5 Ocak 2011 Çarşamba

Şener: 'Bu iktidarın çok büyük günahları var'

Abdüllatif Şener Gazete5'e konuştu

Başbakan Erdoğan, 2004 yılında İsrail Dışişleri Bakanı ile bir telefon görüşmesi yapar... Aralarında son derece ilginç bir konuşma geçer. Ve bu konuşmanın bir tek tanığı vardır... Abdüllatif Şener.

Selda Öztürk KAY



Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’le, Ankara’daki parti genel merkezinde konuştuk. Abdüllatif Şener, siyasetin en önemli isimlerinden biri… Üstelik Türk siyasetinin bugüne dek pek tanık olmadığı bir “feragat” öyküsünün kahramanı… O, kurucusu olduğu ve Başbakan Yardımcılığını üstlendiği AKP’den, 22 Temmuz seçimlerinden hemen önce ayrıldığını açıklayarak, siyaseten ne denli farklı bir düşünce yapısına sahip olduğunu gösterdi.

Şimdilerde ise Türkiye Partisi Genel Başkanı olarak iktidarın en çekindiği muhaliflerden biri olarak siyaset sahnesinde…



Şener’in makam odasına girdiğimizde, eski öğrencilerinden küçük bir grupla sohbet ettiğini gördük. Biz sorularımızı yöneltmeden hemen önce, Genel Başkan bir ara makam odasından çıktı. Biz de fırsatı ganimet bilip, öğrencilerinin ağzından Abdüllatif Şener hakkında birkaç cümle alabilir miyiz diye harekete geçtik tabii… “Hocanızı birkaç sözcükle anlatmanızı isteseydik, neler söylerdiniz?” diye sordum. Mehmet Uncu, yaklaşık 25 yıllık hukuklarına dayanarak Abdüllatif Şener’in ilkesel duruşunun ne öğretim görevlisi olduğu dönemlerde ne de siyasetin baş aktörü olduğu yıllarda asla değişmediğini söyledi. Uncu’ya göre Abdüllatif Şener’in en önemli özelliği “net” duruşu... “Kararlarını bilgiye ve ahlaki değerlerine göre alır” diye de ekliyor.

Bu kısa sohbetin ardından Abdüllatif Şener’e sorularımızı yöneltiyoruz. Şener’in hem siyasi hem de akademisyen kimliği, ilk sorumuzun çerçevesini de doğal olarak çiziyor. Kaynama noktasına gelen üniversitelerdeki protesto eylemlerine bir öğretim görevlisi olarak nasıl baktığını soruyoruz. AKP’li Burhan Kuzu’nun “yumurta” macerasını değerlendirirken verdiği mesajlar ise dikkat çekici…

GAZETE5- Başbakan Erdoğan ve AKP’li Burhan Kuzu’nun üniversite öğrencilerinin protesto gösterilerine ilişkin oldukça sert mesajlar verdiğini gördük. Daha sonra bir soruşturma başlatıldı öğrenciler ve rektör hakkında… Siz bu girişimi nasıl değerlendirdiniz?

A.ŞENER: Öğrenciler yumurta attı diye bunun soruşturulması, bastırılması ve yok edilmesi gerektiğini düşünen siyasi liderler, demokrasinin ne olduğunu bilmiyorlar. Şu anda işin asıl önemli noktası bu diye düşünüyorum. Ben 80 öncesi öğrencilik yaptım. O dönem de öğrenci olayları vardı. Şiddet kullanılırdı, zor kullanılırdı. Yaralamalar, öldürme olayları sık görülürdü. O dönemdeki şiddet olaylarının toplum hafızasında önemli izleri vardır. Şu anda, demokrasi gereklikleri içinde cereyan eden protesto hadiselerini, siyasi liderler, maksatlarına uygun olarak, toplumun hafızasında eski olayları çağrışım yaptıracak şekilde bastırıp susturmaya çalışıyorlar. Halbuki o günün koşulları çok başkaydı. O gün cereyan eden olaylar çok farklı nitelikteydi. Bugün gördüğümüz olaylar onlarla kıyaslanmayacak kadar farklı olaylardır. Bu doğrudan doğruya demokratik bir haktır bana göre. Bir protestodur. İnsanlar duyarlı oldukları konularda protestolarını yaparlar. İnsanların ifade, örgütlenme ve şiddet kullanmamak kaydıyla eylem özgürlüğü vardır.

KUZU’NUN TANIMI ÇOK “AYARSIZ” BİR İFADE

GAZETE5- Burhan Kuzu’nun bir “örgüt” değerlendirmesi oldu. Sizce de üniversite gençliğini bir “örgüt” yönlendiriyor olabilir mi?

A.ŞENER: Bakıyorum, protestoya maruz kalanlar öyle tanımlamalar yapıyorlar ki, toplum hafızasında öyle kötü şeyleri hatırlatarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Örneğin bu bir örgüt işidir dediğiniz zaman, arkasında Ergenekon mu var diye tereddüt yaratırsınız. Bu çok ayarsız bir ifadedir. Ayarsız bir tanımlamadır. Çünkü cami yaşatma dernekleri de örgüttür. Ülkede binlerce sivil toplum kuruluşu var bunların hepsi örgüttür. Bir ülkede örgütlü toplumun olmayışı sorundur. Örgütlenme özgürlüğü olmayışı sorundur. Yoksa örgütlenmenin var oluşu, örgütlü grupların protesto, eylem yapmaları demokrasinin bir gereğidir.

GAZETE5- Burhan Kuzu, “askerden medet umuyorsanız boşuna beklersiniz. Onların takati kalmadı” diye bir söz de sarfetti. Bu ne anlama geliyor sizce?

A.ŞENER: Onu asker düşünsün. Onu ben yorumlamam. Ben sivil demokratik bir toplumdan yanayım. Sivilleşme neyse, demokratikleşme neyse onu savunurum. Şu kurum ne durumda diye sorgulamaya gerek görmem. Ama burada cereyan eden hadiselerde ve arkasından verilen demeçlerde çok vahim tablolar var. Türkiye’nin bugün suskun hale dönüşmüş olması tehlikedir. Yoksa, öğrencilerin işçilerin haykırması, protesto etmesi, yumurta atması tehlike değildir. Sağlık işaretidir.

BİR ÜLKEDE İKTİDARIN SESİ DAHA GÜR ÇIKIYORSA SAĞLIKSIZ GÖRÜNÜYOR DEMEKTİR

GAZETE5- Toplum nasıl susturuldu?

A.ŞENER- Şu anda sivil toplum kuruluşları yok. Belki milyonlarca sivil toplum kuruluşu var ama sivil olmaktan çıkmışlardır. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından biri gelişmiş bir sivil toplumun varlığıdır. Bu yoksa ülkenin demokrasi standardı düşmüş demektir, demokrasi yerlerde sürünüyor demektir. Sivil toplum önemlidir. Ülkedeki eleştirel düşünceyi, eleştirel bakış açısını sürekli üreten ve yaygınlaştıran sivil toplum kuruluşlarıdır. Kiminin 5, kiminin 10 bin üyesi vardır. Ama kendi içlerinde eleştirel düşünceleri büyütür, çoğaltırlar. Özlü cümlelere dökerler. Edirne’den girer Hakkari’den çıkar bu slogan ve söylemler… İnsanların zihninde eleştirel bakış açısı oluşturur.

Sağlıklı bir demokraside, eleştirel düşüncenin ve muhalefetin sesi daha gür çıkar. Eğer bir ülkede iktidarın sesi gür çıkıyor, bağırıyor, çağırıyor, iktidarın görüşü tek görüş haline dönüşüyorsa o ülke sorunlu demektir. İktidarın sesi sorunlu çıkıyorsa sorunlu bir ülkedir, muhalefetin sesi fazla çıkıyorsa sağlıklı bir ülkedir. Dolayısıyla Türkiye çok sağlıksız görünüyor.

BU İKTİDARIN ÇOK BÜYÜK GÜNAHLARI VAR

GAZETE5- Bu duruma nasıl geldik? Uzun zamandır devam eden soruşturma ve davaların bu süreçte etkisi var mı sizce?

A.ŞENER: Olay o değil sadece… Kamu gücünü kullanan bir iktidar var. Bu iktidarın çok büyük yanlışları var. Bu iktidarın, başbakanın, bakanların ve tüm örgütün çok büyük günahları var. Yolsuzluklar devasa boyutlara ulaşmış vaziyette. Şeffaf oldukları takdirde, demokrasinin gereği olarak rahat eleştirildikleri taktirde, günahları rahat söylenip, rahat yazılır ve yayınlanır hale geldikçe, varlıkları tehlikeye düşecek. Kamuoyu görecek ve bunlardan uzaklaşacak. Bunu bildikleri için günahlarını konuşulamaz, yayınlanamaz, tartışılamaz hale getirmek için ellerindeki kamu gücünü bir kırbaç gibi kullanıyorlar.

BAŞBAKAN HER KESİMİ TEHDİT EDİYOR

GAZETE5- Sanki diktatörlük tanımı yapıyorsunuz…

A.ŞENER: Başbakan’ın her konuşmasında örtülü tehditler var. İşçilere, öğrencilere, işadamlarına, medya patronlarına, sendikalara, odalara, vakıflar, dernekler tüm sivil örgütlere tehdit var. Diyor ki canınıza okurum. Neyle okur. Elindeki kamu gücünü yasal sınırları aşarak kullanır. Örnekleri de var bunun. Örnekleri olduğu için de bir tehditkar cümleyi duyanlar hemen hizaya gelip susuyorlar. Bizim sömürge aydınlarımız da hemen iktidarın yanında saf tutup oradaki saçma sapan lafları ve berbat icraatları kendilerince düzeltiyorlar, yorumluyorlar. Felsefi kılıf icat etmeye çalışıyorlar. Aklamaya çalışıyorlar ki bir gazetenin bir köşesinde yazıyorlarsa, o köşeyi koruyalım. Veya bizi de yandaş olarak bilsinler ki biz de bazı nimetlerden yararlanalım diye düşünüyorlar. Gerekçe ister havuç, ister sopa olsun. Fark etmez. Sonuç önemlidir. Sonuç da suskunluktur.

Başbakan Erdoğan, 2004 yılında İsrail Dışişleri Bakanı ile bir telefon görüşmesi yapar... Aralarında son derece ilginç bir konuşma geçer. Ve bu konuşmanın bir tek tanığı vardır... Abdüllatif Şener.


GAZETE5- Gündemde bir de wikileaks belgeleri var. Sizin adınız da belgelerde “Yolsuzlukları görüp istifa eden bakan” olarak geçiyor. Bu belgelerdeki bilgiler doğru mu?

A.ŞENER: Bu belgeler “saçma sapan şeylerdir, tiye alalım” diye yapılan yorumları ciddi bulmuyorum. Doğru bulmuyorum. Bu belgeler bir şeyleri gösteriyor. Bir kere rastgele şeyler değil bu belgeler. Diplomasinin kendi oturmuş kuralları içinde süzgeçten geçmiş ve ülkelere rapor edilmiş bilgiler. Ama incelenmesi lazım her birinin… X bir şahsın dediğine göre ‘şu olay şöyleymiş’ gibi ifadeler var belgelerde. O “X şahsın” o lafı söylememiş olması mümkün değil. O söylenmiş bir şey. Ancak o X şahıs, bunu söyledi diye o olay olmuş mu olmamış mı? İşte bunu tartışmak lazım. Örneğin Vecdi Gönül demiş ki ‘Dışişleri Bakanı tehlikeli adamdır’… Her ne kadar kendisi yalanladıysa da, bu söylendi mi söylenmedi mi diye tereddüt edilecek bir olay yok… Ama bir bakan bir başka bakan hakkında “tehlikeli” dedi diye o gerçekten tehlikeli olur mu? Tartışılması gereken şey budur bana göre.

GAZETE5- Başbakanla ilgili olarak da en yakınındaki isimlerin verdiği “İsviçre’deki 8 hesap” bilgisi var. Bunda da doğruluk payı olduğunu düşünüyor musunuz?

A.ŞENER: Belgelerde, “AKP’li sağlam iki kaynaktan edinilen bilgiye göre Başbakanın İsviçre’de 8 tane hesabı var” deniyor. O güvenilir bazı kişilerin bunu söylememiş olması mümkün değil. Söylemişler. Onların kim olduğu da belgelerde gözükmüyor. Bazen korumak istedikleri isimleri zikretmiyorlar. Devamlı işe yarıyorlarsa bu isimleri korumaya almış olabilirler. Ama bu iki kişi böyle bir şey söyledi diye böyle bir şey gerçekten var sayılabilir mi? Yoksa bu zayıf bir delil midir? Bu ayrıca incelenecek ve tartışılacak bir konudur. Eğer o bilgileri verenlerin ismi geçseydi, ‘Bunları ciddiye almak lazım” ya da “Yok canım bunu geçin” diyebilirdim. O isimleri bilmediğim için bir şey söyleyemiyorum.

GAZETE5- Sizinle ilgili ifade doğruları yansıtıyor mu peki? Gerçekten yolsuzlukları görüp dayanamadığınız için mi ayrıldınız AKP’den?

A.ŞENER- Aslında benimle ilgili olduğu söylenen bölüme ilişkin değerlendirmem yanlış aksettirildi. Bana, hemen herkes ‘AKP’yi neden bıraktın’ diye soruyor… Bu belgelerdeki istifa eden bakan ifadesi gazetelere yansıyınca ben de ona vurgu yaparak “ABD bile niye bıraktığımı anladı da, sağımdaki solumdakiler anlamadı” diye bir yorum yaptım. Anlatmaya çalıştığım şey oydu aslında.

GAZETE5- Wikileaks belgelerinin patlamasından hemen sonra ABD resmi makamları özür diledi. Bu ne anlama geliyor? Gerçekten bu bilgilerin Amerikan devletinin bilgisi dışında dünyaya sızdırılmış olabileceğini düşünüyor musunuz?
A.ŞENER: Yapılan açıklamalar, devletin kontrolün dışında sızdırılmış olduğu yönündeydi. Olabilir ama şu ana kadar çıkan belgeler çok az.

Yayınlananlar, sızan belgelerin çok küçük bir kısmı. Türkiye ile ilgili 8 bin civarında belge var dediler. Sadece 30 tanesi çıktı. Tamamı çıksa, hepsi ortaya dökülse, diyeceğim ki bu devletin iradesi dışında isteği dışında sızdırılmıştır. Ya da o belgelere göre kontrollü bir şekilde dışarıya servis yapılmıştır yorumu yapacağım. Ama şu anda daha erken. Söyleyemiyorum.


GAZETE5- Şu ana kadar çıkan belgelere dayanarak bir değerlendirme yapamıyor musunuz?

A.ŞENER- Henüz ABD’yi rahatsız edecek bir şey çıkmadı ortaya. Yayınlananlar arasında ABD’nin politikalarını deşifre eden, bilinmesini istemediği bazı dış politika çabalarını ortaya döken, saçan herhangi bir bilgiye ulaşmadık. Ama bundan sonra da iş böyle gelişecek diye bir garanti yok. Daha sonraki belgelere bakacağız.

GAZETE5- Başbakan ve AKP’nin diğer bakanları wikileaks belgelerinde İsrail parmağı olduğunu söylediler. Katılıyor musunuz bu yoruma? Bu işin arkasında İsrail olabilir mi?

A.ŞENER- Hükümet ciddi olarak bunun arkasında İsrail olduğunu düşünüyor da olabilir. Veya, topu İsrail’in üzerine attığı zaman iç politikada avantaj sağladığını düşünüyor olabilir. Buna gerçekten inanıyorlar mı? Yoksa iç politikada kendilerini rahatsız edecek konularda ‘İsrail’in düzmecesidir’ diye rahatlamaya mı çalışıyorlar onu tam kestiremiyorum ama gördüğüm şu. Bir taraftan da İsrail ile arayı düzeltmeye çalışıyor hükümet.

AKP İSRAİL’LE BARIŞMAYA ÇALIŞIYOR

GAZETE5- Nasıl?
A.ŞENER- Haydarpaşa’daki yangını söndüremeyen hükümet İsrail’deki yangına uçaklar gönderdi. Netanyahu ile telefon diplomasisi başladı. Cenevre’de iki kez Başbakanların temsilcileri buluştular, görüştüler. Birbirlerine zeytin dalı uzatıyorlar. Bu ülkemiz adına tehlikeli bir süreç. Bu wikileaks belgelerinden daha tehlikeli bir süreç.

GAZETE5- Neden tehlikeli?
A.ŞENER- Eğer bu yakınlaşma çabası, bir korkuyu, endişeyi, devamında gelecek belgelerin hükümeti, başbakanı rahatsız edeceği yönündeki bir endişeyi gösteriyorsa büyük tehlike var demektir… Hükümet İsrail’e “aman etmeyin frene basın, bunlar ortalığa dökülmesin, biz de sizi memnun ederiz” demeye başlamış demektir… Bu da ülke menfaatlerini baştan sona tahrip edecek bir süreçtir. Türkiye’nin başında felaket bulutları dolaşıyor demektir. Dolayısıyla bu dönem İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkileri, gizli veya açık ilişkileri çok iyi izlemek lazım.

ERDOĞAN’IN İSRAİL KARŞITLIĞI ÖZDE DEĞİL SÖZDE

GAZETE5- Başbakan Erdoğan, İsrail’e yönelik verdiği mesajlarda pek kararlı görünüyor ama… Sanki taviz vermeyecekmiş gibi..

A.ŞENER- Gerçek farklı, ekran farklı. İçten içe ilişkiler kuruyor, dıştan dışa söz bazında mesafeli görünmeye çalışıyor. Karşı cephe gibi görünmeye çalışıyor. İşin bu tarafı doğrudan kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. Halkı, İsrail karşıtı bir noktada durduğuna ikna edip oy devşirme çabası içine girmektir. Önemli olan bu dıştan görünen hali değil. İçten içe neler olup bitiyor, bu son derece önemli.

GAZETE5- Çok emin görünüyorsunuz…Bildiğiniz bir şey mi var?

A.ŞENER- 2004 yılında Hamas lideri Meşal Türkiye’ye gelmişti. Hükümet davet etmişti. O zaman basın biraz daha özgürdü. Bütün basın, “İsrail’in terörist olarak bildiği şahsı, hükümet Türkiye’ye davet etti. Türkiye, İsrail ve ABD ile arayı bozacak” yorumu yapmaya başladı. Bu iş Türkiye’ye zarar verecek diyorlardı. Halbuki aynı gün Bakanlar Kurulu Toplantısında dönemin Dışişleri Bakanı tarafından verilen bilgiye göre, İsrail ile gerekli görüşmelerin yapıldığı, İsrail’in de bizim Meşal’i kabul etmemizden memnun kaldığı, çünkü İsrail’in dolaylı da olsa Hamas’la temas sürdürme ihtiyacında olduğu, doğrudan muhatap alamayacakları için dolaylı olarak sürdürmek istedikleri, bu rolü Türkiye’nin üstlenmesinin de kendileri açısından faydalı olacağını söyledikleri öğrenildi. Dolayısıyla İsrail’in AKP Hükümeti’ne Meşal’in Türkiye’ye gelişinden memnuniyet duyacaklarını bildirdiği anlatıldı. İlgili Dışişleri Bakanı bunu Bakanlar Kurulu’nda söyledi.

O günlerde bir şey daha oldu. İsrail Büyükelçisi, Meşal’in Türkiye’ye gelişi aleyhine konuştu. Onun bu konuşması, basının tezini güçlendirdi. Başbakan Erdoğan, İsrail Dışişleri Bakanı ile telefon görüşmesi yaptı. Bu görüşme benim de bulunduğum bir ortamda gerçekleşti. “Sizin buradaki büyükelçi bizi rahatsız edecek şeyler söylüyor. Biz anlaşmadık mı sizinle? Sizin bu büyükelçiniz niye farklı şeyler söylüyor? Ya bunu buradan alın veya uyarın ‘düzgün konuşsun’ dedi.

Şimdi o günkü olayları izleyenler, içerde olup bitenleri bilmediği için Türkiye İsrail’e rağmen Hamas’ın liderini kabul etti, görüşme yaptı, oturdular, yediler içtiler diye yorum yaptı. Oysa durum çok farklıydı.

GAZETE5- O halde İsrail’in AKP’ye yönelik zaman zaman “çıkışları”nı da farklı okumamız gerekiyor.

A.ŞENER- Bazıları “İsrail AKP’nin güçlenmesini arzu ettiği için bilerek onu güçlendirecek, anlaştıkları senaryolar üzerinden gidiyor” şeklinde yorumlar yapabiliyor. Türkiye’de İsrail karşıtlığı görüntüsünü sürdürmek suretiyle, İsrail yanlısı bir hükümetin işbaşında kaldığı görüşü, tezi var.

GAZETE5- Erbakan’ın geçtiğimiz günlerde söylediği bir söz aklıma geldi. “Siyonizm, AKP eliyle Türkiye’yi yönetiyor” demişti… Katılıyor musunuz bu yoruma?

A.ŞENER- Farklı yerlerde, farklı değerlendirmeler yapılıyor. Bu da farklı bir yorumdur.

GAZETE5- Bütün bunlara rağmen bir de ‘Türkiye’nin ekseninin kaydığı’ yönünde yorumlar yapılıyor. Size göre eksen kayması var mı?

A.ŞENER- AKP ile Türkiye’nin eksen kaymasına uğradığını düşünüyorum. Özellikle füze kalkanı ile Türkiye’nin ekseninin bozulduğuna inanıyorum. Artık Türkiye sadece diplomasinin ihtiyatlı kuralları içerisinde kendisini batıya yakın bir noktada tutan ülke olmaktan çıkmıştır. Bunun yerine tarafı olmadığı bir çatışmanın savaş alanı haline dönüşmeyi kabullenme anlamına gelen füze kalkanına evet demiştir. Bence asıl eksen kayması burada. Bu farklı bir ivmedir. Yoksa, Batı yanlısı bir politika vardı da doğu yanlı bir politikaya kaydı gibi bir düşüncede değilim. Suriye ile İran’daki ilişkilere istinaden söylüyorlar bunu. Onlar da ticari ilişkiler.

GAZETE5- Siyasi bir yakınlık yok mu bu ülkelere?

A.ŞENER- BM’de İran’ın enerji gelişimi ile ilgili programda Türkiye İran’dan yana oy vermiştir. Somut olan, ortada görünen durum bu. Ama hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü, Türkiye’nin oyu sonucu değiştirmiyor. Karar İran aleyhine çıktı. Eğer sonucu değiştiriyor olsaydı, başbakanın böyle bir eğilimde olacağını düşünmüyorum.

İran, Suriye gibi Ortadoğu ülkelerine yakınlık görüntüsü var. Bunun sebebi, bu ülkelerle oluşturulan ilişkiler sonrasında, Başbakanın çok yakın çevresinin bu ülkelerde çok büyük ticari ilişkiler bağlamış olmasıdır.

GAZETE5- Başbakan’ın Ortadoğu ülkelerine yakınlığının nedeni yalnızca ticari kaygılar mı? Onu mu söylemek istiyorsunuz?

A.ŞENER- Kişisel, özel, menfaatler nedeniyle Ortadoğu ülkelerine yakın tavır sergileniyor. Yani doğrudan doğruya bir takım iş bağlantıları, kişisel karlar, diplomatik tavrımızın özünü bozmadan, yönlendirmektedir. Bu çok önemli bir hadise. Bir taraftan Ortadoğu ülkeleri yanıltılıyor, ticari bağlantılar devam ediyor. Diğer taraftan da AKP, batı karşıtı görüntüyü iç politikada kullanıyor. Ancak somut adımlarda, sonucu somut olan konularda, Türkiye hep zarar görüyor. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’nin milli onuru, haysiyeti, Mavi Marmara baskınındaki kadar tahrip edilmemiştir, kırılmamıştır. İnsanlarımızı öldürdüler, esir muamelesi yaptılar ve Başbakan sadece kuru laf söylemekle yetindi.

Bir başka husus, Füze kalkanı olayı. Türkiye neyin kalkanı olacak? Bunun bir manası yok ki. Türkiye risk algılaması için de mi? Değil. Bu füze kalkanı neyin nesi o halde? Türkiye’yi korumak için mi? Hükümete göre hayır… O halde böyle bir karar ne için alınıyor? Türkiye bağımsız dış politikaya veda etmesini gerektirecek adımı atıyor. Böyle bir şey kurulduktan sonra artık Türkiye’nin bağımsız dış politikası diye bir şey olamaz.Batı ile ilişkiler konusunda diplomasinin gereklerinin de ötesinde, dış politika bağımsızlığımızı yok edecek, köklü, derin teslimiyetlere yol açacak adımlar atılıyor.

GAZETE5- Biraz da iç politikadan bahsedelim. Türkiye’nin en önemli gündem maddesi şüphesiz terörle mücadele. Ancak bunun yakın zamanda terörle müzakereye dönüştüğü yönünde eleştiriler var. Müzakere var mı gerçekten? Bir federasyon ya da Öcalan’a af getirecek bir düzenlemenin pazarlığı yapılıyor olabilir mi?

A.ŞENER- Öncelikle, iki tarafın birbirleriyle hangi hususları görüştüğünü bilmeden, ‘bunun ardından federasyon mu gelecek’ yorumu yapamayız. Öcalan ile öteden beri görüşmeler yapılıyor. Başbakan konuyu saptırmak için, dikkat ederseniz, ifadelerini hep topu taca atacak gibi kullanır. “İsviçre bankalarında tek bir Allah kuruşu yok” diyor. Allah’ın kuruşu ömrümüzde duymadığımız bir şeydir. Zaten İsviçre bankalarında para olsa, kuruş olmaz, yabancı para biriminden olması lazım.

Öcalan meselesinde de “Konuştuğumu ispat etmezseniz şerefsizsiniz” diyor. Görüşmeyi zaten bakan, Başbakan yapmaz. Onun emrindeki bürokratlar, onlar adına yapar. Böyle kükredikten bir süre sonra, bürokratların devamlı görüşme yaptığı anlaşıldı zaten. Bana göre, bu işin ismini doğru koymaları lazım. Açıkça ‘Evet, şu şu kurumlardan şu isimler gidip görüştü, konuştu” de… Bağırıp, tehdit edip insanları korkutmaya çalışmanın bir manası yok. Başbakan bir şey çözmeyi değil, kavga etmeyi, sükuneti değil ortalık karıştırmayı seviyor. Bu devlet adamlarında hiç bulunmaması gereken bir vasıftır.

GAZETE5- Başbakan’ın bu Kasımpaşalı duruşunun seçim dönemlerinde “prim” yaptığı söyleniyor..

A.ŞENER- O belli olmaz. Bir seçim görelim önce.

GAZETE5- Siz geçenlerde bir oy tahmini yaptınız. 2011 seçimlerinde AKP’nin oy oranının yüzde 25 olacağını söylediniz. Neye dayanarak yaptınız bu tahmini?

A.ŞENER- Gözlemlerimden yola çıkarak söyledim. Genellikle tahminlerim tutar. AKP’nin en son belediye seçimlerinde aldığı oy yüzde 38’di. Yüzde 45-50 arasında tahmin ediliyordu. Sadece bir kuruluş yüzde 43 tahmin etmişti. Ben yüzde 38 alacağını söylemiştim. Bu yazıldı da basında. Kayda girdi ve yüzde 38 çıktı.

GAZETE5- Ama referandum sonuçlarından yola çıkan AKP oldukça moral bulmuş gibi görünüyor.

A.ŞENER- Referandumun iktidarın muhalefetin oyuyla ilgisi yok. Referandum sonuçlarını partilerin oyu olarak değerlendirmiyorum. Bazı sol fraksiyonlar evet dedi, MHP’nin önemli bölümü evet dedi. AKP’li olduğu halde hayır diyen oldu. Partileri yansıtmıyor referandum. Ona göre partilerin oyunu ölçmeye kalkmayın. O dönemdeki ortama bakıyorum yerel seçimlerdeki, şimdiki havaya bakıyorum. Şu anda 25 civarında dolaşıyorlar. Ama tam rakam için seçim atmosferine girmek lazım.

GAZETE5- Burada bir handikap var sanki… AKP, bazı kanunları seçimden sonraya bırakıyor örneğin. Çok tartışılan başörtüsü düzenlemesi gibi… Oy oranına çok güveniyor gibi…

A.ŞENER- Ben varken bunların hiçbiri hallolmaz demek istiyor. Kendisi gidecek gelenler bunu halledecek demektir.

GAZETE5- Türkiye Partisi’nin alacağı oy oranı ile ilgili bir tahmininiz var mı?

A.ŞENER- Biz mutlaka meclise gireceğiz ve meclisteki dengeleri değiştireceğiz.

GAZETE5- Bir seçim işbirliği ya da ittifak yapmayı düşünüyor musunuz? Bu yönde haberler basına da yansıdı..

A.ŞENER- İttifak dahil bazı seçim taktikleri üzerinde çalışıyoruz.

GAZETE5- Görüştüğünüz bir siyasi parti var o halde…

A.ŞENER- Olabilir. Bir takım şeyleri anlatmak için henüz çok erken. Biz değil, memleket zarar görür.

GAZETE5- Siyasette, özellikle referandum sonrasında bir takım operasyonların yapıldığı düşüncesi hakim… Özellikle MHP’nin bu yönde bir tespiti var. AKP’nin MHP’siz bir meclis istediği sık sık dile getiriliyor. Bu operasyon, Türk milliyetçiliğine yönelik bir senaryonun tertibi mi?

A.ŞENER- Böyle bir operasyon olup olmadığını değerlendirmek için öncelikle, milliyetçiliğin ne olduğunu tanımlamak lazım. Ona göre analiz etmek lazım. Çok ayrı bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Batıda ortaya çıkmış, soğuk savaş döneminde kullanılmış nasyonalist bakış açılarını mı test edeceğiz, yoksa yöntemi de milli, geleneklerimize göre oluşturulmuş bir düşünce biçimini mi kastedeceğiz?İnsanlar henüz milliyetçilik kavramı üzerinde anlaşamamış. Aydınlarından partilerine kadar kime sorarsanız sorun hepsinin kafasında başka bir milliyetçilik tanımı var.

GAZETE5- Sizin için wikileaks belgelerinde bile “kabinenin milliyetçi bakanı” ibaresi yer aldı.

A.ŞENER- Bildiğim bütün cetlerim itibariyle, hem alt kimlik olarak, hem de üst kimlik olarak Türk’üm. Bunu söyleyecek bir parti genel başkanı olduğunu da zannetmiyorum.

GAZETE5- Seçimden sonra nasıl bir Türkiye görüyorsunuz?

A.ŞENER- Her şey güzel olacak.

GAZETE5- Duyduğumuza göre sigarayı bırakmışsınız.

A.ŞENER- Evet. 26 Nisan’da yani doğum günümde bıraktım.

GAZETE5- Böylece burcunuzu da öğrenmiş olduk.

A.ŞENER- Evet Boğa Burcuyum. Ama burçlardan hiç anlamam. Nedir Boğa burcunun özelliği bilmem?

GAZETE5- Boğa burçları, genellikle halim selim insanlar oluyor.

A.ŞENER- Eh ben de öyle bir insanım zaten…

GAZETE5- Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz…


Gazete5.com / 11 Aralık 2010 

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code