4 Haziran 2010 Cuma

YAHUDİ BANKER PARASIYLA HALİFE-SULTANLIK

“Türkiye” diyorlardı “artık bölgesel bir güçtür!” Gerçekten öyle midir? Yabancı bankerlerden para gelmediğinde olabileceklerin bir bölümü bile soruyu yanıtlamaya yeter:


— 7–8 yılda katladığı dış borcun bırakın anaparasını, faizini ödeyemeyecek.

— Tükettiği enerjinin neredeyse tümünü dışarda alıyordu, artık alamayacak.

— Ulusal savunma sanayisini kurmamış; ABD olmasa silahsız, uçaksız, cephanesiz kalacak.

— Kamu varlığı olan büyük fabrikalarını, tarım işletmelerini kapatmış; özelin elindekilerin neredeyse tümü dışardan mal almazsa üretimi duracak.

— Hububat üretimi yarıya inmiş; çoluk çocuğun önüne koyacak somun bulamayacak.


Ağır sonuçlar uzayıp gidiyor; ama borç alabilmek için vermedikleri yok:


— Elalemin vurguncularına piyasayı sonuna dek açmış.

— Vatanın kıyı arazilerini, devletin fabrika arsalarını yandaşa-yabancıya satmış.

— Sıfır sorun diye diye ülkenin kalıcılığının kavgası olan konularda ne denilirse onu yapmış.

— Devletin varlık sözleşmesi “Lozan Antlaşmasını hiçe saymış; sınırları sonuna dek açmış, kiliselere haç çekmiş, “megalo idea” peşinde koşan Atina papazlarına olmadık yetkiler tanımış.

— Kardeşi Ahmed-i Nejad’ı İstanbul’a getirmiş. Ayetullah militanları camileri, alanları sarsarken onlar gülümsemişler.

— Riyad Kralı’nın ayağına koşmuş, kimin büyük olduğunu göstermiş.

— İmparatorluk hülyasıyla ortalığı kana bulayan Batı ve Doğu eşkıya reislerinin isteklerine uygun olarak “Anadolu Federe Devleti” kurma uğruna, sivil-asker kim varsa onurlu yaşamdan ve bağımsızlıktan yana bellerini kırmaya girişmiş.

“Dinlerarası Diyalog” ve “Medeniyetler arası İttifak” diyerek Türkiye Cumhuriyeti devletini yok etmeye kararlı olanların her türlü yıkım girişimine önayak olmuş.

— İçerde “Kahrolsun Kemalist Diktatörlük” ya da “Yıkılsın Laik Diktatörlük” diyen İran bağlantılı militanlara kol kanat germiş; Taleban ile Hamas arasında gide gele başı dönmüş.


Bu listenin de sonu yok!


Eşkıya devlet yönetimlerinin koltuğu altında oynadığı büyüklük oyununa o denli inanmış ki, yalan-dolan ayağa dolanınca bütün muhtaçlığına karşın Halifeliğe soyunuyor; kışkırtıyor, olay yaratıyor.


Riyad kralından çok daha kralcı oluyor. Gemiye Türk bayrağını “bandıra” yapamamış, bizi Türkiye’ye saldırıldı diye kışkırtmaya çalışıyor.


Filistin ulusal bağımsızlık hareketinin önderi Yaser Arafat’ın Ramallah’taki karargâhına dek girince saldırgan İsrail ordusu, buradakiler de Hamas şefleri gibi kıs kıs gülüyorlardı.


Hayır, saldırı, Türkiye’nin değil; Washington’a, Brüksel’e, Tahran’a, Kuala Lumpur’a, Atina’ya, Kandil’e bel bağlayıp da Türkiye Cumhuriyeti’nin tersyüz etmek isteyenlerin sorunudur. İçerde baskı ve zulme alkış tutanların dışarda “barış” çığlıklarına kanmanın gereği yok!


Bir türlü “Türküm” diyemeyenler, Türklere saldırıldığına kimi inandıracaklar?


Not: Halifelik atağı sırasında unutulan sorular: Vizeleri kaldırarak Suriye ile sorunları sıfırladığını sananlar, İskenderun, Belen, Tel-Afrin, Tel-Afar, Felluca, Musul Kürt kuşağı tasarımını bilmiyor olabilirler mi? Amanos dağlarına nereden çıktı saldırganlar?




Mustafa YILDIRIM / BOLU OLAY GZT. / 4 Haziran 2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code