17 Mayıs 2010 Pazartesi

ABD, Türkiye'de Hasan Sabbah yöntemi uyguluyor!

Faik Bulut, “Hasan Sabbah Gerçeği” adlı kitabında, Abdurrahman Bedevi’nin Beyrut’ta 1981 yılında basılmış İslam Mezhepleri kitabından naklen Hasan Sabbah’ın Alamut kalesini nasıl ele geçirdiğini anlatıyor:


“Hasan Sabah, Alamut kalesini almayı inceden inceye planladı. Alamut’un Deylemi kökenli hükümdarı Mehdi, güvenilir davetçi Hüseyin Kaini aracılığıyla İsmaili mezhebine kazandırıldı. Hasan Sabah, peyderpey gönderdiği davetçileri sayesinde kale içindekilerin İsmaili olmasını sağladı. Vaktin geldiğini anlayınca derviş kılığına bürünüp Dikhuda takma adıyla dış kaleye girdi, propaganda ve örgütlenmeyi tamamladı. Sıra iç kaleye geldi. Sabbah, tek başına en tepedeki bey köşküne çıkıp Mehdi’nin burayı terk etmesini istedi. Sabbah’ın iç kalenin en müstahkem konağına nasıl girdiğine şaşıran hükümdarın, nöbetçileri çağırması fayda etmedi. Zira onlar, Hasan’ın eski ya da yeni müridiydi.”


* * *
Ramiz Mehdiyev’in “Geçmişin Işığında Demokrasiye Giden Yol” adlı kitabının 113 ve 114’üncü sayfalarında ise şu bilgiler veriliyor:


“SSCB’ye yönelik ideolojik savaş, kendi meyvelerini 1980 yılında Beyaz Saray’a Ronald Reagan’ın yeni muhafazakârlar grubunun gelmesinin ardından vermeye başladı. Astronomik bir hızla. The National Endonwment for Democracy (NED) ve onun dört müttefiki olan Cumhuriyetçilerin The International Republican Institute (IRI), Demokratların The National Democratic Institute for International Affairs (NDI) ve aynı zamanda The Center for International Private Enterprise (CIPE) ve The Free Trade Union Institute (FTUI) seri halde ortaya çıkmaya başladılar. Yeni silahın, kendisini Orta Avrupa ülkelerinde kadife devrimler sırasında başarılı bir şekilde göstermesinin ardından, onun post Sovyet coğrafyasında ideoloji alanında başarıyla kullanımı mümkün oldu.


İnsan haklarının küresel boyutta savunulması için etkili finans kaynakları, medya ve Amerikan Büyükelçileri seferber edilmiş, ekonomik baskı ve yaptırımlar, muhalif demokrat güçlerin desteklenmesi ve sayılarının çoğaltılması, çok yönlü diplomasi ve askeri eylemlerin gerçekleştirilmesi sağlanmıştı.”


* * *
Kitabın 115 ve 116’ncı sayfalarında da liderlerin “Programlanan Liderlik Stratejisi” ni anlatılıyor:


“Bill Clinton’ın ilk başkanlık döneminde tasarlanan ve ikinci başkanlık döneminde hayata geçirilen programlanan liderlik stratejisi, Amerikalılara şu imkanları sağlıyordu:


1- Kendi iç ve dış hedeflerine ulaşmak için kaynak sağlanması;


2- Uluslararası ilişkilerin diğer aktörlerinin kötümser senaryolarına izin vermeden müttefiklerin dışa vuran enerjisini kendi çıkarlarına uygun bir biçimde kanalize etmek;


3- Müttefik ülkelerin dış, askeri ve ekonomik politikalarını kontrol etmek veya en güçlü bir biçimde etkilemek.”


ABD, Yugoslavya’yı böyle parçaladı; Soros’un Açık Toplum Enstitüsü ve yukarıda adı geçen kuruluşlar, Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’ı bu şekilde turuncu devrime, yani Amerikancı yönetim kurmaya zorladı. ABD, sonradan Soros’u da faaliyete geçirmekle birlikte, Türkiye’yi teslim almak için dini bir grup üzerinden tam bir Hasan Sabbah taktiği uyguluyor!




Arslan BULUT / YENİÇAĞ GZT. / 17 Mayıs 2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code