12 Mayıs 2010 Çarşamba

Bir Muhtıra Çevresinde Danseden İki Devlet Adamı

Tabanın/Tebanın en büyük yanılgısı başın kendisi ile aynı perspektife/ufka/kaygıya sahip olduğudur.


SİYASET denilen; Egemenlerle Millet arasındaki o geçirgen tampon bölgede; sözde liderlerin görevi Taban ile Tavan arasındaki o hassas dengeyi tutturmaktır.


İçinden geçtiğimiz süreçte ; Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt Türk siyasi hayatına bahşedilmiş iki denge ustası olarak okunmalıdır.


İkisi de; sanıldığının aksine aynı gemidedir...


İkisinin de arasındaki iletişim sanıldığın aksine fazlası ile iyidir.


(Tayyip Erdoğan ile Yaşar Paşa arasındaki iletişim köprüsüne dair daha somut bir resim elde etmek için bkz
Erdoğan/Büyükanıt Ekseninde İki Entellektüel
Cumhuriyet'ten Neo-Osmanlı'ya İki Köprü-Ortaylı/Küçük)


Tek sorun; tabanlarının ikisini de olduklarından farklı bir yere oturtmuş olmasıdır ve maalesef siyaset denilen tampon bölgede karizmanızın kirası size biçilen rolü oynadığınız sürece geçerlidir.


Halbuki Tayyip Erdoğan da...


Yaşar Büyükanıt da...


yıllardır bu "DEVLET" adına çalışmaktadır.


Tayyip Erdoğan'ın "Devlet" adına çalıştığı gerçeğini Genelkurmay'ın üst kadroları biraz geç idrak etse de;


neticede meşhur RTE kod adlı dosya onlara da açılmış ve milyonların olumsuz anlamı ile "şeriatçı" ; bir o kadar milyonun da olumlu anlamı ile "İslamcı" zannettiği bu figürün yıllardır süren önlenemez yükselişinin arkasındaki sır kabak gibi ortaya çıkmıştır.


...


"Devlet"'e küfrederek o "Devlet"'in başına geçmek;


Liderleri/Kahramanları/Evlatları asılırken seyreden kitlelerin vatandaş olduğu topraklarda ancak bir şartla mümkündür :


"Devlet"'e çalışarak.


Talat; KKTC'nin başına, "kendi devletini tanımayan Devlet Başkanı" sıfatı ile otururken rejim feryadları atmayan Genelkurmay'ın nasıl bir bildiği varsa;


siyasi hayatını Tayyip Erdoğan gibi rejim düşmanlığı üzerine kuran birine karşı Genelkurmay'ın o meşhur muhtıraya kadar olan sessizliğinin de elbet bir sebebi vardır.


Yaşar Paşa öncesinin sessizliğinin temel sebebi Hilmi Bey olmadığı gibi;


Yaşar Paşa sonrasının nispi sesliliğinin de temel sebebi Yaşar Paşa'nın "milli duruşu" değildir.


Kötü bir kompozisyon tadında yazılan ve dosta düşmana; bu ülkeyi yönetme iddiasında olan kurmayların ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeyi ne kadar yüzeysel okuduklarını ilan eden "Muhtıra";


bütün zamansızlığı , üslupsuzluğu ve içeriksizliği ile beş temel vektöre hizmet etmiştir:


1) Tayyip Erdoğan'a seçim öncesinde partisindeki kontrol dışı unsurları dizginlemesi


2) Kamuoyu oluşturma mekanizmalarına; Tayyip Erdoğan'a ayak bağı olan bu unsurları sevimsizleştirme fırsatı vermesi


3) Yaşar Paşa'nın alt kadroları nezdinde çok değerli bir zamanı kazanması


4) Tayyip Erdoğan'ın seçmenine dönüp, "mağduru" ve "demokrasi kahramanını" oynaması ve dolayısı ile mevcut oylarını kemikleştirirken; düşüş trendini yükselişe çevirmesi


5) AKP'ye ; Kürt kökenli seçmene;


"sakın maceraya kalkışmayın yoksa bakın muhtıralarının sonuna durup dururken "Ne Mutlu Türküm demeyen düşmanımızdır" gibi ibareler yerleştiren asker amcalara sizi veririz"


mesajını verme şansı tanıması.


Gündem bir Anayasa çorbası kıvamında yoğun ateşte pişirilirken iki devlet adamı Tayyip Erdoğan ve Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe'de bir araya gelmiştir.


Türk Devleti'nin hassas konularda üçlü toplanma geleneği bozulmadıysa o toplantıda bir "Devlet" adamının daha bulunma ihtimali yüksektir.


Bu "Devlet" adamının Dolmabahçe'ye yakın bir mekandan; basına görünmeden gelmiş olma ihtimali de yüksektir.


Neticede bir "Devlet" toplantısıdır.


"Siyasetçi" Tayyip ile "Asker" Yaşar Paşa'nın birbirlerine sitemlerini iletip; "rejim elden gidiyor/gitmiyor" tartışmaları yapacakları bir toplantı değil.


İkisi de "rejimin elden gitmediğini" çok iyi bilmektedir.
Baş olarak ikisinin de "DEVLET" adına en büyük derdi "kitlelerin yönetimidir".


İkisinin de en büyük derdi; şahit ve taraf olup da kitlelere anlatamadıkları dönüşümleri/değişimleri topluma yavaş yavaş yedirecek süreçleri yönetmektir.


İkisi de o yüzden koordinasyon için ortak yabancı dostlarına güvenmektedir.


Neticede Tayyip Erdoğan'ın "şirket" tecrübesi de;


Yaşar Paşa'nın ustaca tırmandığı pramidin gerektirdiği politika tecrübesi de;


kendilerine tek bir şey öğretmiştir:


Yükselme; safralarını taşıma ve doğru yükseklikte atma sanatıdır.


Bu iki ismin de dosyasını elinde tutan "DEVLET" ;
bu iki ismi de hayatlarının en zorlu denge oyunu ile test etmektedir.


Bir yanda; Atlantik ötesi ve berisi müttefikliklerle kotarılan "neo-projeler"


Diğer yanda; Ümraniye sokaklarını bile dikkate almayı gerektiren dinamikler...


Bir yanda; sizi oralara taşıyanlara ödenmesi gereken/ödenmesi zorunlu diyetler...


Diğer yanda; sırtınızda taşıdığınız ve kitlelerin sizinle özdeşleştirdiği tarihi kıyafetler....


Bir yanda; sizi "özde" bir şey zannedenler...


Diğer yanda; sizi sözdeliğinizi çok iyi bilenler...


O yükseklikte denge oyunu çok zordur beyler...


Bir düşerken, bir boğulurken birbirine sarılır "düşman" eller.




Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)


20.4.2007 / Açık İstihbarat

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code