22 Temmuz 2010 Perşembe

YA SEV YA TESEV

Nazlı Ilıcak 20 temmuz tarihli Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında “TESEV, Kürt Sorununun Çözümünde Anayasal ve Yasal Öneriler" başlıklı bir rapor hazırladı. Bunların hiç değilse bir bölümü süratle hayata geçirilebilir” diyor. Nazlı Hanım’ın şimdilik bir bölümünün ivedilikle uygulamaya konulmasını istediği TESEV raporundan önemli bazı bölümleri OdaTv okuyucuları ile paylaşmak istiyorum.

Raporda devletin azınlık statüsü verdiği gayrimüslimlere Lozan’ın haricinde yeni hak ve özgürlükleri tanımaması ve gayrimüslimlere verilmiş olan hak ve özgürlüklerin devletin azınlık olarak nitelemediği diğer grupları da kapsayacak şekilde genişletilmemesi eleştiriliyor. Söz konusu rapora göre Türkiye, Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına Dair Çerçeve Sözleşme’yi imzalamamıştır; bu sözleşme, etnik, dilsel, dinsel ve diğer azınlıklara ayrımcılığı yasaklamakta ve devletlere, çoğunluğa mensup bireylerle gerçek anlamda eşit olmalarını sağlamak üzere azınlıklara mensup bireylere pozitif güvenceler verme çağrısında bulunmaktadır. Lozan haricinde bazı talepler dillendirildiğine göre Lozan
hükümlerinin bize dar gelmeye başladığını anlıyoruz. Ya biz şişmanladık veya Lozan çekti ve küçüldü. Zaten bugünlerde Sevr’in ölçülerini yeniden değerlendirmeye başlayan terziler peydah oldu. Bakarsınız Sevr’i giyinip gelinlik kız gibi Avrupa kapısına dayanırız. Neden olmasın? Gayrımüslim azınlıkların hakları artırılacak ve devletin azınlık payesi vermediği diğer gruplara (etnik, dinsel vs.) benzer haklar tanınacakmış. Demek ki günümüzde azınlık kavramı, Lozan’dan bağımsız olarak etnik, dilsel, dinsel ve diğer olmak üzere çok parçalıdır veya öyle algılanması öngörülmektedir. Buradaki dinsel haklar hususuna hiç girmeyelim. O da ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemli. Raporda Türkiye’nin, gerek azınlık dillerinin korunması ve yaşatılması, gerekse dilsel ve etnik azınlıklara mensup bireylerin anadillerini konuşmaları, öğrenmeleri ve anadillerinde eğitim görmeleri için devletlerin çaba göstermelerini öngören Avrupa Bölgesel ve Azınlık Diller Şartı’nı da imzalamadığı, oysa her iki sözleşmenin imzalanması ve onaylanması, Avrupa Birliği’nin (AB) üyelik için aday olan ülkelerin müzakere sürecinde yerine getirmelerini beklediği Kopenhag siyasi kriterleri arasında yer aldığı belirtilmektedir. Avrupa Birliği’ne üyelik için aranan özelliklerden birisi de etnik azınlıkların ana dillerinde eğitim yapabilmesi ise bu koşul neden kamuya açık edilmemekte ve AB başlığı altında tartışılmamaktadır?


TESEV raporunda ele alınan konulardan birisi de yerel yönetimlerin özerkliği. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın TBMM tarafından 1991’de onaylandığı fakat yerel yönetimlere özerklik veren, merkezi idarenin kendilerini ilgilendiren kararlarına katılım hakkı tanıyan hükümlerin yasa kapsamının dışında bırakıldığı belirtilmekte ve Türkiye’nin bu sözleşmeye ilişkin tutumunun arkasında yatan endişenin Kürt sorunu olduğu ifade edilmektedir. Burada şu gerçeği vurgulamakta yarar var: Özerklik ve federasyon kavramları ülkemize özgü tartışma konuları değildir. Bizzat Avrupa Birliği müktesebatında yer almaktadır. Görüldüğü üzere, AB üyesi olmak bacadan atlamak kadar kolay değil. Öte yanda, ülkemize palyaço kostümü diken Avrupa Birliği, dayattığı düzenlemelerin yerine getirilmesi durumunda da kapıyı açacağı sözünü asla vermemektedir.


Dilek Kurban ve Yılmaz Ensaroğlu’nun hazırladığı rapor, anayasanın değiştirilemez hükümleri ve ceza maddeleri de dahil olmak üzere bir çok anayasa maddesi için değişik alternatifler sunularak bitiriliyor.


TESEV raporu tartışılabilir. Olumlu veya olumsuz görüş beyan edecek bir çok entelektüel, hukukçu veya siyasetçi vardır mutlaka. Bu konuda benim yadırgadığım husus şudur: Nazlı Hanım, neden tartışalım demiyor da süratle hayata geçirelim diyor? Neyi kimlerden kaçıracağız? TESEV yürütme veya yasama organı mı? Sayın Ilıcak’ı mutlu edecekse hükümet TESEV hükmünde kararname çıkarsın. Muhalefet partilerini, işçi ve memur sendikalarını, tabipler birliğini, eczacılar odasını, baroları, tekel işçilerini, tarım işçilerini iplemeyelim. İshak Alaton veya Can Paker konuşursa veya birileri vakıf adına Kürt Raporu hazırlarsa tuzu kapıp koşalım.

Aslında Nazlı Hanım’ın tutumuna şaşırmamak gerekir. Süleyman Demirel ile başlayıp Kenan Evren ile süren demokratlığın ulaşacağı mertebe de herhalde budur.


Hasan Vasfi Altay / Odatv.com / 21.07.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code