1 Mayıs 2010 Cumartesi

Ermenistan bile egemen bir devletmiş!!

Gerçekten perişan bir ülkeydi; ekonomik yoksulluk, zaten hayatlarının önemli bir parçası olan Türkiye'yi iyice önemli hale getirmişti. Herkes Türkiye ile yatıyor, Türkiye ile kalkıyordu. Gençler, eski kuşakların "soykırım" hassasiyetine fazla ilgi göstermiyorlardı; çoğunun hayali İstanbul'da yaşamaktı.


Sokakta yapılıp satılan kebaplar, radyodan gelen yanık türküler, utangaç kadınları, kıskanç erkekleri ve misafirpeverlikleriyle aynı bizler gibiydiler. İnsan kendisini Kars'ta falan hissediyordu. Türk Milleti'ne karşı saplanıp kaldıkları yanlış inançlara karşın, üzülmüştüm bu insanlar için. Bir dağın arkasına sıkışıp kalmışlık, yoksulluk, çaresizlik yüreğimi burkmuştu.


Ermenistan'a "bağımsız bir devlet" demek imkansızdı. Ne böyle bir bilinç vardı, ne de yıllarca Ruslar tarafından yönetilmenin kolaycılığını kimse bir yana atmak istiyordu.


Şimdilerde gidip görenler, toplumda önemli değişimler olduğunu söylüyorlar ama Ermenistan yine de Türkiye gibi büyük bir devletle aşık atabilecek bir ülke değildir.


Bütün politikaları büyük devletlerde yaşayan zengin ve nüfuzlu Ermeniler tarafından belirleniyor. Türkiye'ye karşı ne zaman "soykırım" kartı açılmak istense Ermeni politikacıların ipi bırakılıyor.


Büyük devletler bizi "açılım" olayında Ermenistan gibi önemsiz bir ülkeyle eşit tuttular. Yaramaz çocukları hizaya getirmeye çalışan büyükler gibi davrandılar. Kimsenin ne olduğunu anlayamadığı, ne Ermenistan'da, ne de Türk toplumundan karşılık bulamamış hayali projeler, iki ülke yönetimine dayatıldı. "Ermeni açılımının" biz hayrını göremedik ama Ermenistan aldığı son kararla, "açılımı" en azından Türkiye'ye karşı bir sözde "soykırımı tanıma" dayatması olarak kullanabileceğini tüm dünyaya gösterdi.


Evet, Ermenistan 1915 olaylarının yıldönümünün ‘soykırım’ olarak anıldığı 24 Nisan’dan iki gün önce Türkiye ile normalleşmeyi öngören 10 Ekim tarihli protokolleri askıya aldığını açıkladı…


Erivan’da iktidarı oluşturan koalisyon partileri tarafından yapılan ortak açıklamada, "Türkiye, Dağlık Karabağ önkoşulundan vazgeçmediği için” protokollerin dondurulduğu açıklandı. Açıklamada, “Türkiye’de uygun bir ortam olduğuna ve Ankara’da normalleşme sürecinde tekrar yer almaya hazır bir liderliğin mevcudiyetine ikna olduğumuz vakit ileriye gitmeyi düşüneceğiz" diye boylarından fersah fersah yukarıda bir cümle bile kurdular!


Doğrusunu isterlerse, Türkiye'de işbaşında olan hükümetin kıymetini bilseler iyi olur. "Normelleşme sürecinde tekrar yer almaya" mevcut hükümetten daha hazır ve nâzır bir Türk hükümeti hayatlarında bulamazlar.


Böylece ne oldu? 10 Ekim’de Zürih’te büyük bir şaşaâ ile imzalanan ABD, Rusya ve Fransa'nın arabuluculuk yaptığı protokoller rafa kalktı!


Bu protokoleri eğer biz bozsaydık, ne "ırkçılığımız" kalırdı, ne "soykırımcılığımız". Kendilerine "aydın" adını veren tatlı su balıkları yeniden "Devletimden utanıyorum" şeklinde imza kampanyaları başlatırlardı. Neyse ki Ermeni hükümeti, bu gibi aydıncıkları, bizim gibi kaba Türklerden ayırarak, kendilerine teşekkür etmiş. Ermeni hükümeti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de teşekkür etmeyi unutmamış. Bu tarihi teşekkürü torunlarına anlatırlar artık...


Doğruyu söylemek gerekirse Ermenistan, egemen bir devletin yapması gerekeni yaptı. Kendi açılarından "ilkeli" bir karara imza attılar. Sadece ilkeli bir karar imza atmadılar, aynı zamanda daha uzun soluklu bir politikanın da kapısını araladılar. Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan'ın Ulusa Sesleniş konuşmasına baktığımızda, bu uzun soluklu politikanın ipuçlarını yakalıyoruz. "Protokolleri askıya aldık ama süreci terk etmedik Türkiye’yi onay sürecini uzatıyor ve ve önşartlar öne sürüyor. Biz ayrıca, 24 Nisan’ı atlatma uygulamasını da kabul edilemez buluyoruz. Şu andan itibaren normalleşmenin bu aşaması tükenmiştir" diyor Sarkisyan. Yani askıya alma kararını, Amerikan Temsilciler Meclisi'ndeki oylamaya 48 saat kala yapıyor. ABD üzerinde "soykırımı tanı" baskısı kuruyor…


Biz ne yapıyoruz?


Hiç!


Önümüze bir takım protokoller koyuyorlar, "imzala" diyorlar imzalıyoruz; "savun" diyorlar savunuyoruz. Kendi kendimize elçi çekme protestolarına girişiyoruz; bakıyoruz kimse iplemiyor; elçiyi geri gönderiyoruz. Sadece elçiyi göndersek iyi, "Gelmem bir daha Washington'a" diyen Başbakan bile gitmeme kararından çark ediyor.


Kaderde "egemen bir devlet gibi" davranan Ermenistan'ı takdir etmek de varmış; Hem de Milli Egemenlik Bayramı'nda!


Allah sebep olanlara selamet versin...






Fatma Sibel YÜKSEK / KENTGAZETESİ / 24.4.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code