5 Kasım 2010 Cuma

Büyük Abi Emretti: 2011'de İç Savaş !


Gizli rapor” a göre, 2011 yılında Türkiye’de bir iç savaş çıkacak!…

Yazımıza Öcalan’ın 31 Mayıs’ta söylediği sözleri hatırlayarak başlayalım:

“Ben artık yokum. KCK ” Demokratik Özerklik” kararı alabilir. Şehir ve kasabalarda ufak çaplı çatışmalar çıkabilir.”


Bu sözler Öcalan’ın gerçekten süreçten çekilme kararı mı , yoksa KCK-PKK’ya verilen emirlerin açıklanması mıdır? Gelişen olayları incelediğimiz zaman, bölücübaşının hempalarına 31 Mayıs’ta bir emirname gönderdiğini kolayca görmekteyiz.


İlk önce daha çok BDP’li belediyelerin iktidarda olduğu kentlerde bizim şu meşhur taş atan masum (!) çocuklarımız ve ağabeyleri, amcaları devlete ait binaları yakıp, yıkmaya, karakollara saldırmaya, hatta şehir içinde mayın patlatmaya, devlete ait ne varsa tahrip etmeye koyulmuşlardır.


Daha sonra bu kaos daha çok Mersin, Adana gibi ayrılıkçıların yoğun olduğu bölgelerde kendini göstermiştir.

Polis, asker demeden PKK’nın vatana kattığı yiğitler..

İnegöl’de çıkan olaylar.. İçişleri Bakanı Sn. Beşir Atalay’ın saptamalarına göre üç-beş amigonun kışkırtması ile provoke edilmiş bir olaydır. Gerçekten öyle mi ?..

Olayın bir alacak verecek davası ile başladığı doğrudur. Ancak Beşir Atalay’ın söylediği gibi basit ve provoke edilmiş bir olay olması da mümkün değildir.


Son olaylar “bardağı taşıran son damla” olarak nitelendirilmiştir. İnegöl’deki olaylar ufak çapta etnik bir çatışmanın ayak sesleridir.


Dörtyol’da ise aslında durum daha vahimdir. Dört polisin şehit edilmesi üzerine halk,” bıçak kemiğe dayandı” mantığı ile hareket etmiştir.


Yaşanan olayların hiç biri ama hiç biri doğru ve alkışlanacak olaylar değildir. Bu arada İçişleri Bakanı’nın “Referandum öncesi böyle olayları bekliyoruz” ifadesi ise PKK ve KCK’nın organize ettiği olaylar karşısında acziyetin ifadesidir.


Bugünlere nasıl gelinmiştir?..Şeyh Sait’in canı sıkıldı da ” Ben şöyle Devlet’e efeleneyim” mi demiştir?.. Yoksa Öcalan bir gün aynanın karşısında saçlarını tararken, birdenbire PKK terör örgütünü kurup Türk’ün ve kendi insanının kanını dökmeye mi karar vermiştir?.. Elbette değil...


Çok seneler önce ta 1920′lerde önce taşıyıcı anne olarak seçilen ayrılıkçı Kürtlerin karnına emperyalizmin döllediği bir cenin yerleştirmiştir. Bu kötü tohumdan meydana gelen çocuk, emperyalizmin batağında beslenmiş ve zamanı gelince kavga, savaş ortamı yaratıp ve etnik milliyetçiliği körükleyip, çatışmalar çıkarıp, Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemek için ortalığa salıverilmiştir. Niyeti bellidir. Emperyalizmin rotasında ve izniyle hareket eder.


2011 YILINDA TÜRKİYE'DE İÇ SAVAŞ ÇIKACAK!..


"2011 yılında Türkiye’de bir iç savaş çıkacaktır !…" Bu benim saptamam veya kehanetim değildir. Sefa Yürükel’in 2003 yılı Şubat ayının sonlarında Norveç Uluslar Arası İlişkiler Enstitü’nde Prof. Dr. Toje Brojge’nin masasında tesadüfen gördüğü, 35 sayfalık gizli raporun saptamasıdır. Bu enstitü Norveç Devleti’nin resmi kurumudur ve raporun başlığı ” 2011 Türkiye İç Savaşı”dır.


Sefa Yürükel kimdir? Aynı zamanda Danimarka Vatandaşı olan Sefa M. Yürükel..


Antropog, Etnograf, Soykırımlar ve Terörizm Araştırmacısı, Lahey Türklere Yapılan Soykırımları Araştırmalar Vakfı Başkanı, Terörizm uzmanı Sefa Yürükel bir süre Norveç Uluslar Arası İlişkiler Enstitüsü’nde çalışmıştır. Bu Enstitü aslında ABD’deki CFR ile aynı konumdadır. Aralarındaki tek fark birinin resmi diğerinin ise sivil (!) bir düşünce kuruluşu olmasıdır. Her iki kuruluşun da hedefi ulus devletlerdir ve yıkım kararı alınan devletler arasında Türkiye birinci sıradadır.


Yürükel bir zamanlar terör uzmanı olarak çalıştığı enstitüye taptığı rutin ziyaretlerin birinde Prof. Toje Bjorge’nin masasında adı geçen raporu görmüştür.


Bjorge bu raporun Yürükel tarafından okunmasına hatta bazı notların alınmasına ses çıkarmamış, ancak adı geçen belgenin kopyalanmasına izin vermemiştir.


Yürükel’in saptamalarına göre, rapor bir akademisyen istihbaratçı tarafından Amerikan İngilizcesi ile yazılmıştır. Bir ekip çalışması olabileceği olasılığının ağır bastığı raporun, tek elden yazıldığı açıktır.


NEDEN 2011 YILI PLANLANIYOR?


* AB’nin dayattığı kurallar ve bu kurallar çerçevesinde çıkarılacak bölücü yasalar…


( İkiz Yasalar, Vakıflar Yasası, Bölge Kalkınma Ajansları gibi)


*Önceden planladığı belli olan ABD’nin Irak işgali…
( Bölge halkının kanını döken, Irak’ı bölen , Barzani’nin başkanlığına atandığı Bölgesel Kürt Yönetimi’ni hayata geçiren, Şii, Sünni, Kürt, Arap ve Türkmen’i birbirine kırdıran, PKK’ya Silah ve lojistik destek sağlayan ABD Irak’ı hak, demokrasi ve insan özgürlüğünü sağlamak amacıyla(!) işgal etmiştir. )


* Bölgede yaratılacak değişiklikler…
( İlk değişiklik Irak’ın bölünmesi ile gerçekleşmiştir.)


* Büyük Ortadoğu Projesi ile değişmesi öngörülen, bölgedeki 22 İslam ülkesinin sınırları…


( C. Rice’nin vurguladığı gibi sınırları değişecek ülkeler arasında Türkiye’de vardır. Başbakan Erdoğan kendi ülkesinin sınırlarını değiştirecek, bölecek, küçültecek projenin Eşbaşkanı olduğunu tam otuz iki kere halka ilan etmekte ve en önemlisi bu bölücü projenin figüranı olmayı kabullenmekte bir sakınca görmemiştir.)


İç çatışma ve gerginliğin yoğunlaşacağı planlanan 2011 yılı Türkiye için bir dönüm noktası olacak ve yazılan senaryo gereği bir iç savaş çıkacaktır. Bu plan gereği binlerce sivil insanın, askerin, güvenlik görevlisinin katili PKK ile Irak’ın kuzeyindeki peşmergelerin işbirliği yapmasına göz yumulacak, PKK’nın yönettiği uyuşturucu trafiği ve Avrupa’da açtığı bürolar müsamaha ile karşılanacaktır.


1980 li yıllardan bu yana ülkemizde yaşanan terör olaylarının haritası irdelenirse, bu raporda yazılan her şeyin gerçekleştiğini ve Türkiye’nin eğer Türk milleti sağduyulu ve soğukkanlı davranmazsa, bir iç savaşa zorlandığını saptarız.


Yazılan raporda gerçekleşen tüm olayları, senaristin büyük bir maharetle kaleme aldığı içerden ve dışarıdan destek gören bölücü senaryonun gereği bir iç savaşın çıktığını varsayalım.


İşte o zaman şu önemli soruyu sormamız gerekmektedir?… Çıkacağı var sayılan bu iç savaşın amacı nedir ?..


Türkiye AB için her şeye rağmen halen çok büyük ve güçlü bir ülkedir. Bu nedenle özellikle ” hassas ” olarak işaretlenen bölgelerde etnik milliyetçilik mutlaka öne çıkarılmalı, çatışma ortamı yaratılmalıdır.


Türkiye’de herkes kendi etnik kökenine göre siyasi geleceğini tayin edebilmeli, etnik kökenler arasındaki farklılıklar sık, sık vurgulanarak ayrılıkçılığın bölücü etkisitazelenmelidir. Bu konuda AKP’yi ve Sn. Erdoğan’ı hatırlamamak mümkün değildir.


“İkiz Yasalar” diye adlandırılan yapışık ikiz misali sözleşmelerin ilk maddeleri ” Halklara kendi siyasi statülerini tayin hakkı”nı tanıyan maddeler, – bu maddelerin altına AKP, ŞERH koymamış, ayrıca beyan ifade etmiştir.- Norveç’te Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde Prof.Toje Bjorge’nin masasında Sefa Yürükel’in tesadüfen gördüğü ve kamu oyuna yılının Eylül ayında Tempo Dergisi’ne açıkladığı “Gizli Savaş Raporu” ile aynen uyuşmaktadır.


Bunun yanı sıra Erdoğan’ın sık,sık hatta fazlasıyla üzerine bas basa "BEnim Laz'ım, Benim Çerkes'im, benim Kürt’üm….” şeklinde dile getirdiği ifadesi ise ” Etnik milliyetçilik kışkırtılmalı” diyen, ” Büyük Abi”nin şeflik yaptığı emperyal patronlara koltuk değneği vazifesini görmektedir.


Raporda ayrıca "ordu ve emniyet kuvvetleri içeresindeki Kürtler de bu ayrılıkçı yolu seçmelidir" denmektedir. Ordu ve polis… Bir devletin, ülkenin savunma mekanizması, etnik tohumlar saçılarak çökertilmek istenmektedir. Aynı oyun Yugoslavya’da oynanmış, aynı üniformayı giyen, aynı kaptan yemek yiyen, aynı Amerikan malı silahı kullanan askerler ve polisler, birbirlerini öldürmek için tetiği çekmekte tereddüt etmemişlerdir. Çünkü onlar, artık birbirine düşman edilmiş ayrı etnik kökene aidiyetlerini benimsemişler ve ulus devletin tüm kurallarını çiğnemişlerdir.


Türkiye’de iç çatışma senaryoları ile yapılmak istenen, Yugoslavya’da uygulanan senaryonun bir kopyasıdır.Türkiye’nin zayıflaması için, bir Kürt Devleti mutlaka kurulmalıdır. Tüm çabanın, dökülen bütün kanların amacı budur. Zayıflatılmış ve küçülmüş, kendi derdine düşmüş bir Türkiye…


Kürt Devleti mi? Orası kolay canım, ” Büyük Abi” için bu uydu devlet kolayca yutulacak bir lokmadır.


Buraya kadar Rapor’un giriş bölümünde yazılan senaryo, senelerdir bizim ülkemizde uygulananlarla aynıdır. Demek ki, bu senaryonun senaristi, prodüktörü, aktörü ve rejisörü tek bir güçtür. ” Büyük Abi”….


Raporun ilerleyen bölümlerinde karşılaşacağımız Türkiye için öngörülen plan, ülkemizin üniter yapısı için çok büyük bir tehlikedir.


CIA İstasyon Şefi Paul Henze “…… temel bir düzenlemenin yapılması için 20. yüzyılın sonunda Türkiye’nin sürüklendiği buhranın daha da kötüleşmesi gerekecektir.” demiştir.


” Buhranın daha da kötüleşmesi..” Buhranın anahtarı 12 Eylül’de sandıktan çıkacak oyların eline verilmiştir.


Türk milleti “HAYIR” oyları ile bu kapıyı tamamen kilitleyememiş, verdiği “EVET” oyları ile “Büyük Abi”ye teslim olarak buhranın oluşturacağı anaforun içinde yok olmayı, parçalanmayı, bölünmeyi gündeme taşımıştır.


Yargı artık iktidarın emrine verilmiş, Cumhuriyet hukuku “üsttekilerin hukuku” olarak şekillenmiş, egemenliğinin yanı sıra hukukunu da “Büyük Abi”ye ve onun yamağı teslim etmiştir.



Figen ÖZEN / AÇIK İSTİHBARAT / 5 Kasım 2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code