4 Haziran 2010 Cuma

Çankaya Sorunu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen hafta Kazakistan’a giderken bir kez daha Türkiye’nin en önemli sorunun “Kürt sorunu” olduğunu söyledi.


Aynı günlerde ABD’deki Smithsonian Enstitüsü’ne ait Smithsonian Dergisi’nde ünlü gazeteci ve yazar Stephen Kinzer’in “Yeniden Talep Edilen Kürt Mirası” başlıklı bir makalesi yayınlandı. Güneydoğu izlenimlerini aktaran Kinzer, Cumhurbaşkanı Gül’le de görüşüp, “Türk devleti neden 90 yıllık tarihi boyunca Kürt vatandaşlarıyla barışı bulamadı ve şu anda bunun şansı nedir?” sorusunu sormuş. Gül şu cevabı vermiş:


“Kimileri buna terör, kimileri Güneydoğu sorunu, kimileri de Kürt sorunu diyor. Sorun şu; Demokrasi eksikliği, demokrasinin standardı. Demokrasinin standardını yükselttiğimiz zaman tüm bu sorunlara çözüm bulacağız…”


Sadece Cumhurbaşkanlığı döneminde değil, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde de Gül’ün savunduğu tek çözüm “demokrasi” oldu. Savunmakla kalmadı, “demokrasi” adına ne deniyor ve ne isteniyorsa canla-başla sahip çıktı, yaptı, yaptırdı. Yine de “Kürt sorunu” hallolmadı, ama Gül “demokrasi” çıtasını yükselttikçe yükseltti.


Hem de ne yükseltme!..


Kendisiyle birlikte Kazakistan’a giden BDP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’le öyle ilginç bir sohbet yapmış ki!..


Halis’in anlattığına göre Gül, en önemli sorunun “Kürt sorunu” olduğunu belirtip, bu doğrultuda hassasiyet gösterdiğini, sorunu çözmek istediğini, ancak “Kürt cephesinden de iyileştirici uygulamaların olması gerektiğini” söylemiş.Halis’in, “Operasyonların durdurulması, Kürtlerle Türklerin kucaklaşması için birinci adım olur” önerisi üzerine de “Devlet cephesinden de bazı kesimler operasyon yapılmasını istemiyor. Doğrusu asker de operasyon yapmayı çok istemiyor”


demiş.


Acaba kimdir o operasyon yapılmasını istemeyen “Devlet cephesindeki bazı kesimler”?..


Devlet cephesinden sayılmadığından mı, yoksa başka bir mesaj verilmek istendiğinden mi asker ayrıca ve özellikle vurgulandı?


Bunlar bir yana, “Başkomutanın” ağzından, “operasyon yapılması istenmiyor” denmesi bölücü terörün azdığı ve azacağı bir dönemde acaba kimlere can suyudur ve bu ne geniş bir “demokrasi” anlayışıdır?


Sorunun Tam Adı Atatürk’tür


Artık önümüzdeki en önemli sorunun adını koyalım. Bu sorun, “Kürt sorunu” değil, Çankaya’nın “demokrasi” sorunudur.


Ne demek istediğimizi izahtan önce Stephen Kinzer’in Gül’ün görüşlerini de aktardığı Smithsonian Dergisi’nde yayınlanan o makalesine dönelim. Kinzer, Gül’ün sözlerinden sadece 9 paragraf önce şunu savunuyor:


“Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’ndan yıkılmasından sonra Anadolu Kürtleri uluslaşma şansı gördü. Türklerin yenilgisinden sonra 1920’de Osmanlı İmparatorluğu’nun bölünmesini öngören Sevr Antlaşması hazırlandı. Bu Kürtlere de kendi ülkelerine sahip olma hakkını veriyordu.


Fakat daha sonra Atatürk olarak bilinen Mustafa Kemal’in liderliğinde Türkler bu anlaşmayı yırttı. Atatürk, Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak Kürtleri laik, modern devrimleri için tehdit gördü. Onun hükümeti binlercesini evlerinden zorla uzaklaştırdı, Kürtçe gazeteleri kapattı, Kürtçe isimleri yasakladı ve Kürtçenin kullanımını kısıtladı…”


Şimdi Kinzer’in, Gül’le yönelttiği,


“Türk devleti neden 90 yıllık tarihi boyunca Kürt vatandaşlarıyla barışı bulamadı ve şu anda bunun şansı nedir?”


sorusu ve Gül’ün,


“Kimileri buna terör, kimileri Güneydoğu sorunu, kimileri de Kürt sorunu diyor. Sorun şu; Demokrasi eksikliği, demokrasinin standardı. Demokrasinin standardını yükselttiğimiz zaman tüm bu sorunlara çözüm bulacağız…”


şeklindeki cevabı üzerinde bir kez daha düşünelim. Varsayalım Gül’ün, Kinzer’in makalesinde savunduğu/savunacağı görüşten haberi yoktu. Ancak kendisine yöneltilen soruda “90 yıl” denirken, 1920, yani Sevr’in kast edildiğini anlamadı mı?


Diyelim ki anlamadı, acaba makale yayınlandıktan sonra “Kürt sorunu”nun Sevr ve Atatürk’e dayandırıldığını görmekten hiç mi rahatsız olmadı?


Herhangi bir açıklama veya düzeltmede bulunmadığına göre, olmadı demektir. Nasıl olsun ki?!..


2. Cumhuriyet tartışmalarını yararlı bulan o…


Dışişleri Bakanı iken, aynen Öcalan gibi,“Türkiye’nin en özgürlükçü Anayasasının 1921 Anayasası” olduğunu savunan o…


Daha ötesi, “Ermeni katliamı” dahil, “Bütün şiddetleri Cumhuriyet döneminin sorunu” gören o…


İşte bu yüzden sadece “Kürt sorunu” değil, “Ermeni sorunu”nu da sahipleniyor. Bunun için yine Kazakistan seyahatinde , Ermenistan’la “normalleşme” sürecinin “sessiz diplomasi” çalışmalarıyla yürütüldüğünü, “küçük de olsa meyvelerin toplandığını” söyleyebiliyor.


Hem de Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın NATO Genel Sekreteri Rasmussen’le görüşüp, protokoller konusunda Türkiye’yi ağır bir dille suçladığı, “Ermenistan, Ankara’nın Yukarı Karabağ sorununun çözümüne müdahil olmasına asla izin vermeyecek” dediği, hatta Türkiye ve Azerbaycan’ı resmen Ermeni ordusuyla tehdit ettiği, Rasmussen’in de Ermenistan ve Azerbaycan arasında çatışma çıkması halinde NATO’nun güç kullanarak, müdahil olmasının beklenmemesini istediği bir sırada!..


Her geçen gün T.C.’nin mirasının paylaşımının yapıldığı, ABD-AB-Türkiye üçgeninde de sanılanın aksine dayatma-mecburiyet denklemi değil, tamamıyla gönüllülük esasının işlediği daha iyi anlaşılıyor, ama ne kâr!..


 Meyyal Uygur / Açık İstihbarat / 1 Haziran 2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code