10 Kasım 2010 Çarşamba

“DİYARBAKIR KONSOLOSLUĞU” NE ZAMAN AÇILIYOR

12 Eylül referandumu sonuçlarıyla, yüksek yargıyı dizaynın üzeri, türban ve resepsiyon tartışmalarıyla örtüldü. Şimdi de CHP’de yaşananlar öne çıkartılıp, şu hayati konular gözlerden kaçırılıyor… İmralı-PKK ve Barzani’yle pazarlıklar sürüyor… Yıllardır Doğu Avrupa ülkelerinden birine füze kalkanı kurulmasını Rusya’ya kabul ettiremeyen ABD-NATO şimdi Türkiye’yi “cephe ülkesi” haline getiriyor… Baskı ve tehditler, füze kalkanıyla sınırlı değil. Lizbon’daki NATO zirvesi için Türkiye’den, Rum kesiminin Avrupa Ordusu ve NATO’ya katılmasına izin vermesi de isteniyor.
Çok önemli bir son dakika gelişmesi daha var. Sözüm ona Irak’ta hükümet kurma çalışmalarına katkı vermek üzere Erbil ve Bağdat’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mart ayında faaliyete geçen Türkiye’nin Erbil Konsolosluğunu resmen
hizmete açtı… Böylece Türkiye’nin “Kürt açılımı”nın yol haritasının mimarları David L. Philips ve Henry Barkey’in listesinde yer alan bir “arzu” daha 2-3 yıllık gecikmeyle karşılandı. Evet, birkaç yıl önce Erbil’de konsolosluk açacağımız söylense, kıyamet kopardı, şimdi yaprak kıpırdamıyor, hatta alkışlanıyor… Nereden nereye?!..

Bu gelişme çok önemli, çünkü iki temel sonucu olacak:

Birincisi Türkiye’nin, Barzani yönetimini resmen tanımasıyla, Irak’ın üçe bölünmesi adım adım kesinleşiyor. Birçok ülke Türkiye’yi bekliyordu. Mesela ABD, hala Erbil’de konsolosluk açmış değil. Ağustos ayında alınan bir karar ve yapılan açıklama, ABD’nin Irak planının itirafı gibiydi. Erbil’in yanı sıra Basra’da konsolosluk açma düşüncesinde olduğunu duyuran ABD, “Bağdat Büyükelçiliğine bağlı olarak Kerkük ve Musul’da da kalıcı olmayan temsilcilik kurulacak” demişti. Türkiye’nin bu tarihi “açılımı”ndan sonra herhalde artık ABD de o kararlarını, gönül rahatlığıyla hayata geçirecektir.

Irak’ta patronajlığın Obama değil, başından beri Irak’ın üçe bölünmesini savunan Başkan Yardımcısı Josef Biden’da olduğunu da unutmayalım!..

Erbil Konsolosluğu’nun ikinci sonucunu görmek için ise BDP-Barzani arasında yoğunlaşan temaslara bakmamız gerekiyor. Öcalan’ın emriyle, sözde Demokratik Toplum Kongresi, gerçekte “Kürdistan Parlamentosu” olan bir oluşuma gidildi, başına da Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk getirildi. Eylül başında Talabani ve Barzani’yle görüşen eş başkanların gündeminde, “Kürt sorunu”nun çözümü, “ateşkesin” kalıcı hale getirilmesi ve iki yıldır ertelenen “Ulusal Kürt Konferansı”nın toplanması vardı. Türk ve Tuğluk’un bir sonraki hedefi, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’yla bir araya gelmekti, ama o günkü şartlar bu görüşmelerin ertelenmesini gerektirdi.

Türk ve Tuğluk’un ziyaretini Leyla Zana’nın Erbil temasları izledi. Birkaç gün önce de BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Erbil’e sürpriz bir ziyaret yaptı. Demirtaş’ın dönüşte söylediklerinden şu bölümün altını çizelim:

“Federal Kürdistan Bölgesi yetkililerinin, kuzeydeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve üzerlerine düşen her türlü görevi yerine getirmeye hazır olduklarını gördük. Yine her iki parça arasında ilişkiler nasıl gelişebilir ve ulusal konferansın yapılabilmesi konularında temaslarda bulunduk. Önümüzdeki ay Erbil’i yeniden ziyaret edeceğiz. Siyasi sonuçları açısından bu daha önemli olacaktır.”

Federal Kürdistan bölgesi yetkilileri”, nerenin “kuzey”indeki gelişmeleri yakından takip ediyor?.. “Kuzey” denilen Türkiye’nin Doğu-Güneydoğu’su… Onlara göre ise “Güney Kürdistan”ın, “kuzey”i…

Ya “iki parça arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve ulusal konferansın yapılması”nın anlamı?..

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erbil’e gidip, konsolosluğu açmasının tam da BDP’lilerin ziyaretinin ertesine denk gelmesi?.. Başka söze hacet var mı?!..

ANADOLU’YA 4 TEMSİLCİLİK
Bu sorular bağlamında BDP Genel Başkanı Demirtaş’ın, “iki parça arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi” sözüne odaklanalım. Zira Dışişleri Bakanlığı’nın Ağustos ayında yürürlüğe giren yeni teşkilat yasasıyla ilginç bir düzenlemeye gidileceği duyurulurken, şöyle denilmişti:

“Ankara’nın dışında İstanbul’da temsilciliği bulunan Dışişleri, Anadolu’ya açılacak. Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney’e 4 yeni temsilcilik açılacak. İller önümüzdeki günlerde belirlenecek…”

Evet tüm bakanlıkların her ilde şubesi veya bölge müdürlüğü var, ama merkezi yönetimin en temel birimi olan Dışişleri Bakanlığı’nın kendi ülkesi içinde “temsilcilik” açması görülmüş, duyulmuş şey midir? Hadi İstanbul’daki “temsilciliği” anladık, gelen giden heyetlerle ilgileniyor, buradaki konsolosluklarla ilişkileri sağlıyor diyelim… Peki Anadolu’daki bu temsilcilikler, hem de Türkiye’yi dörde bölecek şekilde ne amaçla açılacak, hangi işlevi yerine getirecek? Daha açıkça soralım;

-Ankara bu dört bölgede “konsolosluk” açacaksa, o bölgelerin adı, yönetimin şekli ne olacak?..

-Doğu’daki temsilcilik için düşünülen il Diyarbakır mı?

-Bu adımla Barzani’nin “Diyarbakır konsolosluğunun” önü mü açılacak?

-Başbakan Erdoğan’ın yıllar önce, “Diyarbakır BOP’un yıldızı olacak” demesi bundan mıydı?

Erdoğan, “hazmettire, hazmettire geliyoruz” demişti… Cumhurbaşkanı Gül, Chatham House ödülünü almak üzere İngiltere’ye giderken, bu gerçeği daha “çağdaş” bir “jargon”la şöyle anlattı:


“Bakın biz Kürtçe televizyon olsun mu, olmasın mı diye onu tartışmaya açsaydık, vatan bölünüyor tartışmaları çıkar ve biz o televizyonu açamazdık. Bazı şeyleri tartışmadan yapmak lazım… Şuna dikkat etmek lazım; Maksimalist tavır reaksiyon doğurur. Sen hepsini birden halledeceğim dersen, öteki de hepsine birden karşı çıkar, tepki doğurur…”


Her şeyi nasıl “hazmettiğimiz”, bundan sonrakileri de nasıl “hazmedeceğimiz” anlaşıldı, değil mi?!..




Müyesser Yıldız / Odatv.com / 07.11.2010 23:50

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code