15 Mayıs 2010 Cumartesi

İşte “Yunan açılımı”…

Cami satışı!..

Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun deyimiyle “devrim” niteliğindeki Yunanistan ziyaretini gerçekleştiriyor. Beraberinde 10 bakan var. Ortak kabine toplantısı yapılacak, 21 anlaşmaya imza atılacak.


Keşke yerimiz olsa da bu ziyaret münasebetiyle Başbakan Papandreu’nun verdiği “derin” mesajları, Yunan muhalefetinin itirazlarını ve medyanın analizlerini eni konu yorumlayabilseydik!.. Neyse ki, ziyaret öncesi Atina sokaklarına asılan Türk bayraklarının güvenlik endişesiyle apar topar kaldırılması her şeyi anlatıyor.


Bu Erdoğan’ın 8 yıl içinde Yunanistan’a altıncı gidişi. Aynı sürede karşı taraftan Başbakan düzeyinde tek bir resmi ziyaret oldu. Eski Başbakan Kostas Karamanlis, Erdoğan’ın oğlunun düğünü dışında, bir kez Ankara’ya geldi. Bakmayın bizimkilerin yeni Başbakan Papanderu’nun ilk ziyaretini Türkiye’ye yaptığını söylemesine. Geldi gelmesine ama İstanbul’a, Bartholomeos’un elini öpmeye. Yoksa ilk resmi ziyareti Kıbrıs Rum kesimineydi, parlamentodaki konuşmasında ilk sözü de, “Türk askeri derhal Ada’dan çekilsin” oldu!..


“Yunan açılımı”nda üzerinde durmak istediğimiz üç husus; Ders kitaplarındaki “düşmanca” ifadelerin çıkarılması, Atina’da camii ve Müslüman mezarlığı yapılması ile Batı Trakya’daki soydaşlarımız.


Erdoğan’ın heyetinde Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu yokmuş. Yunan tarafı, özellikle bulunmasını istemiş. Çünkü ders kitapları temizlenecekmiş. Anlıyoruz ki artık çocuklarımıza, “Yunan isyanı, Yunanistan’ın 19 Mayıs’ı Pontus Rum Soykırım Anma Günü kabul ettiği, Yunanistan’ın Anadolu’daki emelleri” anlatılmayacak. “Ermeni açılımı” da böyle başlamıştı. Sözde soykırımı, “1915 olayları” yaptılar ve ruhumuz bile duymadan bugünlere geldiler!.. En iyisi tarih derslerini toptan kaldırsınlar, nasılsa “utanç” dolu bir geçmişimiz var!..


İkinci meseleye geçersek; Yunanistan, sırtını AB ve ABD’ye dayamış, her fırsatta ciğerimize pençe atan taleplerde bulunuyor. Karşılığında bizimkiler, “Atina’da cami, Müslüman mezarlığı yok. Bunları yapın bari” demekten öte gitmiyor. Yunan tarafının “Ruhban Okulu açılsın, Patrikhaneye tüzel kişilik verilsin ve ekümenikliği tanınsın” taleplerinin karşılığı bunlar olabilir mi? Batı Trakya’daki soydaşlarımıza yaşatılan mezalim ortadayken, Atina’daki camii veya mezarlık niye sadece Türkiye’nin işi oluyor? Suudlar başta, diğer Müslüman ülkelerin niye böyle bir derdi yok?


Medyamız günlerdir “Erdoğan’a camii jesti”ni pazarlıyor. Erdoğan’a jest falan yok. Cami inşası, Atina’da düzenlenen bir olimpiyat vesilesiyle AB ve ABD’nin uyarısı üzerine 2006’da alınmış bir karar, ama Papazların direnişi sebebiyle bugüne kadar hayata geçirilemedi. Zaten Papandreu, bu konunun Türkiye ile hiçbir ilgisi olmadığını açıkladı. Ekonomik kriz izin verirse yapılacak caminin minaresiz olacağını da ekleyelim!..


Gelelim Batı Trakya’ya… Sadece Yunanlılar değil, dünyanın tüm liderleri Türkiye’ye gelince, doğruca Patrikhane’ye gidiyor, Rum azınlıkla toplantılar yapıyor. Soran, eden de yok. Peki Başbakan B. Trakya’ya gidecek mi? Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Druças’ın verdiği bilgiye göre, “Böyle bir konu hiç gündeme gelmemiş”!.. Başbakan Papanderu’nun söyledikleri çok daha önemli; “Yunanistan’ı ziyaret eden yabancı ülke liderlerinin, hükümetin onayı ile ülkenin herhangi bir yerini ziyaret etmeleri memnuniyetle karşılanır. Bu, Türk Başbakan için de geçerli” diyor.


Demek ki neymiş; Ancak “hükümetin onayı” ile gidilebilirmiş!..


Bakın en ciddi Yunan gazetesi To Vima bu konuda ne yazdı; “Erdoğan sırf yanlış yorumlara sebebiyet vermemek için siyasi maliyeti üstlenerek, B. Trakya’ya gitmemeye karar verdi. Eğer bizden biri Türkiye’yi ziyaret ettiğinde programına İstanbul’u dahil etmeseydi ne diyecektik?”


AB’nin ortasındaki soydaşlarımızın çektiği acılar, maruz kaldığı ekonomik, siyasi, sosyal, dini baskıları geçtik, “Türk” adını bile kullanmaları yasak. Ama Papandreu, “Yunan Müslümanları, Trakya’da açık ve demokratik bir toplumda yaşıyor. Kendileri farklılıkların getirdiği bütün haklara sahip Avrupa vatandaşlarıdır” diyebiliyor.


“Türk” demekten nasıl da özenle kaçındığı görülen Papanderu’nun sözlerinin gerçeği yansıtmadığını yerli-yabancı resmi raporlarla ispat etsek bile, nasılsa birilerince “taraflı ve ırkçı” sayılacağız. Onun için en iyisi Zaman Gazetesi Yazarı Beşir Ayvazoğlu’nun 6 Mayıs’ta yayınlanan “Gümülcine İzlenimleri”nin okunmasını tavsiye etmekle yetinelim.


İşte “Yunan açılımı”… Saldım çayıra, Mevlam kayıra!..



Müyesser YILDIZ / avazturk.com / 14.5.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code