7 Aralık 2010 Salı

Pentagon’un alt birimi NATO

Bilindiği gibi Amerikan füzeleri, NATO şemsiyesi altında Türkiye’ye yerleştirilmek isteniyor. Türkiye, 19 Kasım’da Portekiz’in Başkenti Lizbon’da yapılan NATO toplantısında AKP’li Abdullah Gül’ün imzasıyla Amerikan füzelerinin topraklarımıza yerleştirilmesini kabul etmiştir. Neymiş efendim, Türkiye İran’ın füze tehdidi altındaymış, bu Amerikan füzeleri de Türkiye’yi İran füzelerinden koruyacakmış. Yani Amerika Türkiye’yi çok seviyormuş. Ey Toroslardaki çoban, sen bu yalana inanıyor musun? Bunu, çobanları küçümsediğim için değil, söz gelimi söylüyorum.

Topraklarımıza yerleştirilecek Amerikan füzelerinin hedefinde İran’ın olduğunu, Gül’ün ve Erdoğan’ın halktan gerçeği sakladığını bilmeyen bir tek kişi var mıdır? Bu konuda AKP iktidarını aylardan beri uyaran İran, 19 Kasım’da Abdullan Gül’ün attığı imza ile uyarılarının bir yararının olmadığını gördü ve İran ordusunun bir kolu olan Devrim Muhafızları’nın Komutanı General Hacızade, “Topraklarını bize karşı füze fırlatma rampası olarak kullandıracak her ülke düşman muamelesi görecektir” dedi. Görüldüğü gibi Erdoğan ve Gül ikilisi İran’ı tahrik etmekte ve Türkiye’ye savaş açmaya zorlamaktadır.


Bu, 5237 salıyı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 34’ncü maddesine göre suçtur.

Bu kanunun 34’üncü maddesi aynen şöyle demektedir:

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan ikilisinin füze konusundaki tutum ve davranışları TCK’nın bu 34’üncü maddesine tıpatıp uymakta, Obama ile yaptıkları işbirliği, İran’ı tahrik etmekte ve Türkiye’ye karşı savaşa zorlamaktadır. Her şey bu kadar açık.

Şimdi bazıları, bu füze kalkanı konusunda kararı Türkiye Büyük Bilet Meclisi versin diyorlar. Böyle bir şey olamaz. Sevgili Atatürk, ulusların egemenliklerini bıraktığı meclislere bile fazla güvenmemeleri gerektiği konusunda bizi uyarmıştır. Bugünkü Meclis, milli iradeyi ABD’ye ve AB’ye teslim etmiş, Tayyip Erdoğan’ın kuklası durumuna gelmiş, yasama görevini Erdoğan’dan gelen talimatlarla yapmaktadır. Bu füze olayı doğrudan doğruya referandumluk bir konudur. Bunun başkaca bir çözümü olamaz.

Türkiye’nin bir füze tehdidi altında olduğu doğrudur. Ama bu tehdit Doğu’dan, İran’dan değil, Batı’dan, Yunanistan’dan, Ege’deki Yunan adalarından gelmektedir. Silahsız olması gereken Yunan adalarına yerleştirilmiş olan S-300 füzelerinin yönü Türkiye’ye çevrili olduğu halde hiç kimse bundan söz etmemektedir.

NATO isminin kullanılıyor olması, bu füzelerin Amerikan füze sistemi olduğu, kumanda merkezinde tek başına Amerika’nın bulunacağı, düğmesinin de gene tek başına Amerika’nın elinde olacağı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü NATO, Pertagon’un silahlı bir alt birimidir ve Amerika’nın kontrolü altındadır. Yani NATO, Amerika’nın çıkarlarını korumakla görevli ikinci bir Amerikan Silahlı Kuvvevetleri’nden başka bir şey değildir. Bunu NATO Sözleşmesi’nin 10’uncu ve 11’inci maddelerinde açıkça görüyoruz.

NATO Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi, NATO üyesi ülkeleri kastederek, “Taraflar, bu Antlaşma’nın ilkelerini geliştirebilecek ve Kuzey Atlantik Bölgesi’nin güvenliğine katkı yapacak durumda olan herhangi bi Avrupa devletini bu Antlaşma’ya katılmaya oy birliği ile davet edebilir. Davet edilen devlet, katılım belgesini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vererek bu Antlaşma’ya taraf olabilir. Amerika Birleşik Devyetleri Hükümeti aldığı her bir katılım belgesinden tüm tarafları haberdar eder” derken, 11’inci maddesi de “Bu Antlaşma, taraflarca kendi anayasal süreçleri uyarınca onaylanacak ve hükümleri uygulanacaktır. Onay belgeleri en kısa zamanda Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne teslim edilecek, bu hükümet de aldığı her belgeden tüm tarafları haberdar edecektir” demektedir.

Kağıt üzerinde her ülkenin “Veto Hakkı” bulunuyormuş gibi söylemler kimseyi aldatmasın. NATO üyesi hiçbir ülke Amerika’nın uygun gördüğü hiçbir şeyi veto edemez. Bunu son NATO Genel Sekreteri seçiminde gördük. Amerika, Belçika’nın Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasını istemişti. Roj tv’yi kapatmadığı, Hz. Muhammed’e yapılan saldırıyı basın özgürlüğü saydığı gerekçesiyle Tayyip Erdoğan Rasmussen’e şiddetle karşı çıkmış ve Türkiye’nin bunu Veto edeceğini açıklamıştı. Ne oldu sonuçta? Tayyip Erdoğan Rasmussen’i veto etti mi? Onun bu söyleminde samimi olmadığını, bu söylemin Türk kamuoyunu kandırmaya yönelik olduğunu herkes gibi ben de biliyordum.

Toktamış Ateş, 25 Şubat 1999 tarihli Cumhuriyet’teki yazısında, “Türkiye dışında hiçbir ülke, silahlı kuvvetlerinin tümünü NATO’nun emrine vermemiştir. Türkiye açısından bunun doğuracağı sonuç, TSK ile ilgili bütün bilgilerin NATO üyesi ülkelerin genelkurmay başkanlarınca en ufak ayrıntısına kadar biliniyor olmasıdır. Bu da ulusal güvenliğimiz açısından çok büyük sakıncalar doğurmaktadır” diyordu. Kendi emrindeki NATO’ya Amerika bile silahlı kuvvetlerinin tümünü vermezken Türkiye silahlı kuvvetlerinin tamamını NATO’nun, dolayısıyla Amerika’nın emrine vermiştir.

Yıllardır Türkiye’nin boğuştuğu sorunların tamamı NATO kaynaklıdır, arkasında hep NATO vardır. PKK’nın elindeki silahlar ve patlayıcılar hep NATO ülkelerinin malıdır. Üstelik başta Amerika olmak üzere işte o NATO ülkeleri PKK’ya kol kanat germekte, maddeten ve manen bütün desteklerini PKK’ya sunmaktadırlar.

Türkiye’nin tek kurtuluş yolu NATO’dan çıkmak ve AB kapısından bağlarını çözmektir. Hepsi bu kadar.

sefercetinkaya@hotmail.com


Sefer Çetinkaya / GÜNDEM MERSİN / 30.11.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code