25 Kasım 2010 Perşembe

TÜRKİYE BİZE “HAYIR” DEMEZ

Uluslararası ilişkilerde ya da birkaç ülkeyi ilgilendiren bir konuda bir olayın iyi ya da kötü olup olmadığı, baktığınız tarafa göre değişebilmektedir. Çünkü, herhangi bir gelişme ya da olay, bir ülke için çok iyi görünse de, bir başka ülke için ve dünya barışı için kötü bir gelişme sayılabiliyor.

Füze savunma sistemi konusuna gelince, herşeyden önce bunun bir NATO Projesi olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu projenin savunucularının iddiası, elbette ki “küresel savunma” olacaktır. Ancak, kime karşı ve ne pahasına bir savunma girişimi olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Öncelikle, Füze Savunma Sistemi ile NATO’nun geleceği konusunu aynı paralelde düşünmek gerekiyor.


NATO kurmaylarının bu sorunu uzun zamandır düşündükleri ve NATO’yu yaşatabilmek için formül aradıkları biliniyor.

NATO, 9 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kuruldu.

Almanya , ABD, İngiltere, Fransa , Hollanda, İspanya, İtalya, Kanada, Türkiye ve Yunanistan gibi 28 üyesi var. Kuruluş amacı da komünizm tehlikesine karşı bir Batı bloku oluşturulmasıdır. Sovyetler Birliği yıkılıp Varşova Paktı dağılınca ve sözde komünizm tehlikesi ortadan kalkınca, NATO’nun da varlık nedeni ortadan kalktı. Böyle olunca, bu devasa silahlı gücü muhafaza etmenin yeni yollarını arayıp bulmaya çalışıyorlar. Küresel terörizme karşı böyle bir gücü elde tutmanın yararı olmadığı gibi, terörü önleyebilecek bir yapılanması da yoktur. O zaman, yeni bir neden bulup NATO’yu yaşatmak gerekiyor diye düşünenler olacaktır. Bu neden ya da NATO’yu ayakta tutacak gerekçe ne olabilir?

Washington Post gazetesinden Michael Dobbs, bir makalesinde şu satırlara yer vermişti:

KULLANILMAYACAKSA NE ANLAMI VAR
Albright was an early opponent of the Powell doctrine that the United States should restrict its military interventions to situations in which its vital interests are threatened, and should always insist on using overwhelming force. In his memoirs, Powell recalled that he almost had "an aneurysm" when Albright challenged him to explain "What's the point of having this superb military you're always talking about if we can't use it?"

(http://www.washingtonpost.com/wp-srv/politics/govt/admin/stories/albright120896.htm)

Gerçekten de Albright’ın sorusu çok anlamlı ve tehlikelidir: Eğer kullanılmayacaksa, bu süper gücün, büyük bir ordunun elde tutulmasının anlamı nedir? Aynı düşünce, NATO için de söz konusu değil midir?

Bu yılın başlarında da, NATO’nun çağrısıyla yapılan, özel uzmanlardan oluşan bir grubun panelinde bu strateji değişikliği gündeme getirildi. Panele, Colin Powell’a “Eğer kullanamayacaksak bu büyük orduyu elde tutmanın anlamı ne?” diyen, yeni muhafazakarlara en yakın adlardan Madeleine Albright Başkanlık ediyordu. Albright, bir önceki, 1999’daki doktrinin de kurucuları arasındadır. Başka deyişle, NATO’nun bu yeni militarist anlayışı, bir süredir “çok-taraflı” biçimde tartışılıyor, örülüyordu. NATO, İran’a müdahale seferberliğini rahatlatacak kararları almış bulunuyor

(http://www.odatv.com/n.php?n=nato-zirvesinde-aslinda-neler-oldu-2211101200).

TARİHİN EN BÜYÜK SATIŞI
Füze savunma sistemi, NATO için kendini sürdürebilmesinin bir gereği olarak düşünülüyor. Elbette bu gereklilik, yeni operasyonlara da kaynaklık edecektir. Bu operasyonların ilk ayağının İran ve Suriye olacağı da çok açıktır.

Füze savunma sisteminin diğer ayağı ise küresel ekonomik krizde ciddi sıkıntılar içine giren silah tekellerinin durumuyla ilgilidir. Yeni tehditler, çatışmalar ve savaşlar olmadığı sürece büyük silah tekellerinin birer birer batacağı ortaya çıkıyor. Bunu önlemenin yolu da yeni ülkelere ciddi ölçüde ve büyük maliyetli silahlar satarak bu tekelleri rahatlatmaktır. Bu çerçevede Suudi Arabistan’ın 60 milyar dolarlık silah anlaşması yapmaya zorlanması bir başka gerçek olarak ortaya çıkıyor. ABD, Suudi Arabistan ile Boeing tarafından üretilen 84 adet F15 savaş uçağı satılması, Blackhawk ve Apache helikopterleri verilmesi yönünde bir anlaşma yaptı ve bu satış, ABD tarihindeki en büyük silah satışlarından birisidir.

ABD silah tekellerinin füze savunma projesine ihtiyaç duydukları kesindir. Çünkü, bu sistemin silah alımlarının 100 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Böyle büyük bir pastanın ABD silah tekelleri için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Füze savunma sistemi, NATO açısından bir taşla 3 KUŞ VURMAK anlamına geliyor:

• NATO’nun Yeni Rolünün biçilmesi ve devamlılığının sağlanması
• Füze savunma sistemine 100 milyar dolar harcayarak ABD silah tekellerinin rahatlatılması
• NATO’nun büyük harcamalarının Avrupa ülkelerine paylaştırılması (bu paylaştırma, füze savunma sistemiyle Avrupa ülkelerini koruma kılıfıyla yapılacaktır)

TEK DÜNYA İMPARATORLUĞU : YENİ EMPERYALİZM
Yeni emperyalizmin özellikle Ortadoğu coğrafyasında kullandığı yöntemler, CIA ajanı Graham Fuller’e göre, zamana ve ülkeye göre değişmektedir. Bunlar, ABD tarafından yapılan büyük yardımlar, ABD’nin kontrolündeki Dünya Bankası’ndan kredi kullandırılması, askeri satışlar, diplomatik destek, askeri üslerin kurulması, düzenli siyasi müdahale, bölgesel politikaların manipüle edilmesi ve askeri tehditler (Graham E. Fuller, İslamsız Dünya, Profil yayıncılık, İstanbul, 2010, sy. 272) olarak sıralanıyor.

Eski CIA ajanının yeni çıkan kitabında dile getirdiği gibi, askeri satışlar, askeri üsler kurmak, askeri tehditler yaratmak gibi yöntemlerle dünyayı ve özellikle gelişmekte olan ülkeleri teslim alan “yeni emperyalizm”, Avrupa ülkelerini korumak gerekçesiyle silah tekellerine yeni satışlar için zemin hazırlamakta, Türkiye’yi üs olarak kullanma planı yapmakta ve yeni askeri hedefleri (İran ve Suriye) için hazırlıklara başlamış olmaktadır. Füze savunma sistemi tartışmalarına bu gerçekler ışığında bakmakta yarar vardır.

Peki, Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri bu tehlikeleri fark etmiyorlar mı?

Bu konuda, dünya görüşlerimiz çok farklı olan bir uzmanın ne düşündüğünden söz edeceğim. Sözünü ettiğim uzman, ünlü Chatham House örgütünün Türkiye uzmanıdır. Chatham House, ABD’de bulunan Council of Foreign Relations (CFR) isimli kuruluşun kardeş örgütü olarak bilinir. CFR, dünyanı yöneten küresel elitin en önemli örgütlerinden birisidir. Chatham House'un Türkiye Uzmanı Fadi Hakura, Ankara'nın ABD'yle uzlaşmaya varmasını BBC Türkçe haber servisine değerlendirmiş ve bakın ne demiş :

"Türkiye'nin NATO belgelerinde sistemin İran'ı hedef almaması yönündeki itirazı kabul edildi, ancak uygulamada çok fazla fark yaratmayacak. Çünkü bu füze sistemi, gerçekten İran'ın nükleer kabiliyetini, bir ölçüde de Suriye'yi hedef alıyor. Ama, başta İran tabii. Amerikan yönetimi bunu pek çok kez açıkça söyledi. NATO belgesinde İran'ın adının geçip geçmemesi, teorik anlamda önemli. Ama pratikte bu füze savunma sistemi İran'ı hedef alıyor.... Türkiye, füze savunma sisteminin Türkiye’ye konuşlanması konusunda ABD’ye HAYIR diyemez.”

Bizim başka birşey söylememize gerek var mı?


Doç.Dr. Birol Ertan / Odatv.com / 24.11.2010 12:49

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code