9 Mart 2010 Salı

Türkçü – Milliyetçi Kemalist Sistem Nedir?

Türkçü – Milliyetçi Kemalist sistem,Türk Milletinin kendisi olup Gerçek Türk milletinin 12.000 yıllık tarihinin özüdür. Bu tarihsel süreç içerisinde Türk milleti kendi töresi gereği milleti, ordusu ve ekonomisini sentezleyerek kendine özgü asker, millet, ekonomik yardımlaşma adıyla tarif edebileceğimiz bir sistem yaratmıştır. Bu sistem aynı zamanda Türk milletinin yaşam biçimi ve kültürüdür.


Tarihte kurulmuş olan tüm Türk devletlerinde, Hakan milletin babası ve yaradan tek tanrının temsilcisi sayılmıştır. Fakat Hakan lar Türk töresi yolundan sapmadıkları için bunu hiçbir zaman kötüye kullanmamışlar, aksine birleştirici ve bütünleştirici yönde milletlerinin tüm boylarını ve oymaklarını bir bayrak ve yönetim altında birleştirmişler ve gururlu bir fedakarlıkla hizmet etmişlerdir.


Türk Hakanları hiçbir zaman Avrupalılar gibi diktatör, derebeyi ve tiran olmamışlardır.Onlar inançları gereği Türk boylarının yol göstericileri olduklarına inanmışlar ve bu anlamda başta Hazar Kağanlığında açıkça İbni – Fadna nın anlattığı gibi ve Hun Türklerinde Vatikan rahiplerinin tarif ettikleri gibi Türk Hakan ı payitahtında ortada şatafatsız bir kıyafetle Hakan, solunda Hakan ın kardeşleri, sağında ise Hakan ın karısı ve Hakan ın tam arkasında ise biraz yüksek bir yerde Hakan ın annesi oturmaktaydı.Payitahtın sol yönünde Türk ülkesinde var olan her çeşit inancın üçer temsilcisi ve sağ cephede ise 12 kişilik yaşlı alim ve ulemalardan oluşan aksakallılar meclisi oturmaktaydı.


Bu gelenek bütün Türk boylarında devam etmiş, muhteşem bir demokrasi ve insan hakları örneğidir.Avrupalıların ve kendini medeni sanan milletlerin birbirlerini çiğ veya pişirerek yedikleri tarih dönemlerinde; işte Türk boyları böyle bir meclis ve danışma kuruluyla insanlığa yön vermekteydi. Türk Hakan lıkları aynı şekilde kurdukları mera, tarım, büyük ve küçükbaş hayvancılığı ve madenlerin işlenmesinin ekonomik boyutunda yine asker, millet ve milli bilinçle hareket etmişler; at, at arabası ve madenlerin işletilmesini sürekli olarak kendi kağanlıklarının ana üretim biçimi olarak şekillendirmişlerdir. Bunun bir zaman sonrasında elde ettikleri toprakları bir anlamda kağanlığa yani devlete bağlayarak onların başına getirdikleri kişilerden asker, at ve toprağın ürününün belli bir kısmını almışlardır. Bu tımar sistemi Sümerlerden Osmanlının son dönemi olan 19. yüzyıla kadar devam etmiştir.


Bu sistemde görüldüğü gibi ürün veren maden, yerüstü kaynakları ve tarım arazilerinin büyük bir kısmı kağanlığın yani devletindir. Tarihsel süreçte sürekli hareket halinde olan Türk boyları M.Ö. 4000 li yıllarda Tuna havzasına, İtalya ile Anadolu ya inmişler ve buralarda Etrüsk adıyla tanınmışlardır. O yörelerin otoktan halklarının mağaralarda taş devrini yaşadıkları göz önünde bulundurulursa Etrüskler yani Saka Türkleri bu insanlara ekip biçmeyi, at ve at arabasını, devlet sistemini, kültür ve sanatı, madenciliği, hayvanları ehlileştirmeyi, giyim kuşam ve barınmayı, alfabeyi, konuşmayı ve yazmayı, tek yaradan tanrı inancını, Türk kritolojisini, dişi kurt Asena inancını, yani insanlığı öğretmişlerdir.


Diğer bir Türk boyu olan Turukkular ise M.Ö. 3500 lü yıllarda Kafkaslardan ve güney Hazardan geçerek, Mezopotamya ve Orta doğuya yayılmışlardır. Bunlarda diğer Türk boyları gibi aynen gittikleri yerlerde, mağaralarda yaşayan Otokdan halklara tarımı, madenciliği, demiri, at ve at arabasını, yazıyı, Türk mitolojisini, yaradan tek tanrı inancını ve doğayla mücadele etmeyi, yani insan olmayı öğretmiştir ve bu anlamda Sümer, Elam, Mitanni, Kasit, Messaget, Med, Babil ve onlarca tarihte kaybolmuş devletlerin temelini atmışlardır.


Bu Türk boyları Avrasya da ki diğer kardeşleri gibi aynı şekilde asker, millet, ekonomi sistemini uygulamışlar; Mezopotamya nın Fırat ve Dicle kenarındaki verimli topraklarını tamamen devletlerinin yönetimine vererek elde edilen ürünlerin millete eşit bir şekilde ulaşmasını sağlamışlardır. Orta Asya da ve Avrasya da kurulan bütün Türk boylarının devletlerinin ortak özelliği ordu – millet – ekonomi üçlü sistemine dayanmasıdır.


Bu nedenle Türk devletleri başarılı olmuşlar; ülkelerine bağlı ve ülkelerini, milletlerini geliştirmek için çalışmışlardır. Bu yönde kurulan Türk devletlerinin en büyüklerinden olan 19. yüzyılın ortalarına kadar gelen Osmanlı imparatorluğu kripto dönmeler ve ümmetçi devşirmeler sisteminin ortaya çıkardığı dönme paşa, sadrazam, beylerbeyi ve yöneticilerinin üstün hainlikleri dolayısıyla 1923 yılında tarihin sayfalarına gömülmüştür. Bu imparatorluğu paramparça eden sayısız faktörlerin en başında devletin ordu – millet – ekonomi üçleminden ayrılması olmuştur.


İmparatorluğun bu kaos ortamında çıkış çareleri de ilginç bir durum göstermektedir. Buna göre 1789 Fransız ihtilalinin ortaya çıkardığı sonuçta reform ve Rönesans adıyla dünyanın bankerlik, borsa, ticaret, madenler, siyasi düşünce ve Avrupa ülkelerindeki yönetimleri ele geçiren Yahudi oğullarının Siyonist oligarşisi Osmanlı ya yine kendi Yahudilerinin ve masonlarının başta Mithat paşa olmak üzere; marifetiyle Avrupalıların da çok altında günümüzdekine benzer şartlar ortaya koymuşlardır.


Tanzimat adı verilen bu tarihin saçma sapan hareketleri tamamen Osmanlı içindeki kripto dönme, ümmetçi devşirmeler ve Etrüskçü Öztürklerin zaferidir. Az sayıdaki Türk kökenliler ise hürriyet safsatalarıyla kandırılmışlardır.


Bu dönemde 33. derece mason olan ve dünya Siyonistlerinin adamı olan Mithat paşa -Kanuni Esasi- adıyla ilk anayasayı hazırlamış ve böylece devletin yok olmasına önderlik etmiştir. Bu kişinin esas amacı Türklüğü ve Türk etnik unsurunu imparatorluk içerisinden tasfiye etmekti. Buna göre hazırladığı anayasa da devletin dili Türkçe diye yazmamış ve Türk adından hiç bahsetmemiştir. Aynı günümüzde bazı mihrakların yapmak istedikleri gibi.


Bazı itirazlar neticesinde kendisi Arap Yahudi si olan bu kişi resmi dil olarak Osmanlı anayasasına Arapça yazdırmak istemişse de, önerisi kabul edilmemişdir. Günümüzdeki bazı odakların Türk milleti üzerindeki etnik özrü düşünceleriyle saldırıya geçmeleri tarihin tekerrürü olsa gerek…


19 mayıs 1919 tarihinden itibaren Türk, Karapapak Türkü, Terekeme, Çepni Türkleri, Saltukoğlu Türkleri ve diğer Türk boylarının %98 i gibi bir yoğunlukta bulunduğu Samsun, Merzifon, Giresun , Ordu, Trabzon , Çorum, Yozgat, Tokat, Ankara , Nevşehir, Tunceli, Sivas, Erzincan, Erzurum, Iğdır, Kars ve Gürcistan üzerinden Azerbaycan a girip Hazar denizi ve Dağıstan kıyılarına uzanan tüm güney Kafkasya ile kuzey doğu ve orta Anadolu yu içine alan bölgedeki Türklerin töresine uygun olarak M. Kemal Atatürk bu bölgeyi seçmiş ve Kurtuluş savaşını başlatmıştır.


Yoğunluğu Türk olan bu bölgenin insanları sonuna kadar büyük Türk önderinin yanında durmuşlar, milyonlara yaklaşan şehit vererek emperyalist Avrupa ordularını bozguna uğratmışlardır. Bu güney Kafkasya ve Anadolu Türklerinin simgesi olan kalpak (papak) takan M. Kemal ve arkadaşları ile Türk ordusunun subaylarına jest olarak sınırların ötesinde Azerbaycan da bulunan Türk boyları -Hoş Gelişler Ola- Mustafa Kemal paşa marşını bestelemişlerdir.
Türkler de aldığı bu destekle Avrupalı işgalcilerin dersini veren Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin temelini aynı Ataları Alper Tunga, Atila, Turhan Kağan, Boğaç kağan, Bilge Kağan, Tomris Kağan, Cengiz Kağan, Alparslan, Çağrı ve Tuğrul beyler, Melikşah, Timur, Ertuğrul gazi gibi aynı şekilde asker- millet- ekonomi üzerine oturtmuştur.Bu sistemde millet asker, asker ise millettir. Zaruri millet ihtiyaçları hele hele ekmek, şeker, çay hiçbir şekilde yabancı veya yerli kişilerin keyfi üretimine bırakılamaz. Ana kural; devlet milleti için vardır. Ve milletine hizmet etmek onun birinci görevidir. Bu nedenle M. Kemal Atatürk önce dönme ve devşirmelerin Osmanlı döneminde yıprattıkları ve etki altında bırakarak pasifize ettikleri Türk milletine milli bilinç verme çabalarına girişmiştir.


Türk dil kurumunu kurarak Türk dilinin ve alfabesinin, Avrasya da ki alfabelerin temeli olduğunu göstermiştir.Türk mitolojisine değer vermiş, Ergenekon ve Türeyiş destanlarındaki dişi kurt Asena nın resmini kağıt paralara bastırmıştır. Kendisine dünya sarışın kurt adını vermiştir.


Türk tarihinin dünyanın en eski tarihi olduğunun bilinciyle Türk tarihi kurumunu kurmuştur. Millet olmakla ümmet olmak arasındaki farkı iyi anlatabilmek ve gösterebilmek için hilafeti kaldırmış; birbirine saygılı ama birbirinin işine karışmayan din ve devlet işlerini ayrı kulvarlara oturtmuştur.


Sadece dört sesli harfe sahip olan ve bu yüzden yazımında farklı çekilen, fakir bir alfabe olan Arap alfabesinin, sekiz sesli harfe sahip Türkçe ye uymadığını tespit etmiş, 4000 yıl önce İtalya da Etrüsk Türklerinin kullandığı Köktürk alfabesinin ters döndürülmüş şekli olan Latin alfabesini kabul etmiştir. Seferberlik ilan ederek 7 den 77 ye milletiyle bütünleşmiş ve Türkiye nin 1930 lu yıllarının sonunda, dünyanın sayılı ülkelerinden birisi yapmıştır. Onun döneminde dünyada iki ekonomik sistem uygulanmaktaydı.


Birincisi proletarya hakimiyetini yönetime mutlak kılan, tarım ve sanayi ile tüm üretim araçlarının devletin olduğu, rekabetin olmadığı ve özel mülkiyet ile özel teşebbüsün bulunmadığı, merkezi komünist sistemdir.


İkincisi ise tüm üretim araçlarının ve tüm ürünlerin kapitalist tröstlerin elinde bulunduğu emperyal ve insanlığa vahşi bir çıkar ilişkisi sunan kapitalist sistemdir. O dönemde D. Avcıoğlu nun anlattığı gibi sömüren ve sömürülen milletler bulunmaktaydı. İşte bu anda ortaya adına -Üçüncü Yol- denilen Kemalist bir sistem çıkmıştı. Bu sisteme göre yukarıdaki anlatılan milli hareketlerin yanı sıra milletin ana ihtiyaç ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayan üretim araçlarının devlete ait olmasını savunan buğday siloları, şeker, demir, çelik, elektrik, su, çimento gibi ana üretim artellerinin KİT adı altında devletin yönetiminde kalmasını ve böylece spekülasyon yapılmasını önlemeyi amaç edinen milli ekonomik kalkınma sistemini benimseyen Kemalizm dir.


Kemalizm, millet için var olmanın adıdır.
Kemalizm, vatandaşlar arasında bir vatandaşın diğer bir vatandaş üzerinde tahakkümünü kabul etmeyen bir sistemdir.
Kemalizm Türkçülüktür, Türk milliyetçiliğidir.
Kemalizm, zaruri ekonomik ürünlerin devlet eliyle, milletin en küçük ferdine bile ulaştırılmasını sağlayan sistemdir.
Kemalizm, Siyonizmi, emperyalizmi ve mandacılığı reddeden milli Türk sistemidir.
Kemalizm, askerin millet, milletin asker; tek vücut olduğu Türk töresinin 12.000 yıllık felsefesidir.
Kemalizm, Türk dilinin, tarihinin, alfabesinin ve mitolojisinin yüceliğine inanan ve onu yükselten sistemdir.
Kemalizm, Türk milletinin sömürülmesine ve esaretine karşı çıkmaktır.
Kemalizm, onun bunun kapısında yalvaran, dilenen, ağlayan ve yabancılarla iş birliği yapanları reddeden bir sistemdir.
Kemalizm, Türk milletinin şerefi ve namusudur.
Kemalizm, Türk milletinin taa kendisidir…..






Serhat KUNAR
Tarih Araştırmacısı ve Yazar

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code