13 Haziran 2010 Pazar

İHANET RANTI TÜRKİYE’Yİ PAYLAŞIYOR 3


ARAŞTIRMA

Macit SOYDAN
Fatih ERBOZ
Önsel ÜNAL
Sümeyra YILMAZ




ABD, Türkiye’nin altın madeni kaynaklarını nasıl uydudan tespit edebildiyse, aynı şekilde geleceğin teknolojilerinin hammaddelerini de Türkiye’de keşfetti. Bor ve trona en önemli hammaddeler...


Aslında dünyada olup bitenler, yazımızın başlığında belirttiğimiz kadar basit. Batı ülkeleri kendi refah toplumlarını oluşturabilmek için vahşet dolu savaşlarla çizdikleri sınırlarının içini kan ve ter ile besliyor. Bunun en tipik örneği elbette İngiltere. İngilizler kendi imparatorluklarını kurarken ve sanayi devrimini gerçekleştirirken sömürü yoluyla elde ettikleri hammaddeleri kendi toplumlarının refahı için kullandı. O dönemde şimdiki AB ülkelerinin önde gelenleri hem kendi madenlerini işlettiler, hem de ilerleyen süreçte eski kıtaların kömür kaynaklarını kendi ülkelerine getirdiler. Bunun yanında elbette insan göçü de söz konusu oldu. Bu aynı zamanda o ülkelere giderek kültür çalışmalarının, kültür politikalarının empoze etme sonucunu da meydana getirdi.


Asıl hedef enerji kaynakları
Ancak asıl hedef elbette ki enerji kaynaklarıydı. Benzeri bir süreç bugün haritaların yeniden çizilmesi sürecinde de yaşanmaktadır. Bu sürecin orijininde bulunan en önemli ülke ise Türkiye’dir. ABD Türkiye’nin altın madeni kaynaklarını nasıl uydudan tespit edebildiyse, aynı şekilde geleceğin teknolojilerinin hammaddelerini de Türkiye’de keşfetti. Bor, trona gibi madenler geleceğin teknolojisinin önemli bir hammaddesi durumunda. Türkiye’de bu madenlerin varlığı, bu ülkelerin hedefi durumuna getirdi. Bu hedef doğrultusunda yasalar dahil her türlü yolu kullanarak ülkemize gelip, demokratik sömürü yöntemlerini kullanma peşinde olduklarını artık biliyoruz.


Irak işgalinin meşrulaştırılması
Sivil Toplum kuruluşları aracılığıyla hedeflenen konuların başında da bu geliyor. Bu bölümde tarihsel örneğe değinmemizin asıl nedeni de bu. Filler kavga ederken, çimenler nasıl ezildi, tarihi örneğiyle gözler önüne sermek gerekiyor. Zaman geç olmadan kendi milli coğrafyamızı fillerin ayaklarına oyuncak etmeyip, kendi bağımsızlığımızın sembolü olarak dünyaya göstermek gerekmektedir. Bu nedenle Batılı emperyalist zihniyetin neler yaptığını tarih laboratuarında incelemenin tam zamanı. Bir açıdan bakıldığında konu oldukça derinlik kazanıyor. 1990’ların başında çift kutuplu dünya, tek kutba inince Batılı teorisyenler, tarihin sonu tezini ortaya attı. Ancak bu tez 1990’lara gelindiğinde çöktü. 2000’li yıllara gelindiğinde ise yeni bir teze ihtiyaç vardı, Irak’ın işgalini sosyal anlamda meşrulaştıran bu tez, medeniyetler çatışması olarak sunuldu.


Refah kaynakları bunalıma girince
Sorun tezlerin ortaya koydukları değil. Sorun, Batının sosyal tarihinin ve refah kaynaklarının bunalıma girmesiydi. Bu anlamda yeni sömürü tezi oluşturulması gerekiyordu. Ortak düşman Batının teröriste ve batıya yönelen terör eylemleri olunca küreselleşme, yeni dünya düzeni ile birlikte yeni bir teze dönüldü. Şimdi bu tez üzerinden Batı emperyalizmi yeni sosyal ve siyasal işgallerini meşrulaştırmak peşinde. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de önce petrol kanunu tartışıldı. Petrol kanunu ülke kazanımlarının yurt dışına transferi noktasında yabancılara önemli imtiyazlar vermişti. Geldiğimiz noktada ise en çok tartışılan konu Maden Kanunu olacaktır. Maden Kanunu üzerinde bu kadar oynama yapılmasının nedeni, yeni imtiyazların önünü açmak amacındadır. Bunun nasıl bir sosyal tepki doğuracağı henüz kestirilemezken, çalışmalar sessizce yürütülmek istenmektedir. Türkiye’nin kaynakları bu yol üzerinden geleceğin teknolojik hammaddesi olarak Batılı ülkelerin refahına aktarılmak istenmektedir. Son yıllarda Batının Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vermesi ve sürekli olarak AB müzakerelerinde Ar-Ge üzerinde durmasının asıl amaçlarından bir tanesi de budur. Hem ortaya çıkacak sonuçları, hem de ülkenin kaynaklarını tıkanan batı toplumlarının hizmetine sunmak istemektedirler. Bu noktada tarihsel sürecin analizi bir kez daha önem kazanmaktadır. Filler çimenleri bir kez daha ezmek istemektedir. Gelinen noktanın ana fikri temelde budur.


Rant kaynağı uluslar
Bir anayasası yani kuralları ve tanımlanmış bir amacı olmayan ve sözde gönüllü birliğe dayalı bir örgüt olarak tanımlanan İngiliz Uluslar Topluluğu’nun üyeleri, topluluktan ayrılmakta ve kendi siyasetini izlemekte özgür ve her birinin kendi dış politikası var.


İngiltere, topluluk içinde etkili tek üyedir. Bazı topluluk üyeleri, İngiltere’yi “Ana Ülke” olarak kabul ederler. İngiltere’nin istek ve tavsiyeleri koşulsuz uygulanır. İngiltere Kraliçesi, topluluğu bir arada tutan ek resmi bağdır. Bütün üye ülkelerce bu topluluğun başkanı olarak tanınır. Aynı zamanda aralarında Avustralya, Barbados, Kanada, Fiji, Jamaika, Mauritius ve Yeni Zelanda’nın bulunduğu 18 üye ülkenin devlet başkanıdır. Kraliçe bu ülkelerde, ülke hükümetinin önerisiyle atanan Genel Valilerce temsil edilir.


Hammaddeler şirketlerin kontrolünde
Eskiden İngiltere, koloni ve sömürgelerinden temel hammaddeleri çok ucuza sağlıyordu. Şimdilerde İngiltere merkezli çok uluslu şirketler bu üstünlüğe sahip. Gana’nın kakaosu, Jamaika’nın şekeri, Uganda’nın kahvesi ve Kanada’nın buğdayı. Bu ülkelerin tamamı sözde bağımsızlıktan sonra ekonominin tek bir tarımsal ürüne ya da tek yer altı kaynağına bağımlılığını kıramadılar. Başlangıçta İngiltere ve İngiliz şirketleri ilerleyen zamanlarda Anglo - Amerikan şirketler ve İngiltere, Amerika bu bağımlılığın kırılmasının önünde ciddi bir engel olarak bulundular. İngiltere, Avrupa Ekonomik topluluğu’na üye olunca dış ticaretini daha çok Avrupa’yla yapmaya başlamakla birlikte, Uluslar Topluluğu ile ranta dayalı eski ticari ilişkileri özellikle hammaddede ihtiyacı açısından daha da gelişti. Örneğin, Uluslar topluluğu’na üye ülkelerde, petrol, gaz ve kömür gibi enerji hammadde kaynakları tamamen Royal Dutch Shell, British Petroleum, Hanson Trust Enron gibi, hububat gıda maddeleri ziraati ve üretimi ; Archer Daniels Midlandt, Unilever, Grand metropolitan, Cargill, Cadbury Continental, Bunge&Bom, Louis Dreyfus, ADM - Töpfer, Andre, Quaker Oats gibi, petrol gaz kömür gibi enerji hammaddeleri dışında kalan tüm maden kaynakları; Anglo American, Rio Tinto, Barric Gold, Newmont Mining, Brascan Noranda, N.M. Rothschid... gibi, şeker, kakao, kahve ziraati ve üretimi ; Nestle, Tate & Lyle, Cadbury gibi İngiltere merkezli ya da Anglo Amerikan çok uluslu şirketlerin kontrolü altında bulunmaktadır.


İhanet kartelinin amansız ağları
Uluslar topluluğuna üye ülkelerde, İngiliz ya da Anglo Amerikan şirketlerin dışında maden işletmeciliği yapan bir başka şirkete rastlamak olası değildir. Mahalli, özel ya da kamu şirketleri de bu çok uluslu şirketlere hizmet etmekten başka bir iş yapmazlar. Mahalli şirketlerin isimleri uluslararası pazarlarda Avrupa ve ABD sanayi işletmelerinde bilinmez. Aşağıda bazı uluslar topluluğu üyesi ülkeler ve maden kaynakları ile bunların mülkiyetini elinde bulunduran şirketler görülmektedir. İşte değerli yazar Mustafa Çınkı’nın aktardığı bu tarihsel öykü sömürü imparatorluğunun nasıl çalıştığını açıkça ortaya koymaktadır. Çınkı’nın verilere dayandırarak ortaya koyduğu bu tarihsel tablo aslında günümüzde de hiçbir şeyin değişmediğini göstermektedir. Bu yazı dizisine yazardan alıntı yapmamızın tek nedeni de budur.


Batının sömürü şifreleri
Bu sömürü süreci Batılı ülkelerin teknolojik yeterliliğine rağmen, aslında ne kadar acımasız ve ne kadar gözü dönmüş olduğunu da gösteriyor. Türkiye’yi ve doğal kaynaklarını içine alacak bu ağ, ülkemizin ve milletimizin bütünlüğünü şiddet dâhil, her türlü yolla nasıl yok etmek istediklerinin, demokrasi ve gelişmişlik adına ülkemize dayattıklarının esas şifreleri bu kısa tarihsel örnekte yatmakta. Batının sömürü şifrelerini ancak bu şekilde tarihsel düzlemde tartışarak çözebiliriz. Bu örnekler bize gelecek için önemli ölçüde gerekli olacaktır, Sömürünün değerlerimizi, varlıklarımızı yok ettiği bir noktada nasıl yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu, Anadolu coğrafyasından nasıl atılmak istendiğimizi ancak önce değerlerimizin sömürüleceği tehlikesini ileriki bölümlerde yazmaya devam edeceğiz.

Dün olduğu gibi bugün de birer sömürge olan ekonomi yeni tarım ve madenciliğe dayalı İngiliz uluslar topluluğuna dahil ülkeler:


ÜLKELER YÜZÖLÇÜMÜ (/KM2)

1- Antiqua ve Barbuda 442
2- Avustralya 7.682.300
3- Bangladeş 143.998
4- Barbados 430
5- Belize 22.965
6- Botsvana 581.987
7- Brunei Darussalam 5.765
8- Kamerun 457.440
9- Kanada 9.970.610
10- G.Kıbrıs 5.896
11- Dominik 750
12- Fiji Adaları 18.274
13- Nauru 21
14- Yeni Zelanda 267.880
15- Nijerya 923.768
16- Pakistan 796.100
17- Papua Yeni Gine 462.840
18- Samoa 2.832
19- Seyşeller 453
20- Sierra Leone 71.740
21- Singapur 618
22- Solomon Adaları 27.566
23- Güney Afrika 1.123.226
24- Sri Lanka 65.610


Yarın: RÖDOVANS SÖZLEŞMELERİ




11/06/2010 / YENİÇAĞ GZT.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code