın hakkını' satın alabilirler.

O ülkelerin kamuoyları bizim gibi "büyük gazetecilik başarısı!" yalanının yiyip yutarlar mı bilemeyiz. Biz yiyip yutarız, hem de iştahla...

Odatv'nin tutuklanan yöneticileri, bütün bu büyük bilgi kirliliğinin arasında "Wikileaks belgelerini yayına hazır hale getirmiştik ki operasyon yedik" diye feryat ediyorlar ama seslerini duyuramıyorlar. Varsa yoksa İklim Bayraktar, varsa yoksa taciz...Odatv'deki gazeteciler wikileaks'i yayın aşamasına getirdikleri noktada neden hapsi boyladılar da Taraf yayımlayınca "büyük gazetecilik" oldu dersiniz?

Şimdi Taraf'ın ilk sansasyonel wikileaks ifşaatlarına bakıp, "Canım baksanıza Abdullah Gül'ün Fethullahçı olduğunu bile yazdılar, demek ki sansür yapmayacaklar" diye umuda kapılanlar var. ...

Hele hele, Fethullah Gülen'in "devleti sinsice ele geçirmeye çalıştığı" yazılınca, bazı laikler zevkten dört köşe oldu!

Çok şaşırdık! Hiç bilmiyorduk Abdullah Gül'ün "Fethullahçı" olduğunu, ağzımız açık kaldı!...

Fethullah Gülen cemaatinini devleti sinsi bir şekilde ele geçirmeye çalıştığını da öyle...

Siz dalga mı geçiyorsunuz?

"Tamam, bu bilgiler yeni olmasa de en azından ABD'nin cemaati 'tehlike' olarak görmeye başlaması önemli" diyenler de biraz sabırlı olsun. Taraf gazetesi üzerinden cemaate ve Tayyip Erdoğan'a gösterilecek sopaların daha ilki bunlar...
...................

İkinci günün ifşaatı, "Ergenekon polisleri FBI'a brifing verdi" haberiydi.

Bakın bu ilginç işte...

Belgelere göre bu brifing, Kasım 2007'de verilmiş, yani ilk Ümraniye operasyonundan 5 ay sonra. Ve orada, "Özdemir Sabancı cinayetinin arkasında Veli Küçük var" denilmiş. Oysa o tarihte Ümraniye soruşturmasının "Ergenekon" adlı bir davalar silsilesine dönüşeceği henüz bilinmiyordu ve Veli Küçük de Ocak 2008'de tutuklandı. İddianamede Veli Küçük'e böyle bir suçlama yöneltilmiyor ayrıca.

Demek ki birileri, Ergenekon soruşturmasını daha iddianameye dönüşmeden Amerikan istihbaratına "pazarlamaya" çalışmış... 

"Yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan?" sorusuyla yeniden karşı karşıyayız.

ABD'ye göre yumurta AKP'den çıktı...

Bakalım AKP bu hamleye, "Hayır, tavuk senden çıktı" diye karşılık verebilecek mi? Yandaş kalemlerden vazife bekliyoruz!

En ilginci de Türk polisinin FBI'a "Ergenekon soruşturması bazı Anayasa Mahkemesi üyeleri ile muvazzaf generallari de kapana kıstıracak" şeklinde rapor vermesi...

Türk adli makamlarınca yürütülen bir gizli soruştırmanın yabancı bir ülkenin istihbarat örgütüne rapor edilmesi, en azından "casusluk" suçudur. Bakalım hükümet bu polislerin peşine düşecek mi?

İşin bu yönünü özellikle yandaş medya yüzsüzce geçiştirirken, Veli Küçük adını görünce yine kırmızı görmüş boğa gibi kontrolden çıkıldı ve "Özdemir Sabancı'yı Veli Küçük öldürtmüş!" haberi manşetlere taşındı.

Oysa burada Veli Küçük'ün Özdemir Sabancı'yı öldürttüğü iddiasından daha önemli şeyler var. Veli Küçük haberinin şehvetine kapılanlar, bu sızdırmanın AKP Hükümeti'ne, dolayısıyla Tayyip Erdoğan'a kurulmuş bir tuzak olduğunu göremiyorlar.

Neden Tayyip Erdoğan'a kurulmuş bir tuzaktır?

"Ergenekon" adı altında küresel bir saldırıya maruz kalan bizler, bu operasyonun içinde yabancı istihbarat örgütleri, AKP, hatta Genekurmay'ın bulunduğu bir konsorsiyum tarafından planlanıp yönetildiğini hep söyledik. Şimdi Taraf'ın yayımladığı wiklileaks sızıntısıyla "Ergenekon soruşturmasının sahibi AKP'dir" denilmek isteniyor.

Öyle ya, yayına bakılacak olursa Amerikan Devleti bu operasyondan Türk polisinin verdiği raporla haberdar olmuş!

Hatta, "Askerler ve yargıçlar da kapana kıstırılacak" planını ilk orada duymuş!

Yakında Amerikalı diplomatların "AKP'nin bu korkunç planları konusunda Türk Genelkurmayı'nı uyardık" şeklinde bilgi notları da yayımlanırsa şaşırmayalım...
AKP'ye Taraf gazetesi üzerinden verilen mesaj açıktır:

"Ergenekon'u senin başına yıkıp çekiliriz"

Ergenekon'un muhalifleri ve basını sindirme planından başka bir şey olmadığı düşüncesi giderek daha geniş kamuoyunda egemen olmaya başlarken ve iki büyük seçime aylar kalmışken az tehdit midir bu AKP için?

Taraf gazetesi üzerinden Tayyip Erdoğan'a uzatılan sopayı görenler de var. Bunlardan birisi basın sözcülüğü vazifesini köşe yazarı kılığında devam ettiren Akif Beki...

Beki, Radikal gazetesindeki köşesinde,
"Taraf gazetesi, WikiLeaks’in Türkiye postasını dağıtmaya başladı. Ama yaptıklarının ulaklık değil de gazetecilik başarısı olduğuna inanmamızı bekliyorlargirizgâhından sonra
"ben öyle demiyorum" istihzâsı eşliğinde Taraf'ın bu konuda üstlendiği misyonu etraflıca tanımlıyor.

Okuyalım:

"Bakın; zamanlamasına itiraz etmiyorum, altında bir bityeniği de aramıyorum. WikiLeaks’in Türkiye dokümanlarının tam da seçimlere çeyrek kala ortaya dökülmesinin maksatlı olduğunu söylemiyorum katiyyen.

Türk siyasetine sınırötesi bir operasyon çekildiğini, seçmen kanaatlerini değiştirmeye matuf bir karalama kampanyası yürütüldüğünü zımnen bile olsa ima etmeyeceğime söz veriyorum. Habercilik başarısı olarak kabule dahi hazırım. Yeter ki Amerikalı diplomatların gelişigüzel atıp tuttukları mutfak konuşmaları, doğruluğu araştırılmadan önümüze konmasın.."

Akif'in gazetecilikten ne kadar bîhaber bir devlet memuru olduğunu yakından bildiğimiz için

"Taraf’ta yapılanın üstün gazetecilik sayılması için, ellerine verilen dedikodu tomarını olduğu gibi yayımlamadan evvel kendi imkânlarıyla tahkik etmeleri gerekmiyor mu? ABD’li diplomatların aile içi mahrem yazışmaları bunlar. İçinde yaygın söylentiler, kulaktan kulağa fısıltılar, şayialar, tevatür, tezvirat, iftira, ne ararsanız mebzul miktarda var. WikiLeaks evrakı, hiçbir şeyi doğrulamıyor bu haliyle, belge değeri dahi taşımıyor"

şeklindeki malûmatfüruşluğunu gülümsemeyle karşılıyor ve "Yapma Akif, diplomatlar görev yaptıkları ülkerdeki söylenti, fısıltı, şayia ve tezviratları da hükümetlerinin bilgisine sunarlar. Bunlar ele geçtiğinde de ham haliyle haberdir, gazetecinin bunları doğrulatmak gibi imkansız bir görevi ve çabası olamaz" demeden geçemiyoruz...

Ve tabii kendi ağzıyla da yeni bir tuzağa düşüyor Akif Efendi...

Yarın öbür gün Tayyip Erdoğan'ın banka hesapları, senin istediğin gibi "doğrulatlıp" öyle yayımlanırsa ne yapacaksın Akif?

O zaman kendi koyduğun "gazetecilik şartına" sadık kalıp "Amma götürmüş bizim patron ha! Bize de üç bin lira maaştan başka bir şey vermedi" diye yazılar mı yazacaksın?

Sonra, "Taraf'ın bu "misyonu" senin bilgin ve yönlendirmen dahilinde Başbakanlık koridorlarında resmi kurumların reklamları cukkalanırken neden dikkatini çekmedi Akif Efendi?" diye sorarız. "Taraf'ı Halk Bankası'nın reklamlarıyla fonlamak kimin fikriydi, anlat bakalım" bile deriz...

Akif'in satırlarındaki şu sitem de dikkat çekici:

"Müttefiklerinin arkasından konuşurken, mahalle ağzıyla dostlarını çekiştirirken suçüstü yakalandılar..."

Hayal kırıklığını görüyor musunuz? Yolları ayırma aşamasına gelindiğinin farkında eleman... Öküz ölmüş ortaklık bozulmuş, Taraf da "en hakiki tarafına" geçmiş, şimdi oradan vuruş yapmaya hazırlanıyor. Olan bizim cebimizden çıkan Halk Bankası'nın reklam paralarına oldu desenize. CİA paramızı "Türkiş kebap-raki" yapıp yuttu!

En çok da Akif'in "Fakat bizim gazetecilik meslek ahlak ilkeleri de buyuruyor ki; soruşturulması imkân dahilinde olan bir bilgi, muhatapları nezdinde doğrulatılmadan yayımlanamazlafına güldüm.

Bu arkadaşın Ergenekon sanıkları hakkında yapılan akıl almaz yayınlardan hiç haberi yok demek ki..Norveç'te köşe yazarlığı yapıyor kendisi..

Velhasıl telaşında haklıdır Akif Efendi, ön almaktadır, wikileaks belgelerini itibarsızlaştırmaya, güvenilmez bilgiler olarak göstermeye çalışmaktadır.

Bu telaşın ve karşı psikolojik savaş atağına geçişin sebebini de kısa yoldan açıklayalım:

Tayyip Erdoğan'a "Hakkındaki bütün bilgiler elimizde, bunları istediğimiz an ortalığa dökeriz" denilmiştir.

Buna İsviçre'deki, Lüksemburg'daki, Dubai'deki ve dünyanın başka ülkelerindeki banka hesapları da dahildir.

Ki "NATO'nun Libya'da ne işi var" derken iki kere düşünsün,

Kendisini devlet başkanlığı, şeyhülislamlık gibi hırslara kaptırırken alçaktan uçsun...

İlaçlarını düzenli alsın, bolca istirahat etsin, torun sevsin...

Kendisine verilecek yeni vazifeleri beklesin...


Kaynak: Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat


0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code