12 Mayıs 2010 Çarşamba

"BATI BEY"'İN CAN POLAT'I ERDOĞAN İÇİN SEÇİM ANI

(Siyasal İslamı Dönüştürme Operasyonunun Türkiye'yi Dönüştürme Operasyonu Olduğu Anlaşılınca)




"Derin devletini" üçüncü sınıf bir senaryo ile ayağa düşürüp;


ondan sonra bir de üçüncü sınıf muhabirler üzerinden "MİT'in Kurtlar Vadisi Raporu" gibi haberleri manşete çeken;


Bu vesile ile bir de istihbarat subaylarının isimlerini


H.U.A gibi kısaltmalarla deşifre eden bir ülkede;


"Derin Devlet" muhabbetinden gına geldiğinin farkındayım.


Sözkonusu senaryoyu düzenli olarak kontrol edip onaylayanları bilmesem;


gazetenin manşetine çekilen "Kozinoğlu" raporuna inanıp,


MİT'in ülkedeki tarikatlardan bile ancak bir dizi üzerinden haberdar olduğunu düşünüp kahrolacağım.


Usame Bin Ladin'i CIA için yakalamayı teklif edecek kadar naif (Kozinoğlu acaba Bin Ladin'i CIA'in ön kapısından teslim etse, arka kapısından serbest bırakılma olasılığını hiç düşündü mü ? ) kişilerin üst düzeylere yükselebildiği bir kurumda çok ciddi analiz boşlukları olduğunu varsaymak pek de hatalı olmaz.


Fakat Kurtlar Vadisi'nin "arkasındaki" bir kaç ismi bulmak için MİT'in çok özel bir çaba harcadığına inanmak için ancak üçüncü sınıf gazeteci olmak gerekir. O kadar da değil. Abilerimize ve ablalarımıza bu kadar da haksızlık etmemek lazım.


Eğer derin devlet konusunda daha nitelikli bir düşünsel kışkırtmaya ihtiyacınız varsa okumaya devam edin.




Öncelikle Türkiye'de devletin derinliklerdeki çatlağı;


karikatürize etmek pahasına iki kategoriye ayıralım.


Birinin başına Doğu Bey'i


Diğerinin başına Batı Bey'i koyalım.


Doğu Bey;


Az çok Kurtlarımızın Vadisi'nde gördüğünüz tarzda bir misyon adamı.


Denge oyunlarını çok iyi bilen;


Bastonunu fiziki dengesinden çok;


zamanında etkili olduğu fakat Milli hassasiyetleri nedeni ile dışlandığı masonik yapının yadigari olarak taşıyan;


Sabırlı ve nihai tahlilde bütün denge oyunlarını ülkesi için Milli ve hatta emperyal bir vizyonla oynayan bir "Yaşlı Kurt"


Batı Bey ise;


Kariyer basamaklarını sürekli gözetim ve kontrol altında tırmanmış;




Ciddi karakter zaaflarını, kendisi için inşa edilen medya vitrini üzerinden karizma unsuru ile dengelemiş;


Mensubu olduğu hiyerarşik tarikat yapısının uluslararası dengelerine ulusal dengelerden çok daha fazla özen gösteren;


İçerdeki konseyleri dışarısı adına idare eden


ve en önemlisi Türkiye konusundaki hassasiyetlerinde samimi olsa dahi; Türkiye'nin çıkarlarını ve bekaasını ancak dış güçlerle uyum ve senkron içinde koruyabileceğine inanan;


arasıra gaza gelip yalnız başına hareket etmeye kalktığında da ipi çekilip, dinlenmeye alınan;


kadrolu bir politikacı.


Doğu Bey ne kadar perde arkasında kalmayı tercih eden bir profile sahipse; Batı Bey spotların sıcaklığını sever.


Türkiye'de maalesef Doğu Bey şu anda sadece Kurtlarımızın Vadisi'nde bulunmaktadır.


Doğu Bey niteliği taşıyan bir kaç isim ise yaşlılığın da etkisi ile güçten düşmüş ve sadece eli öpülen, danışılan atıl bir konuma düşmüş durumda.


Batı Bey'ler ise "uyumlu" ve "senkron" olmanın ödülünü; Türk siyasi hayatının demirbaşları olarak kalarak her zaman almışlardır.


Türkiye'yi kalkındırırken aynı zamanda gittikçe "Batı"'nın uydusu haline dönüştüren politikalara imza atan bir Süleyman Demirel buna güzel bir örnektir .




Kısacası ;


Doğu Bey; "Dışarıya rağmen içeriye hizmet et" ekolünden;


Batı Bey ise "Dışarıyı rahatsız etmedikçe içeriye hizmet et"


ekolündendir.


Bütün bunları niye anlattığıma gelince...


Tayyip Erdoğan'ı izlerken sürekli aklıma Yalçın Küçük'ün AKP seçimleri kazanır kazanmaz yaptığı






"Tayyip Erdoğan"'ın iktidara gelmesi ile "siyasal İslam bitmiştir"


tespiti geliyor.


Ve daha sonra bu sözü aşağıdaki tespitlerin yanına koyuyorum :
 "Derin Mekanizmalar", hedeflerini içlerine sızarak, parçası haline gelip, kontrol etmeye başlarlar. Kurtlar Vadisi'nin senaryosunda karikatürize edilen Can Polat ve başına oturtulduğu konsey buna güzel bir örnektir.




Türkiye'ye "müttefiklik" perdesi altında yanaşan küresel güçlerin; bizim "derin devletimize" yardım adı altında sızıp, genellikle kendi yarattıkları "sorunları" çözmek için kısa vadeli teknolojik/istihbarat, uzun vadeli ise "toplumsal mühendislik" desteği verdiğinin tarihimizde bir çok örneği vardır. Türkiye'de sağ/sol çatışması kurgulamaktan; APO kodadlı bir operasyonla, 2000'li yılların toplumsal ve ekonomik altyapısını hazırlarken bunu bizimkilere "Kürt sorununu uzun vadede kökünden halledeceksiniz" diye yutturmak bunlara güzel bir örnektir. Sihirli kelime NATO'dur.




AKP iktidarı ile birlikte; Türkiye'de "Siyasal İslam", başörtüsü sorunu ile tamamen kozmetik bir boyuta indirgenmiştir. Palazlandıkça burjuvalaşan "İslamcı kadrolar", AB-D düzleminin sadık oyuncuları haline gelmişlerdir. "İslam" bir dava olmaktan çıkıp, AKP ile bir "politik ürün" haline dönüşmüştür.




28 Şubat sürecinde "İslami Sermaye" diye ortalığı velveleye verenler bugün AKP'nin danışmanlığını yapmaktadırlar. Çevik Bir ile Tayyip Erdoğan'ın sadece ödül aldıkları Yahudi lobileri değil, feyz aldıkları makro plan da aynıdır.




Ve en önemlisi; Tayyip Erdoğan iktidar olana kadar, ona "devlet düşmanı" muamelesi yapan ve lekeleyim derken tabanı nezdinde kahramanlaştırarak seçilmesinde çok değerli bir rol oynayan strateji miyobu kurumlar; iktidar olmasından sonra, AKP iktidarı ile şiir gibi bir uyum sağlamakta hiç bir beis görmemişlerdir.

Bu tabloyu önüme alıp düşündüğümde, bütün çelişkiler ancak şu senaryo altında birbiri ile uyumlu hale geliyor.


Biliyorum çok çılgınca gelecek ama alternatif düşünce sistematiklerini bir kenarda tutmanın kimseye zararı olmaz.


Hep beraber düşünelim...




a) Erbakan ile; Türk Derin Devleti'ne ucu gösterilen "şeriat geliyor" tehlikesine karşın; "değerli müttefiklerimiz" bizimkilere, aynen APO örneğinde olduğu gibi, uzun vadeli bir toplumsal mühendislik projesi teklifi ile gelirler...


b) Aynen Kurtlar Vadisi misali; bu teklif; "Siyasal İslam"'cı akımın içerisine; Batı ile Türk Devleti'nin ortak operasyonu olarak bir Can Polat yerleştirilmesini öngörmektedir...


c) Bu "Can Polat"; uzun süreli bir operasyonla önce siyasi kariyerinde adım adım tırmandırılır, sonra "Siyasal İslamcı" akımın tepe kadrosuna karşı sivriltilir ve konjonktürel desteklerle birlikte arkasına takılan kitleleri bu çekirdek kadrodan kopartıp; Siyasal İslam'ı dava olmaktan çıkarıp, Batı'ya entegre kozmetik bir ürün haline getirir.


d) Türkiye'de olası bir "şeriat kalkışması" önlenirken; kitleler bir liderin peşinde hipnotize edilir ve "başörtüsüne" şartlanıp, temel davayı unuturlar.






Tabi bu makro gerekçelerle başlayan operasyonda;


bu ortak toplumsal mühendislik projesinin ana yöneticisi olan "BATI"'nın;


başta belirtmediği esas hedeflerine yönelmeye başlaması ve "Can Polat" üzerinden sadece "Siyasal İslam"'ı değil, Türkiye Cumhuriyet'ini de hedefleri doğrultusunda dönüştürmeye başlaması ile çatlaklar oluşmaya başlar.


"Derin Devleti"n bir kısmı Batılı efendilerinden kopamayarak,
Türkiye'yi federasyona dönüştürme projesine hizmet etmeye devam ederken; (Türkiye'nin bekaasının federatif bir yapı olduğu tezine inanarak, hainliklerini kendi içlerinde meşrulaştırmayı da unutmazlar)


Başta bu planla uyumlu çalışan ve planın gerçek misyonu ortaya çıktıkça senkronunu kaybeden kadrolar ise çatlağın öbür tarafında mevzi kazmaya başlar.




Neticede;


Ortak bir projenin ürünü olan "Can Polat";


Ortak projede taraflar ayrışmaya, çatlaklar oluşmaya başladıkça, iki arada bir derede kalır ve toplum önünde gittikçe daha çelişkili ve sinirli bir tablo sergilemeye başlar.


"BATI BEY"'in Can Polat'ının kafası karışmıştır.




Ve proje sona yaklaşıp, kitleler artık geri dönülemez şekilde Batı'ya entegre oldukça;


Karizmatik bir Can Polat'a da ihtiyaç azalmaktadır.


Tayyip Erdoğan'ın;


Bir yandan en fazla medet umduğu "BATI" (Bey) tarafından ortada bırakıldığı hissine kapılması;


ve bu arada;


"Siyasal İslam"ı dönüştürmek için başlatılan proje; Türkiye Cumhuriyeti'ni dönüştürme projesine dönüştükçe aldatılmışlık hissi ile çatlağın öbür tarafında konuşlanan güçlerden çekinerek;


gittikçe daha "MİLLİ" bir duruş sergilemeye çalışması


belki de bu yüzdendir. Ve bu yüzden üzerinde çok fazla sırıtmaktadır.


"Siyasal İslam konseyine" sokulan "Can Polat"'ın misyonunun sadece Siyasi İslam'la ilgili olmadığı netleşince arkasındaki koalisyon parçalanmıştır.


Tayyip Erdoğan


bundan sonra ne BATI Bey'e,


Ne de DOĞU Bey'e yaranabilecektir.


Üzerinde durulan zemin ikiye ayrılırken; kişi ayaklarını sürekli daha fazla açarak ancak bir süre daha ayakta kalabilir.


Tayyip Erdoğan'ın çatlayıp, ikiye ayrılan kıtaların ortasında duramayacağını anlayıp, bir an önce kıta tercihini yapması şarttır.


BATI Bey'e karizma kiralayarak liderlik yaptığı dönem sona ermiştir.


B.G.


21.05.2005 / Behiç Gürcihan / Açık İstihbarat

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code