Türk sinemasının kötü adamlarından Nuri Alço, kendisiyle yapılan bir televizyon röportajında, kadın oyuncuya tokat atmanın inceliklerini anlatırken Ahu Tuğba'yı kastederek, "Sinemanın tokadı en iyi alan oyuncusu Ahu'dur" demişti. Sonra da Alço'nun okkalı Osmanlı tokadını "alan" Ahu Tuğba'nın saçlarını savurarak yere düşüşünü izlemiştik...


Teşbihte hata olmaz, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Türk siyasetinin sufleleri ve ince mesajları en iyi alan lideri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.



Bir gün gecikmeli de olsa Kılıçdaroğlu'nun yeni yasama yılının ilk günü yaptığı grup konuşmasını değerlendirmek isteriz:




Tayyip Erdoğan'a bir hayli yüklendi; buna mukabil Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü takdir eden bir söylem içine girdi.




AKP'ye muhalefet etmekten yorulan, korkan, çeşitli icaplar gereği saf değiştirme ihtiyacı duyan kim varsa işe önce "Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül çelişkisini" değerlendirmekle ve var olduğu iddia edilen bu "çelişkide" kendisine saf tutmakla başlar.




"Her şeye rağmen Erdoğan daha milli bir insan" diye bir klişe vardır örneğin. Niye daha "milli bir insan" olduğunu bilen yoktur ama olsun, AKP'ye muhalefet etmekten inceden vazgeçişin anahtar cümlelerinden birisi budur.




Akşam gazetesi yazarı Serdar Akinan ile bir zamanların haşin ulusalcısı Yiğit Bulut, geçişi "Erdoğan daha milli, daha halktan bir insandır" cümlesi üzerinden yaptılar örneğin. Önce böyle demeye başladılar: "Erdoğan daha milli canım, aslında seviyorum kendisini..."




Akinan, Yiğit Bulut kadar ileri gitmeyip çareyi siyasetten uzak durmakta buldu. Şimdi keçisakalı bıraktı ve televizyonun birinde "Sibop" diye bir geyik programı yapıyor. Yiğit Bulut ise vaktinde saf değiştirmeyi bilen "akıllı" bir adam olarak başarıdan başarıya koşuyor...




"Tayyip Bey daha milli" cümlesinin diğer versiyonu da "Abdullah Gül daha demokrat, hem de daha devlet adamı" cümlesidir. Arzu edenler, öbür tarafa geçişi bu cümle üzerinden de yapabilirler. Aynı Tayyip Erdoğan'ın neden "daha milli" olduğunun bilinmemesi gibi Abdullah Gül'ün de neden daha "demokrat" olduğu da bilinmez. Sustuğu ve gülümseyerek başını salladığı için herhalde...




Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a "Demokrat falan değil. Bunlar yurttaşları bölerek iktidarda tutunmaya çalışıyorlar. Beyefendi kalkmış ortaçağ hukukunu getirmek istiyor, buna öykünüyor ve tık yok medyada. Bu anlayış cumhuriyete, çağdaşlığa ihanet anlayışıdır”sözleriyle yüklendi.




Anayasayı değiştirme isteği konusunda da ölçüyü kaçırıp Tayyip Bey'i sollayacağını yazmıştık ya, o konuda da, “Bu anayasa bu topluma dar geliyor. Neden kaçıyorsun? Gel meydana oturup tartışalım”diye sesini yükseltti.




Ve geldi konuşmasının en can alıcı noktasına. Dedi ki:




"Kullandığı dil artık Sayın Cumhurbaşkanını bile rahatsız eder duruma gelmiştir."




Cumhurbaşkanı'na bu sevgi ve saygı seli ne zaman başladı acaba?




Tamam, Cumhurbaşkanı'na saygısızlık yapılmasını savunuyor değiliz ama Abdullah Gül'ü protestodan, saygıyla ayağa kalkıp alkışlama noktasına nasıl ve ne zaman gelindi onu merak ediyoruz. Cumhurbaşkanı'na geçmişte takınılan tavrın yanlış olduğu düşünülüyorsa, CHP liderinden bir özeleştiri beklemek hakkımızdır.




Velhâsıl, tokatları "iyi alıyor" Kemal Bey...




Belli ki Cumhurbaşkanı Gül'ün yasama yılı açılışında yaptığı konuşmayı iyi dinlemiş, ince mesajları kaydetmiş ve icap eden karşılıkları gecikmeden vermeyi kararlaştırmış.




Bu karşılıklı övgü mesajlaşmaları Cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl etkiler acaba?




Hanefi Avcı meselesini gündeme getirirken söze Orhan Pamuk'un bir sözüyle başlaması da ilginçti. Orhan Pamuk'a saklayamadığı bir sevgisi var Kemal Bey'in. Referandumda "evet" diyeceğini açıklamasından sonra da kendisini arayıp teesüflerini bildirmişti de biz de, "Eyvah, ya Orhan Pamuk hayır oyu vermeye iknâ olursa" diye telaşlara kapılmıştık hatırlarsanız. Kemal Bey, New York'lu romancımızı Allah'tan iknâ edemedi. Yoksa "hayır" oyları yüzde 30'larda kalabilirdi mâzallah...




Gandi Kemal, Tayyip Bey'e güzel yükleniyor. Güzel yükleniyor da inşallah "Şeytanla bile işbirliği yaparım, yeter ki Tayyip Erdoğan tasfiye olsun" gibi cazip bir fikre kapılmamıştır...








Fatma Sibel YÜKSEK / KENT GAZETESİ / 7 Ekim 2010