17 Mayıs 2010 Pazartesi

YUNANİSTAN’A HANGİ TAVİZLERİ VERDİK

Başbakan Erdoğan’ın Atina ziyareti yandaş medya tarafından “devrim”, “tarihi ziyaret”, “tarihi işbirliği”, “Yunan açılımı”, “Erdoğan ABD Başkanı gibi karşılandı”, “one minute - two days” gibi tumturaklı laflarla kamuoyuna yansıtıldı. Belki de Erdoğan’ın kurmayları, Baykal Operasyonu sonrası AKP üzerinde yoğunlaşan kara bulutları dağıtmaya yönelik kurguladılar Başbakan’ın Atina ziyaretini… Kim bilir!?


Ama yürütülen propaganda çalışmasında en dikkat çekeni, Zaman Gazetesi’nin AKP Milletvekili Mehmet Müezzinoğlu’nun ağzından yaptığıydı: “Yunanistan’la ‘restleşme’ dönemi bitti, ‘jestleşme’ dönemi başladı”.


“22 konuda anlaşma imzalandı” diyen dış politika uzmanlarımız da, yine Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” adını verdiği uygulamasına ve onun stratejik dehasına övgüler dizdiler ekranlarda…


“Komşularla sıfır sorun” sağlamayı, “komşularla sorun olan milli çıkarlardan vazgeçme” politikası üzerinden ancak yürütebilen bu anlayışın Türkiye’yi götürdüğü yer ortada…


Peki “restleşme dönemi bitti, jestleşme dönemi başladı” yorumlarına neden olan jestleşmeler nelerdi?


ERDOĞAN’DAN EKÜMENİK JESTİ


Jest 1: Başbakan Erdoğan, Fener Rum patriğine ekümenik denmesinden rahatsızlık duymadığını açıkladı!


Böylece Türkiye, ABD ve AB’nin dayattığı bu konuda Erdoğan’ın açıklamasıyla geri adım atmış oldu. Erdoğan’ın bu jesti ve tavizi, AKP hükümetinin daha önce çıkardığı “cemaat vakıflarının mülk edinmesine ilişkin yönetmelik” ile birlikte düşünüldüğünde, yıllardır dikkat çektiğimiz “Vatikan modeli dini devlet” hedefinin adım adım gerçekleştiğini göstermektedir. Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir memuru 8 yıllık iktidarı sonunda ekümenik mertebesine çıkaran Erdoğan böylece Lozan’ın en önemli kazanımlarından birini silip atmış oldu. Dışişleri’nde, Başpapazın, Patrikhane lideri olmaktan çıkıp tüm Ortodoksların ruhani lideri olmasının ne anlama geldiği üzerine bir cehalet söz konusu değilse, durum gerçekten vahimdir…


Patriğe yani başpapaza ekümenik denmesinden rahatsız olmadığını belirten Erdoğan’ın gerekçesi de şuydu: “Ecdadımı rahatsız etmediğine göre beni de rahatsız etmez”. Anlaşılan Erdoğan, patrikhaneyi “fesat yuvası” olarak değerlendiren Atatürk’ü ecdattan saymıyordu!


Jest 2: Erdoğan ayrıca Patrikhane’de Sen-Sinod Meclisi üyeliği için başvuruda bulunan yabancı din adamlarına bir iki hafta içinde T.C. vatandaşlığı verileceğini de ilan etti.

Böylece “Patrikhane’ye 5 aşamalı hedef belirleyen ”ABD ve AB, “Suriçi İstanbul’un Konstantinople ilan edilmesi” hedefine de yaklaşmış oldu.


Jest 3: Erdoğan, Büyükada’daki yetimhaneyi de yargı sürecinin sonuçlanmasının ardından Fener Rum Patrikhanesi’ne teslim etmeye hazır olduklarını ilan etti.


Jest 4: Erdoğan, Heybeliada Ruhban Okulu konusunda da şu sözlerle jest yaptı, taviz verdi: “Çözüme yönelik çalışmalarda bir netice alacağımızı ben umut ediyorum. Olumlu bir yaklaşım içerisinde olduğumu da burada ben söylüyorum. Üzerinde çalışıyoruz. Temenni ederim ki burayı da kısa zamanda bir neticeye bağlarız”.



ERDOĞAN’DAN KIBRIS’TA ÇÖZÜM SÖZÜ


Jest 5: Başbakan Erdoğan ortak basın toplantısında Kıbrıs konusunda da şunları söyledi: “Kıbrıs’ta müzakereler, Cumhurbaşkanı’nın değişmesine rağmen, kaldığı yerden devam edecektir. Kıbrıs Türk tarafı çözüme destek verecektir. Yıl sonuna kadar çözüme kavuşabileceğimizi sanıyorum”.


Erdoğan’dan sonra söz alan Papandreu ise jesti daha doğrusu verilen tavizi iyi değerlendirdi: “Erdoğan Kıbrıs konusunda cesur davrandı. Cesaretle devam etsin, beni de yanında bulacak. Kıbrıs’ta garantörlere ihtiyaç duyulmamasını dilerim. Çünkü geçmişte garantörler Kıbrıs Türleri ile Rumları ikiye ayırdılar”.


Bu sözler üzerine Erdoğan’dan “one minute” demesini elbette beklemiyorduk ancak en azından Papandreu’nun “Kıbrıs’ı böldü” diyerek Türkiye’yi açıkça suçlamasına göstermelik de olsa bir yanıt vermeliydi…


Jest 6: Başbakan Erdoğan, Yunan karasularını 6 milden 12 mile çıkarma hedefinden asla vazgeçmeyen Atina’nın, Ege semalarında, kendi hava sahamızda uçan uçaklarımıza tepki göstermesine de sessiz kaldı. Papandreu, “Erdoğan’ı cesur kararlar almaktan korkmayan bir insan olarak görüyorum” şeklindeki pohpohlayıcı cümleyle başladığı bu konudaki açıklamasını şöyle sürdürdü: “Ege adalarında paradoks olan bir şey var. Bir yandan Türk turistler gelsin diyoruz ama bir yandan da ne zaman gitsek Türk uçakları adaların üzerinden geçiyor. Türkler bu adayı alır mı korkusu var.”


Erdoğan ise Yunanistan’ın, adaları ziyaret edecek Türklere 1 gün için kaldırdığı vizeyi, 2 güne çıkarma hesabı içinde bu sözlere sessiz kaldı…


Yeri gelmişken belirtelim. Yunanistan’ın büyük jesti olarak sunulan “Ada ziyaret edecek Türklere 1 günlüğüne vize kaldırma” meselesinin Başbakan’ın “two days” diyerek 2 güne çıkartılmasını sağlamasına da (!) en çok Yunan ada esnafı sevindi. Ne de olsa Türklerin 1 gün yerine 2 gün 1 gece kalacak olması esnafın kasasını 3’e katlayacak!


Jest 7: Ziyaretin ilk gününde Türk bayrağının yakılması üzerine Atina önlem (!) aldı ve asılı Türk bayraklarının tamamını kaldırttı! Ziyaret sırasında asılı kalan Türk bayrakları Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’taki bayraklarımızdı… Dışişleri bu konuda da sessiz kalarak diplomatik jest yaptı!


Jest 8: Başbakan Erdoğan Yunanistan’a jest yapmaya o denli kanalize etmişti ki kendini, ortak basın toplantısı sırasında bir ara ağzından şu sözler de döküldü:

“Rembetiko ne kadar sizin müziğinizse, o kadar da bizim müziğimizdir, o kadar Ege’nin sesidir”.


YUNANİSTAN SAVUNMA İNDİRİMİNE TÜRKİYE’Yİ ORTAK ETTİ


Jest 9: Yandaş medyanın en çok ballandırdığı anlaşma ise şöyle sunuldu kamuoyuna: “Taraflar savunma harcamalarında indirime gitme kararı aldı”.


Uzun lafa gerek kalmadan anlaşmanın taviz boyutunu belirtelim. İçinde bulunduğu büyük kriz nedeniyle askeri harcamalarını büyük oranda kısması zorunlu olan Atina, bu zorunluluğa Ankara’yı da ortak etti! Kaldı ki Yunanistan, “savunma harcaması oranı, GSMİ hâsılanın yüzde 3’ünü geçemez” şeklindeki AB’ye üyelik şartını yerine getirmeyen tek ülkeydi ve AB bu konuda Atina’ya hep göz yumuyordu! Şimdi Atina bir taşla iki kuş vurmuş oldu; hem bu şartı sağlama adımı atmış oldu, hem finansal açıdan yapması zorunlu olan bir harcamayı kısmaya Ankara’yı da ortak etmiş oldu!


Verilen tavizin boyutunu algılamak için şu istatistiğe bakmamız yeterlidir: Türkiye’nin onda biri kadar bile tehdit altında olmayan Yunanistan, 2009 yılında savunmaya 13.4 milyar avro harcadı. Türkiye ise onca tehdide rağmen 2009 yılında savunmaya 9.9 milyar avro harcadı. Bu harcamayı bütçeye oranladığımızda, savunma harcamaları arasındaki büyük uçurum daha iyi anlaşılacaktır!


ERDOĞAN PAPANDREU’DAN NELER İSTEDİ?


Peki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bu jestler karşılığında neler aldı? Ya da daha doğru olarak şöyle soralım:

Başbakan Erdoğan bu tavizler karşılığında neler talep etti?


Talep 1: Başbakan Erdoğan, Batı Trakya’daki müftülerin atanarak değil seçilerek görevlendirilmesini talep etti:

“Şu bir gerçek, nasıl ki patriği seçme hakkını kendimizde bulmuyorsak, aynı şekilde oradaki Müslümanların dini liderlerini tabii ki Yunan hükümetinin seçmemesi gerekir”.


Talep 2: Başbakan Erdoğan, Papandreu’dan ayrıca Atina’daki Fethiye Camii’nin restorasyonu için müsaade istedi.


Talep 3: Başbakan Erdoğan, vizelerin tümden kaldırılmasını istedi. Yunanistan ise sadece yeşil pasaportlara vize muafiyeti verdi. O da, sadece 90 gün içinde yapılacak birden fazla giriş çıkışları kapsıyor.


Talep 4: Yukarıda da değindiğimiz gibi, Erdoğan, adaları ziyaret edecek Türklere bir günlüğüne vize kaldıran Atina’dan “two days” yani iki gün talebinde bulundu!


ERDOĞAN YUNAN GAZETECİYİ ASKERİN GAZETECİSİ OLMAKLA SUÇLADI


Bu arada Erdoğan, bir Yunan gazeteciyi de tıpkı –bir kısım- Türk gazeteciler gibi askerin gazetecisi olmakla suçladı ve azarladı. Papandreu karşısında sessizliğini koruyan Erdoğan, acısını Yunan gazeteciden çıkardı.


Erdoğan, Yunan gazetecinin Ege’deki uçuşlar konusundaki sorusu üzerine şöyle dedi: “Siz Yunan Silahlı Kuvvetlerinin gazetecileri gibi çalışıyorsunuz. Hatta radar üssünde görevli bir teknisyen gibi çalışıyorsunuz. Her gün kaç uçak kalktı onu takip ediyorsunuz. Gazeteciler olarak ortalığı germeyin”. Erdoğan, Yunan gazetecilerin “siz bize işimizi nasıl yapacağımızı mı tavsiye ediyorsunuz” şeklindeki tepkisine de şöyle yanıt verdi: “Gazeteciler sürekli siyasetçilere tavsiyelerde bulunuyor. Ben de iki toplum arasında gerginliği artmaması için tavsiyede bulunuyorum”.


EMİNE HANIM’IN FEMİNİST DERNEK ZİYARETİ


Yazımızı ikinci leydimizin Atina temaslarıyla bitirelim. Emine Hanım Atina ziyaretinin birinci günü Papandreu’nun eşi tarafından bir müzeye götürüldü. Yalnız müze Yunanistan’ın ünlü kuyumcusu İlias Lalaunis tarafından kurulan ilginç bir müzeydi. Kuyumcunun kızları, Emine hanıma antik Yunan’dan esinlenerek yapılmış bir broş hediye etti. Aynı saatlerde Papandreu da Tayyip Erdoğan’a ilginç bir hediye veriyordu. Papandreu Erdoğan’a Antik Yunan’da kullanılan madeni paranın, hatıra amaçlı basılanlarından hediye etti.


Emine Hanım’ın öğleden sonraki programında ise bir dernek ziyareti vardı.


Emine hanım feminist hareketin ilk lideri olan Kaliopi Peren’in kurduğu “Likion Elinidon” Derneği’ni ziyaret etti. Emine Hanım buradaki temaslarının ardından da Atina’nın en büyük alışveriş merkezine gitti. Emine Hanım burada bir çift ayakkabı ve bir valiz satın alarak Yunan ekonomisinin krizden çıkma çabalarına destek verdi.


SONUÇ


Milli çıkarlardan vazgeçerek “komşularla sıfır sorun” belki sağlanıyor ama aslında halkların başına başka yeni sorunlar açılmış oluyor. Türkiye ve Yunanistan, Truman Doktrini gereği aynı anda Marshall Yardımı almakla başlayan, aynı anda NATO’ya alınmakla devam eden 60 yıllık süreci doğru analiz etmeden gerçek çözüme, dostluğa ve barışa asla ulaşamaz! Çünkü emperyalizme bağımlılık yeni sorun alanları yaratmanın zeminini oluşturuyor.




Mehmet Ali Güller / Odatv.com  / 16.5.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code