14 Mayıs 2010 Cuma

"ONE MİNUTE"CILAR ŞAŞIRACAK

Anayasa değişikliği maratonu ile başlayan ve bugünlerde Deniz Baykal’a düzenlenen kaset komplosu ile gittikçe yoğunlaşan bir gündemin etkisi altındaki Türkiye’de tüm dikkatler iç politikaya çevrildi. Bunun doğal sonuçlarından birisi olarak da dış politika bir süredir gündemin ön sıralarındaki yerini eskiye oranla yitirmiş durumda.


Hâlbuki birkaç gündür önce Suriye Devlet Başkanı Esad’ın, dün de Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Türkiye ziyaretleri ile dış politikada önemli gelişmeler yaşanmakta. AKP döneminde Suriye ile kurulan iyi ilişkilerin ilerleyişini gözlemlediğimiz Esad ziyaretinin yanında özellikle Medvedev’in gelişi ve Rusya ile imzalanan 20 civarındaki ikili anlaşmayla hükümet kuzey komşumuzla da ilişkileri yakınlaştırma gayretleri içine giriyor. Bu gelişmeler, AKP’nin İran politikası, Filistin-İran-Irak vb. konular etrafında inşa ettiği Ortadoğu stratejisi bağlamında değerlendirildiğinde pek çok farklı açıdan yorumlanabilir.


Geçtiğimiz birkaç gün içinde Suriye ve Rusya ile olan görüşmeler basında sıklıkla yer aldı, köşe yazılarına konu oldu, tartışıldı. Ancak bir olay var ki, gündeme çok yeni düştü ve Türkiye-İsrail ilişkileri anlamında adeta bomba etkisi yaratacak düzeyde.


Türkiye’den yeşil ışık
Türkiye, İsrail’in Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeliğine dün itibarıyla yeşil ışık yaktı ve İsrail Türkiye’nin bu desteği sayesinde OECD üyeliğini resmen elde etti. 1961’de kurulan örgütün ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi kurucu üyelerinden birisi olan Türkiye hâlihazırda grubun tek Müslüman ülkesi konumunda.


Ve örgütün iç mekanizması gereği, tüm üye ülkelerin yeni üye ülke katılımı sürecinde kullanabilecekleri bir veto hakları var. Bu bağlamda, teşkilat bünyesine katılacak her yeni üyenin adaylığının düşmesi için tek bir üye ülkenin veto hakkını kullanması yeterli.


Yani, eğer Türkiye veto hakkını kullansaydı İsrail 2007’den beri uğraştığı, türlü diplomatik hamleler geliştirdiği bu üyelik idealine ulaşamayacaktı. O bakımdan Türkiye’nin bu hakkından siyaseten feragat etmeyi seçmiş olması bir anlamda İsrail’in bu başarısına giden yolu açmış oldu.


Tarihi zafer
Sanayileşmiş-zengin ülkeler birliği olarak da bilinen OECD’ye katılım İsrail hükümeti tarafından sevinçle karşılandı. İsrail Maliye Bakanı devlet radyosunda bunun tarihi bir zafer olduğunu ilan ederek, artık kendilerinin de sanayileşmiş-zengin bir ülke olarak meşruiyetlerini ilan ettiklerinin altını çizdi. Dünyanın içinde bulunduğu küresel ekonomik kriz ortamında İsrailli yetkililer bu üyelik sonrasında ülkelerine ciddi anlamda bir sermaye akışı beklentisine girdiler bile. Tüm bunların ötesinde insan haklarını ve özgürlükleri kendisine temel ilkeler olarak belirlediğini ilan etmiş olan bir uluslar arası örgüte üye olmayı başaran İsrail, bir anlamda özellikle Filistin’de yürüttüğü aşırı güç kullanımından doğan insanlık dışı uygulamalarının üzerini örtme fırsatını da yakaladı. Bu bağlamda İsrail’in elde ettiği uluslar arası saygınlık da muhtemelen onlar tarafından büyük bir zafer olarak kabul edilmektedir.


Ne oldu da değişti
Peki, ne oldu da AKP ve dış politika karar vericileri İsrail’e böyle bir muazzam jesti layık gördüler? “One Minute” olayından beri yaşananları hatırlayınız. Filistin’de yaşananları bir insanlık dramı, bir katliam olarak değerlendirip, İsrail’in Başbakan tarafından açıkça devlet terörü uygulamakla suçlanması, TRT’de yayımlanan bir dizi yüzünden çıkan tartışma, İsrail Büyükelçisi Çelikkol nezdinde Türkiye’ye yapılan büyük saygısızlığın yarattığı diplomatik kriz, İsrail’in Anadolu Kartalı tatbikatından dışlanması ve son dönemde sıkça dillendirilen 1915 olaylarının İsrail parlamentosu tarafından da kabul edilebileceği yönündeki duyumlar.


Bütün bu gelişmelere baktığımızda, aslında görünenden daha büyük bir kriz olduğu dahi söylenebilir iki ülke arasında.


Şimdi soruya dönelim tekrar: İlişkilerin bu denli soğuk olduğu bir dönemde hükümet niye şimdi böyle bir adım attı?


AKP uzunca süredir yakın ilişki içinde olduğu Arap dünyası ve Suriye’nin yanına son zamanlarda nükleer program kıskacı altındaki İran’ı arabuluculuk yapma kapsamında yanına çekmiş, en son Rusya’yı da yakınlaştırmış görünürken İsrail’e ve ABD’ye göz mü kırpıyor? Soğuk Savaş tabiriyle “aslında kamp değiştirmiyorum, benim yerim belli” mesajı mı gönderiliyor?


İsrail jesti düşündürücü
Yoksa durum daha mı derin? Örneğin, son malum kaset olayıyla bir alakası olabilir mi bu beklenmedik jestin? Deniz Baykal’ın başına gelenlerin bir “dış mihrak” projesi olduğunu düşünen hükümet çevrelerinin-ki Türkiye’de dış mihrak dendiği anda akla ilk kimlerin geldiği bellidir- “Türk siyasetine müdahale ediliyor, bu Baykal’la sınırlı kalmaz bize de sıçrar” korkusu olabilir mi bu “sürprizinin” arkasında? Bunlar hepsi birer soru ve yanıtlarına ulaşmak şuan için çok kolay değil. AKP’nin dış politikada bundan sonra tutturacağı söylemi takip etmek bu konuda oldukça yol gösterici olacaktır. Şu an için görünen, hükümetin sahnede başka oyunlar sergilerken, perde arkasında “ince ayarlara” başlamış olmasıdır. Bu anlamda, İsrail jesti, ilk ve son olmayacak gibi gözükmektedir.




Ali BİLGENOĞLU / Odatv.com / 12.5.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code