12 Haziran 2010 Cumartesi

İhanet Rantı Türkiyeyi Paylaşıyor (1)

Anayasa’nın 168. maddesi yönetmeliklerle by-pass edilerek yer altı ve yer üstü zenginliklerimizin yabancılar tarafından sömürülmesine zemin hazırlanıyor.


Anayasa Madde 168
Tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.


Türk Anayasası’nın 168. maddesinde yer alan hüküm, yönetmeliklerle ve çıkartılan kanunlarla by-pass edilerek Türkiye’nin doğal zenginlikleri yabancıların hizmetine açılıyor. Böylelikle Türkiye’nin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri satılamadığından, kiralama yöntemiyle yabancıların eline geçiyor. Maden alanları, akarsu ve dere yatakları, göller, kıyı şeritleri, tarım için olanaklı araziler, orman alanları yapılan düzenlemelerle yabancıların eline geçiyor ve Türkiye’nin zenginliklerini yabancılar işletiyor. Küreselleşme kiralama temelli yap-işlet-devret yoluyla Türkiye’yi parselliyor, zenginlikleri satın alıyor. Maden arayan şirketlere yasa yoluyla verilen imtiyazlar, yabancı şirketleri zengin ettiği gibi, Türkiye’nin kaynaklarının sömürülmesine zemin hazırlıyor.


Doğal miraslarımız yok ediliyor
Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte, akarsu ve dere yataklarında yapılacak Hidro-Elektrik Santraller, Hidro-Elektrik Santral Projeleri, zengin maden yatakları, yabancıların kiralama yoluyla eline geçerken, hem Türkiye bir rant cenneti haline geliyor, hem de dışarıya olan bağımlığı yabancı sermaye üzerinden daha çok artıyor. İşte böyle bir süreçte özellikle de enerji bağımlığının artmaya başladığı bir dönemde Türkiye’nin zenginlik envanteri sömürü envanteri haline geliyor, milli ve üniter yapı ağır bir yara daha almaya devam ediyor. Türkiye bilinerek ya da bilinmeyerek gerçekleştirilen yanlış politikalarla ihanet rantının ağında kısır döngüler ve çekişmeler ülkesi olarak tarihsel sömürü döngüsündeki talihsiz konumuna mahkûm ediliyor.

Türkiye’nin elindeki en önemli miras olan tarihi, kültürel ve doğa mirası da yok olup gidiyor ve talan mekanizmalarının içerisinde ufalanıyor.


Küreselleşmenin dayattığı ve milli değerleri hiçe sayan paylaşım ağı, Türkiye’yi ihanet ağının içerisine sürüklerken, alınacak önlemlerle Türkiye bağımsız coğrafyasını koruyabilir. Bunun için de öncelikle milli politik bilinç gereklidir. Bu çerçevede doğal zenginliklerimizin milli değerler olduğunu hatırlayıp, sahip çıkıp öncelikle bunun üzerine kurulu bir milli ekonomi politikası uygulamak gerekiyor. Bu kapsamda ortaya konacak bilgi ve ifadeler Türkiye’nin bu rant ağının içinden kurtulup kendi milli kimliğini ve milli coğrafyasını gelecek nesillerine güvenli bir emanete dönüştürmesinin ip uçlarını sunmaktadır. Bu nedenle maden yatakları, üzerine kurulacak olan hidro-elektrik santraller akarsu ve dere yataklarına sahip çıkılması gerekiyor. Toprak satışlarıyla başlayan kanayan sürece pansuman yapılabilmesinin öncelikli şartı bunların farkında ve bilincinde olunması gerekliliğidir. Bu dizide ortaya konacak fikir ve bilgiler bu amaçla hazırlanmıştır. Doğal kaynaklarımız hukuk yoluyla talana açılırken, buradaki esas sorun yasalarla bunların yapılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal zenginliklerin bir ülkenin toprak bütünlüğünün parçası olarak kabul edildiğinden doğal olarak bunlar o devletin bağımsızlık sembolleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sembollerin değerlendirilmesi ise ancak devlet eliyle yapılmalı yani kamu imkanları kullanılmalıdır. Bunun yanında kamu imkânlarının zorlandığı yerde yasal olarak gerekli önlemler alındıktan sonra özel kişilerin kullanım alanına açılması gerekmektedir.


Milletin çıkarı gözetilmeli
Bu noktada yapılacak en önemli duruş, yasal düzenlemelerin milli kaynakların korumacı bir şekilde, güvenliği alınarak kullanıma açılması olmaktadır. Bu nedenle çıkaracağımız kanunların ve aynı zamanda yönetmeliklerin bu doğrultuda denetimi büyük önem kazanmaktadır. Buradan hareketle öncelikli olarak kaynakların tespitini ortaya koyup yasal değişiklikleri gündeme alarak bunların Türk milletinin faydası doğrultusunda kullanılmasının önünün açılması gerekir. Aslında özellikle maden kanununun değiştirilmesiyle başlayan sürece bakıldığında konunun sadece Türkiye ile sınırlı olmadığı, bunun yanında çok büyük bir dünya projesinin varlığı ortaya çıkmaktadır. Dünya ekonomisinin belirleyici kurumları olarak dikkat çeken Dünya Bankası ve IMF’nin dünyadaki maden kanunlarının toptan değiştirilmesini istemesi bu büyük küresel ve emperyalist oyunun varlığına işaret etmektedir. Bu değişiklikler dünyadaki tüm ülkelerde bulunan madenlerin küresel yağmaya açılmaya çalışmasının bir göstergesi olarak da dikkat çekmektedir.


Türkiye’deki girişimler...
Bu konuda Türkiye’de de önemli yasal girişimler olmuştur. Bu yasal girişimler Türkiye’nin öncelikle topraklarının yabancılara peşkeş çekilmesine paralel olarak yer altı zenginlikleri, kültürel miras, doğal zenginlikleri de sömürünün emrine vermektedir. Dünya Bankası başta olmak üzere dünya ekonomisine yön vermek isteyen ulus ötesi kuruluşların baskı ve girişimleriyle bugüne kadar 100’ün üzerinde ülkede maden yasalarının değişikliğe uğradığı biliniyor. Elbette Türkiye de bundan nasibini almakta. Bu nedenle Türkiye’nin zengin doğal kaynakları özellikle de gelecekte kullanılacak sanayi teknolojisinin hammaddesinin ülkemizde çokça olması Türkiye’yi daha çok emperyalist bunalımın gölgesine sokuyor.


Akarsularımız bile tehlikede
Dünya’da 50’nin üzerinde ülke doğal kaynaklarını kendi işletemediği için dış satımıyla elde ettiği gelire bağımlı hale geldi. Ülkeler teknolojik yetersizlik başta olmak üzere bir dizi sebepten kendi doğal zenginliklerini ulusal artı değere dönüştüremedikleri için dışarıya bağımlı hale geliyor. Dünya Bankası ve IMF gibi kurulmuşlar da bu sömürünün alt yapısını hazırlamak için girişimlerde bulunuyor. Maden Yasaları başta olmak üzere çeşitli yasal değişikliklerle bunun alt yapısı kurgulanıyor. Türkiye’de bugün maden sahalarının yüzde 47’sinin yabancıların elinde olduğunu konunun uzmanları söylemekte. Aynı zamanda hidroelektrik santrallerin özelleştirmeleriyle enerji kaynak ve havzalarının büyük çoğunluğunun yabancıların eline geçeceği belirtiliyor. Buna göre yeni gelecek projelerle birlikte eldeki santrallerin de özelleştirmeye açılması ile birlikte akarsu ve dere yatakları da yabancıların eline geçecek. Türkiye’de Maden Yasası’yla birlikte madencilik ile ilgisi olabilecek yaklaşık 10 yasada da değişikliğe gidildiği belirtiliyor. 5177 Sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile birlikte madencilik adı altındaki talanı önleyen yasaların hemen hemen hepsinin değiştirildiği de uzmanlar tarafından belirtiliyor. 2004 yılında yürürlüğe giren yasa ile birlikte orman alanları, milli parklar, özel koruma bölgeleri, ağaçlandırma alanları, tabiat alanları, özel koruma bölgeleri, doğal ve kültürel sit alanları, tarım alanları, meralar, sulak alanlar, kıyılar, akarsular, kentlerin imar alanları, turizm bölgeleri, su havzaları madencilik adı altında bir anlamda da talana açılmış oldu. Çokuluslu şirketler ve Türkiye’deki taşeron şirketlerin arama yapmaları için maden arama faaliyetleri ÇED kapsamı dışına çıkarıldı. Arama izinleri ile toplam rezervin yüzde 10’unun işletilmesine ve satışına izin yolu açıldı. Altın madenciliğinde ocak başı satış fiyatı faturanın yalnız yüzde 2’sinin devlet hakkı olarak alınmasına olanak tanıdı.


Denetime engel
Ormanlar yok edilerek madencilik faaliyetine açılıyor. Ükemizin doğal zenginliklerinin korunduğu milli parklar, özel koruma bölgeleri, ağaçlandırma alanları, tabiat parkları, tabiat alanları ve anıtları, özel koruma bölgeleri, doğal ve kültürel sit alanları madencilik faaliyetine açılıyor. Kentlerin imar alanları, turizm bölgeleri, kültür alanları, su havzaları, sulak alanlar, akarsular, içme suyu havzaları, tarım alanları, meralar, kıyılar da artık şirketler maden arayabilecek. Bunun yanında işletmelerin esnan ve çevreye vereceği zararın önlenmesi için uygulanan ÇED raporu prosedürü de madencilik faaliyeti için uygulanmayacak. Madencilik faaliyetlerinin insan ve çevreye getireceği olumsuzluklar denetim dışı kalıyor. Tüm bunlar olurken ise kriter maden şirketlerinin çıkarı olacaktır. Bununla birlikte maden şirketlerinin gerçeğe aykırı ve yasa dışı beyanları ve tutumları olursa bu sadece uyarı ile geçiştirilecek ve ceza yasaları işletilmeyecek.



Macit SOYDAN / YENİÇAĞ GZT. / 9 Haziran 2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code