12 Haziran 2010 Cumartesi

İHANET RANTI TÜRKİYE’Yİ PAYLAŞIYOR (2)


ARAŞTIRMA

Macit SOYDAN
Fatih ERBOZ
Önsel ÜNAL
Sümeyra YILMAZ

Dünyadaki ülkeleri ağı altına alarak sömüren küresel güçler yeni dünya düzeni kurma çabalarında tarımdan enerji politikalarına kadar geniş bir yelpazede dünyayı etki alanı içerisine alıyor. Bu kapsamda çalışmalarını işgal yöntemiyle değil, yasayla işgal yöntemiyle gerçekleştiriyor. Sistemin güçleri sadece tek sektörde değil, bir çok sektörde faaliyet gösteren dev kartel yapılar. Bu açıdan bakıldığında bir ülkede sadece tek kaynağı değil, sektörel fayda anlamında tüm kaynakların sömürülmesinin peşine düşüyorlar. Dünyada özellikle ikinci dünya savaşından sonra kurulan sisteme bakıldığında batılı ülkelerin amacının, diğer ülkeler olarak tanımladığı dünyanın kaynaklarını sömürerek kendi modern dünyasının temel hammaddesi olarak kullanmaktı.


İnsan ticareti ile başladılar
Bunu daha önce İngiltere, Almanya, Fransa ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler gerçekleştirdi. Bundan daha önce de insan ticareti başta olmak üzere, insan kaynağının sömürülmesine dayanan sistemi Avrupalı Latin kökenli ülkeler yaptı.. İber yarımadası ülkeleriyle başlayan yeni dünyanın keşfi macerası daha sonra diğer ülkelere de sıçramış ve modern Avrupa bu kolonyalist zihniyetle 100 yıl, 30 yıl ve dünya savaşlarının ardından defalarca yeniden yapılandırılmıştı. ABD’nin dünya rantında bende varım demesiyle birlikte 20 ve 21. yüzyılda dengeler alt üst oldu ve sömürü yöntemleri yeni boyutlar kazandı.


Tarihten ibret almalıyız
Ülkelerin sömürülmesi artık direkt işgal yoluyla olmuyor, Bunu hepimiz biliyoruz. Batılı ülkeler tarafından kurgulanmış sivil toplum kuruluşları ve sermaye grupları aracılığıyla sömürülüyor. Bu sermaye sahipleri aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının birçoğunun finansörü durumunda. Bu gerçeklik düzleminden bakıldığında işgalin adının ve renginin değiştiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Bu kimi zaman turuncu, kimi zaman yeşil, kimi zaman da mavi olabiliyor. Ama işgal ve sömürü devam ediyor. Maden ve enerji sahalarına yapılan son dönemdeki hücumu bu çerçevede ele almak gerekiyor. Bilindiği gibi beşeri bilimlerin laboratuvarı bir anlamda tarihtir. Bugünü anlayabilmek ve gerekli milli tedbirleri alabilmek için yaşanmışı çok iyi analiz etmek gereklidir.


Talanın asıl adı hukuktur!..
Bu noktada tarihi sürece bakıldığında Batı her dönem taktik ve yöntem değiştirerek kendi dışında kalan coğrafyalarıyla talan etmiştir. Bu talanın yeni adı hukuktur, hukukla oynayarak sömürü alanını genişletmektir. Bu açıdan hükümetleri değiştirmek için devrim de yapılır, yasalar da değiştirilir. Bu konuda en güzel örnek sömürünün tarihinin ilk adımlarını atan ülkelerin başında gelen İngiltere’nin uygulamalarıdır. İngilizlerin güneş batmayan imparatorluklarını nasıl bir sömürüyle yaşattığına bakarsak bugünleri anlayabileceğimiz önemli ipuçları bulabiliriz. İngilizlerin ünlü sanayi devriminin şifresi hammadde sömürüsünden geçmektedir.


Batı bunu hep yapıyor
Beyaz İngilizlerin yerleştiği kolonilerde kendi yönetimlerini kurma istemleri ilk olarak Kanada’da başladı. Burada, kararların İngiliz hükümetince atanmış görevliler yerine, halkın seçtiği bakanlarca verilmesini öngören bir özyönetim sistemi kabul edildi. Bakanlar, ülkenin içişlerinde kendi meclislerine karşı sorumluydular. Ama dış ilişkiler ve savunmaya ilişkin kararlar, İngiliz yönetimince alınıyordu. 1847’de bu uygulama Kanada’nın yanı sıra Avustralya kolonileri ile Yeni Zelanda’da da yaygınlaştı. 1910’da ise Kap, Natal, Transvaal ve Oranj Bağımsız Devleti’nden oluşan Güney Afrika Birliği kuruldu.


İngiltere başı çekiyor
İngiltere ve yarı bağımlı koloniler, ticaret ve savunma konularını, ilki 1887’de toplanan Koloni Konferansları’nda tartışırlardı. 1907’deki toplantıda bu kolonilere, “dominyon” denmesi ve konferansın adının da “İmparatorluk Konferansı” olarak değiştirilmesi kararlaştırıldı. Dış ilişkiler söz konusu olduğunda dominyonlar, imparatorluğun bir parçası sayılıyordu. Örneğin, 1914’te İngiltere’nin Almanya’ya savaş açma kararı, tüm dominyonlarını ve sömürgelerini de bağladı. Savaştan sonra ise bütün dominyonlar, bağımsız ülkeler olarak barış antlaşmalarını ayrıca imzaladı ve Milletler Cemiyeti’ne İngiltere ile eşit konumda üye oldular. 1931’de Westminster Tüzüğü ile İngiltere’nin dominyonlar üzerindeki son denetimi de kalktı ve bunların her biri İngiliz Uluslar Topluluğu’nun bağımsız üyeleri oldu.


Hindistan’ın İngiltere’den kurtuluşu...
İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi ülkeler, birinci ve ikinci dünya savaşı sırasında, özellikle de ekonomik bunalım yıllarında ekonomik işbirliğine girdiler ve kendi sınırları içinde başka ülkelerin malları yerine, öteki topluluk üyelerinin ürünlerinin satılmasına öncelik tanıdılar. İngiltere, öteki üyelerden besin ve hammadde satın almayı, karşılığında da sanayi malları satmayı sürdürdü. 1932’de Kanada’nın Ottawa kentinde bir araya gelen topluluk üyelerinin temsilcileri, aralarında uygulayacakları yeni ticaret kurallarını oluşturdular. “İmparatorluk Ayrıcalığı” denen bu sisteme göre; İngiltere, topluluk üyesi ülkelerden aldığı mallara, başka ülkelerin mallarına uyguladığından daha düşük bir gümrük vergisi uygulayacaktı. Öbür topluluk üyeleri de aynı ayrıcalığı İngiltere’nin sanayi ürünlerine tanıyacaktı. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Hindistan’da gelişen bağımsızlık mücadelesi sonucu İngilizler Hindistan’ı terk etmek zorunda kaldılar. Daha sonra Müslümanlar ile Budacılar arasındaki anlaşmazlık nedeniyle Hindistan ikiye ayrıldı. Böylece 1947’de Hindistan ve Pakistan olmak üzere iki bağımsız ülke kuruldu. 2. dünya savaşı ve ardından 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler, bağımsızlık düşüncesinin yaygınlaşmasını destekledi. Seylan ve Birmanya 1948’de bağımsızlıklarını kazandılar. Birmanya, İngiliz Uluslar Topluluğu’na katılmadı ama Pakistan, Hindistan ve Seylan topluluk içinde kalmayı seçtiler. 1949’da Hindistan, İngiltere Kralı VI. George yerine kendi önderlerinden birinin devlet başkanı olmasını istedi. Bu sorun, bir ülkenin topluluk içinde kalabilmesi için, İngiltere’yi İngiliz Uluslar Topluluğu’nun başı olarak kabul etmesinin yeterli sayılmasıyla çözüldü.


İngiliz sömürgeleri birer birer özgürlüğüne kavuştu
Hindistan’dan sonra başka ülkeler de bağımsızlıklarını kazandı. Ve bir çoğu İngiliz Uluslar Topluluğu’na katıldı. Gana (Altın kıyısı) 1957’de bağımsız oldu. Bu tarihe kadar bütün tropik Afrika’da yalnızca Liberya ve Etiyopya bağımsız ülkelerdi. Bunu izleyen 10 yılda Afrika’daki ve dünyanın başka bölgelerindeki İngiliz sömürgeleri birer birer özgürlüklerine kavuştu. İngiltere’den kopan ülkelerden bir bölümü (örneğin Kenya ve Kıbrıs) topluluk üyesi olurken İrlanda (Eire) ve Sudan gibi bazı ülkeler de dışında kalmayı seçti.


1961’de Güney Afrika, uyguladığı ırk ayrımı politikasına üye ülkelerin karşı çıkması nedeniyle, İngiliz Uluslar Topluluğu’ndan ayrıldı. Pakistan’da 1972’de bağımsızlığını ilan eden Bangladeş’in (Doğu Pakistan) üye ülkelerce tanınması üzerine topluluktan çekildi. Bangladeş topluluk üyesi oldu. Ancak İngiliz İmparatorluğu’nun silah ve askeri güçle sağladığı egemenlik yerini İngiliz ve daha sonra Anglo Amerikan şirketlerin egemenliğine bıraktı.


10 Haziran 2010 / YENİÇAĞ GZT.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code