5 Nisan 2010 Pazartesi

24 Ocak Kararları - 12 Eylül Darbesi

1980 dediğimiz zaman hepimizin ilk aklına gelen askeri ihtilal veyahut darbedir. Fakat göz ardı edilen bir şey vardır. Bu olayın gerçek boyutunu ortaya koymayan eksik bir yaklaşımdır. Esas darbe 1980’in 12 Eylülünde değil, 1980’in 24 Ocak’ında olmuştur Türkiye’de. Ardından gelen askeri darbe adeta 24 ocak kararlarının uygulama aracı, sindirme politikası olmuştur. 12 Eylül sabahı uygulamaya sokulan eylem söylendiği ya da uygulayıcılarının sandığı gibi terör olaylarının zorunlu kıldığı bir sonuç değil, ülkeyi küresel isteklere sınırsızca açan bir başlangıçtır. 12 eylül sadece calışan kesimlerin ve aydınların 24 ocak kararlarına tepki gösteremez hale getirilmesi ve küresel sermayeye tümüyle açılma eylemidir.

Bu konulara geçmeden önce o yıllarda dünyanın şöyle bir ekonomik gelişmelerine bakılırsa, iki kutbundan birisi yani emperyalist kutup, gücünü arttırmış, yeni dünya düzeni adı altında liberal politikalar ortaya koymakta ve ekonomisinde devletçiliği benimsemiş ulus devletlere liberal istikrar programlarını dayatmaktaydı. Ve Türkiye de bu programların uygulayıcısı olmak için dışardan gelen gerek ekonomik gerek toplumsal baskı ve kışkırtmalar ile zorlanmaktaydı.

1979’da başbakan olan Süleyman Demirel, başbakanlık müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal’a yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi verdi. Program kısa süre sonra IMF ile iyi ilişkileri olan Turgut Özal tarafından IMF’e küçük bir rica ile hazırlatıldı.

Yıl 24 Ocak 1980. Türkiye’de Bakanlar kurulundan ekonomik istikrar programı adı altında o meşhur 24 Ocak kararları geçirilecektir. Bakanlar kurulunda hiç kimsenin olup bitenden haberi yoktur. Kararlar bakanlar kurulunda okunmaya başlar. Alınan ilk karar Devalüasyon kararıdır. Türk lirasının dolar karşısındaki değeri 48 liradan 70 liraya düşürülmüştür. Aslında IMF bu rakamın 60 lira olmasını istemiştir fakat Turgut Özal "Yapmışken tam yapalım" demiş ve 70 lira olmasını istemiştir. Birçok mala zam gelmiştir. Çok sert tedbirler alınmıştır. Bu Bakanlar kurulunda büyük tartışmalar çıkmıştır. Toplantı gece yarısına doğru bittiğinde tüm kararlar eksiksiz, hiç birisi değiştirilmeden alınmıştır. O gece sabaha karşı toplantı bittikten sonra Turgut Özal “hükümetimiz bugün yaptığı toplantıda, ana esasları üzerinde daha önce sizinle anlaştığımız ekonomik istikrar programını kabul etmiştir. Bakanlar kurulu toplantısı yarında devam edecek ve bazı fiyat ayarlamaları kabul edilecektir. Bu durumda iş, almayı umduğumuz dış yardımlara kalmaktadır.”

Turgut Özal böylelikle ilk müjdeyi IMF’e verir. Olup bitenden Türk milletinin haberi yoktur ki zaten bunun önemi de yoktur. Önemli olan Türk milleti değil IMF ve diğerleridir.

Demirel’inde onayını alarak Turgut Özal 24 Aralık kararlarından önce ve sonra askerlere iki brifing verir. Ekonominin durumu bu brifinglerde askerlere anlatılır. Turgut Özal bu toplantılarda onlara toplu sözleşme düzenini anlatır, sendikalardan şikâyetçi olur ve işçilere yüksek ücret ödendiğini iddia eder. Devletçi uygulamalardan şikâyetçi olur. Özel sektöre önem verilmesi gerektiğinden bahseder.Ona göre Her işin başı özel sektördür. Askerler her iki brifingtede Özal’ı dikkatle dinlerler söylediklerini not alırlar gereğini 9 ay sonra 12 eylül 1980 de ülke yönetimine el koyduklarında yapacaklardır.

24 Ocak kararlarından çok kısa bir süre sonra Özal Amerika’dadır. Dünya bankasından 300 milyon dolar kredi istemektedir. Başkan Özal’ın eskiden samimi bir arkadaşıdır. Görüşmeler yapılır sonuç olumludur. Para verilecektir ama kuruluşun Özal’dan ufacık bir ricası vardır. Krediyi karşılığında Özal’ın bir belgeye imza atmasını istiyorlardır. Turgut Özal belgeyi okumaya başladıkça, asabı bozulmaya başlar. Belgede bütün Türk ekonomisinin denetiminin bu kuruluşa bırakılması öngörülmektedir. Buna göre Türk hükümeti alacağı her ekonomik karardan önce dünya bankasına haber verecek ve onayını alacaktır. Yapılan ithalat daha önceden dünya bankasına bildirilecek bu kuruluşun seçeceği bazı yatırım projeleri programdan çıkartılacak programa yeni alınacak yatırım projeleri için bunlardan onay alınacak Türkiye bundan sonra sanayi dallarında yatırım yapmayacaktır. Türkiye’nin ayrıca geçmişte uyguladığı devletçi politikalara yeniden dönülmeyeceği konusunda da kesin güvence vermesi gerekmektedir. Özal’ın tek başına böyle bir yetkisi yoktur olsa belki de böyle bir belgeyi imzalardı ama onun başında bir başbakan bir hükümet vardı. Özal dünya bankasi ile biraz pazarlık yapmaya kalkıştı. Ancak dünya bankası inatçıydı. Özal biraz vakit istedi dünya bankasından. Özal böyle bir belgeyi imzalayacak adamı ipe götüreceklerini o zamanlarda kendi ağzından söylemiştir. Ardından Washington büyükelçiliğinden Demirel aranmış hikâye anlatılmış ve ne yapılması gerektiği sorulmuştur. Demirel, Özal’a nasıl münasip görürse öyle yapması gerektiği yönünde tam yetki vermiştir. Ve ardından Özal bunu yapanı ipe götürürler dediği belgeyi 300 milyon doların hatırına imzalamıştır.

Evet, günümüz Türkiye’sinde neler olup bittiğini gösteren bu belgeyi dünya bankası kaleme almış Özal’da imzalamıştır. Bu ve buna benzer birçok belge Türk milletinden gizlenmekteydi. Bugünün Türkiye’sinin temelleri 1980’li yıllarda işte böylesine ve kimseye çaktırmadan atılıyordu. Dış güçler iyice devreye girmişlerdi.

Batı dünyasının Özal’ı çok sevdiği kesindi onlar bir istiyor Özal iki veriyordu. Fakat bunu da kendi için bir koz olarak kullanmayı ihmal etmiyordu. Kişisel çıkarları karşılanmadığı takdirde batı dünyasını “ sonra istifa ederim ha.. Ondan sonra da benim gibi birisini zor bulursunuz, Türkiye’nin ekonomik istikrar programını bundan sonra başkalarıyla yürütürsünüz” diyordu.

Bu denli ciddi kararlar, önemli işler o kadar basit gerçekleştiriliyordu ki 24 Ocak 1980 kararlarından 12 Eylül hareketine kadar Özal ile Demirel arasında temelde hiçbir ciddi sürtüşme yaşamıyorlardı.. Zaman zaman Özal’ı Demirel’e şikayet ettikleri oluyordu fakat Demirel haklısınız fakat o kadar önemli konularla uğraşıyorum ki bunları biraz daha müsamaha ile karşılamak lazım başka çare yok diyerek rafa kaldırıyordu. Demirel de bir yerde haklıydı onun işi sadece ekonomiyi kurtarmak değildi bir yandan anarşi ve terörle uğraşıyordu. Ülkede sıkıyönetim vardı. Durum böyle olunca Özal da başbakanlık müsteşarı olarak ekonominin mimarı olarak tanımlanıyordu.

1980 sonbaharında Türkiye hızla 12 Eylüle yaklaşmaktadır. 24 Ocak kararları ancak 12 eylül gibi bir demir yumruk ile uygulanabilirdi. Emek örgütleri başta olmak üzere mesleki kuruluşlar, dernekler ve partiler kapatılmalı, yasama ve yürütme gücü, tartışmasız bir ortamda, sınırsız yetkiler ile donatılmış bir yönetime verilmeliydi ve nitekim öyle de oldu. Parlamentoda cumhurbaşkanlığı seçimi kilitlenmiştir. Anarşi ve terör doruktadır. Türkiye gergindir ve 12 Eylül 1980 Türk silahlı kuvvetleri ülke yönetimine el koyuyor, yönetime el koyarken ordu hiçbir direniş ile karşılaşmıyordu. Hatta halk, askerin gelişini bir çok yerde sevinç gösterileriyle karşılamıştır. Bunun en büyük ispatı benim arkadaşlar. İsmim Kenan Neden biliyor musunuz? Kenan Evren’e o günlerde o kargaşaya son verdiği için duyulan hayranlıktan dolayı.

Ecevit- Demirel – Erbakan askerler tarafından evlerinden alınmış Türkeş ise firar etmiştir. Milli güvenlik konseyi oluşturulmuştu. Bundan sonra ülkeyi bu konsey bir müddet yönetecekti. Alınan ilk karar müsteşarlıkların kendi bakanlıklarını yönetmesi olmuştur.

Konsey bu dönemde ekonominin ön plana çıkacağı için bu konuda tecrübeli birisini ararken Turgut Özal’ı düşünmüş ve “acaba bizimle çalışmak ister misiniz” diye bir teklifi Turgut Özal’a sunmuştur. Malum körün istediği bir göz Allah vermiş iki göz. Özal vatan hizmetinden kaçar mı? — Paşam bu bizim için şeref olur. Bir anlamda buna mecburuz. Memleket bu noktaya gelmiş ve biz elimizi atmışız çekmek uygun olmaz. Şartlar uygun olursa sizinle çalışmak isterim. Çünkü memleket çok önemli bir noktada 24 Ocak kararları alınmış ve memleket epeyce bir mesafe almıştır. Ve böylelikle ekonomi Özal’a teslim edilmiştir.

O zamanlarda, benim inandığım ama doğrulu etik olarak kanıtlanmamış bir tez ortada dolaşmaktadır. Günümüze kadar gelen hala doğruluğu açıklığa kavuşmayan ve bence kavuşması da pek mümkün olmayan. Neden Özal?

12 Eylül harekâtı olduğu sırada hava kuvvetleri komutanı orgeneral Tahsin Şahinkaya Amerika’daydı. Görevli gittiği söylenmekteydi fakat düşünebiliyor musunuz; bir ülkede asker yönetime el koyuyor ve böyle önemli bir icraatında askerin en önemli 3 kişisinden bir tanesi yok?  Üstelik Amerika’da!!! Bu tespitten yola çıkarak şu soru sorulmaktadır haklı olarak? Acaba 12 Eylül askerlerine Amerika’dan dolaylı ya da dolaysız olarak “Mr. Özal ile çalışmanızı çok isteriz. Eğer ekonomik konularda kendisini tam yetkili kılarsanız çok memnun oluruz. “ gibi bir telkin, rica ya da istirham mı gelmişti?

Her neyse; 12 eylül yönetimini kurar Turgut Özal ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı- maliye ve ticaret bakanı olur. Bu netleşir netleşmez ve tabi Turgut Özal’ın gerekli bilgilendirilmeleri IMF Ve Dünya Bankasına yaptıktan sonra askerlerden bir bildiri yayınlamalarını ve 24 Ocak kararlarının aynen devam edeceğini belirtmelerini rica eder bu yapılırsa hem Amerika hem IMF hem de Dünya bankası rahatlayacaktır.

Ve asker;

Ülkemizin ekonomik durumunu düzenlemek ve daha iyiye götürmek maksadıyla yürürlüğe konulan ekonomik programla, yapılan anlaşmaların ve protokollerin uygulanmasına devam edilecektir. Diye kararını resmi gazetede yayınladıktan sonra Amerika IMF dünya bankası ve Özal rahatlamıştır. İşler iyi gitmektedir. IMF’ye ne denilmiş ise yapılmalıydı ve yapılıyordu da.. Yoksa her an gelen krediler kesilebilirdi. Bir yandan da zamlar devam etmek zorundaydı ve öylede oluyordu. İhtilalin ilk günlerinde bile zam yapılıyordu. IMF anlaşması gereğince şeker- tüp gaz akaryakıt ve gübre fiyatlarına zam yapılması gerekiyordu ve netekim Özal’ın önerisi askerin onayı ile zamlar birer birer yapılıyordu.

Askeri rejimle bazı konular adeta dikensiz gül bahçesine dönmüştü. Grev yoktu, işçiler sindirilmişti.. Toplu sözleşme sorunları ortadan kaldırılmış. Şimdi sadece askeri yönetimin sesini duymak mümkündü.

Değerli arkadaşlar sizlere buraya kadar 12 eylül darbesi ve öncesinde alınan 24 Ocak kararlarının ne kadar ilişkili, içli dışlı olduğunu anlatmaya çalıştım. Kısaca 12 Eylül 1980 darbesi, 24 Ocak kararlarının uygulama aracı olarak ortaya çıkmış, çıkartılmıştır. Esas darbe 24 Ocak kararlarıdır. 24 Ocak 1980 günü alınan vahşi kapitalizmi içeren kararlar, 12 Eylül'ün silahlı koruyuculuğunda yaşama geçirilmiştir

Cumhuriyet bilinci ve devrim inancını kıyasıya örseleyen darbenin felaketli mirası, sonuçlarıyla birlikte günümüzde de yaşanmaktadır. ABD'nin desteğini aldıktan sonra iç pusudaki devrim düşmanlarını uygulamalarıyla keyiflendiren 12 Eylül, kurumsallaşma boyutunda kalıcı ve olumsuz izler bırakmıştır. 12 Eylül’ün Türk toplumunda yarattığı çöküntü, çok yönlü ve çok boyutludur. Ancak en büyük zarar; Cumhuriyet ile kurulan ulus-devlet yapısına, bu yapıya biçim veren yönetim anlayışına ve tümünü içine alan siyasi işleyişe verildi. Bağımsız iç ve dış politika, sosyal devlet anlayışı ve ulusal hakları koruma istenci, hemen tümüyle yok edildi. Siyasi bozulmanın partilere yansıyan etkisi doğal olarak bölünmelere parçalanmalara ve yabancılaşma oldu. İki partili düzen bozulmuş ortaya içinde yasallaştırılan “İslamcı” ve “Kürtçü” partilerinde olduğu 52 yasal parti bulunan bunların en büyüğü yüzde 10’luk seçim barajını aşmayı başarı sayacak kadar küçülmüş bir düzen getirmiştir. Bunlarında hemen tümü denetim altındadır. Varlıklarını sürdürebilmek için, ulusal haklardan ödün vermeyi alışkanlık edinmişlerdir. Yoksullaşan halk siyaset dışında bırakılmış, Türkiye’de ulusal siyaset yapılamaz hale getirilmiştir. Aydınlar yok edilmiş, halk etkisizleştirilmiştir.

Yakın tarih, karşıdevrim karakterli bir darbenin kendi ülke ve ulusuna ne denli onulmaz zararlar verebileceğini 12 eylül 1980 süreciyle Türkiye'de göstermiştir.

12 Eylül ne 27 mayıs 1960 ihtilaline ne 12 mart 1971 müdahalesine benzemiştir. Sebebini belirttim en büyük farklılığı bir kere sevinç ile karşılanmıştır.

12 Eylül kimilerine göre gerekliydi, kimilerine göre gereksizdi. Ne olursa olsun bugün uymak zorunda olduğumuz anayasa onun bir ürünü. O dönem siyaset yasağı konan liderler yine gün gelmiş siyaset sahnesinin başrollerini oynamışlardır. Süleyman Demirel kendisine darbe yapan askere 19 yıl sonra başkomutan olmuş cumhurbaşkanlığı yapmıştır. 12 Eylül öncesinin CHP lideri Ecevit 20 yıl sonra DSP ile tekrar iktidar olmuştur. 12 Eylül’ün siyasi yasaklısı Erbakanın yasağı kalkmış. Yine Altan Öymen’in yasağı kalkmış CHP’ye genel başkan olmuştur. Yani aslında 12 Eylül’ün neleri değiştirdiği çok da net değil herkes bu konuda farklı şeyler ileri sürüyor. Ortadaki tek gerçek 12 Eylül’ün bilançosu ve karnesi ki şimdi saysam bitmez hepiniz biliyorsunuz.

Ben her ne kadar anlatırsam anlatayım bunu yapanlardan daha iyi anlatmamın mümkünü yoktur.En doğru lafı, bir ABD’li subay, üstüne bilgilendirme yaparken şöyle kullanmıştır.

“BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDILAR”

(Kenan GEDEK)

17 Nisan 2008 / http://www.siyasalan.com/index.php?topic=74.0

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code