14 Mart 2010 Pazar

Sistemin Parçası Olmak…

Toplumlar “birey odaklı” hale getirildikçe, kolaylıkla “sistemin bir parçası” olabiliyorlar. “Birey odaklı olmakla”, nesnelliğe karşı öznelliğin öne çıkması gerekirken tersi meydana geliyor. Çünkü “sistem ya da kurulu düzen” nesnel bir olgudur.


Doğu ve Batı Almanya birleştikten sonra Doğu Almanya’da yaşamış Almanların birleşme sonrası yakınmalarını, araştırmalardan ve kitaplardan öğreniyoruz.


- Özellikle orta halli Almanlar, “eskiden ne rahattık, evimiz, işimiz güvence altındaydı. Şimdi kendimiz her şeyin üstesinden gelmek zorundayız” ifadesine o kadar çok yer verdiler ki.


- Bugünkü hadise ise “bireyin, sistemin bir parçası olması ile asimetrik” bir durum. Dünkü Doğu Almanya’da birey “atıl sistemin bir parçası olarak asgari güvenceleri elde etmişti”.


Soğuk Savaş sonrasının yeni küresel düzeni “birey odaklı” bir yapı getirirken beraberinde “yeni küresel düzenin nesnel koşullarını da bireye dayatıyor”. “Birey odaklı” sunulan (ve öyle gösterilen) düzen aslında tamamen “küresel odaklı nesnel bir yeniden yapılanma getiriyor”;


Bazılarını sıralayalım:


1) Birey, eğitimini ya da işini seçerken (ararken) bunu sistem belirliyor.


2) Tüketiciler mal ya da hizmet satın alırken, sistemin raflara yerleştirdikleri arasından seçmek zorundalar.


3) Televizyonu açtığımız zaman, kurulu düzenin kanallarından birini seyretmek durumundayız.


4) Siyaset adamları (ve kadınları) sistemin öngörüleri içinde seçilip iktidar ve muhalefet oluyorlar. Bağlı değişken konumundalar. Birbirlerini suçlasalar da bu işi sistemin bir parçası olarak yapıyorlar.


5) İşadamları (ve kadınları) için de durum aynı, onlar da sistemin öngörüleri içinde hareket ediyorlar.


6) Sanatçılar, yazarlar, düşünürler bile sistemin sınırlarını zorlayamıyorlar. Zorlayanların sistemden dışlandığını görüyoruz.


Bireyde, ortaya çıkan kısıtlanmış özgürlükler için şu benzetmeyi yapabiliriz: “Birey sistem içinde, kafesteki kuş kadar özgürdür.”


Dar alanda uçmaya çalışır, önüne konan yemi yer, suyu içer. Kimilerine göre kuş, kafes içinde kanat çırpıp uçmaya çalışırken bu dar alanda hareket özgürlüğüne sahiptir.


Herkes mi?


Herkes mi sistemin parçası? Evet, herkes bir anlamda sistemin parçası. Sokaktaki insan, piyasadaki işadamı, siyasetçiler, hatta sanatçılar bile sistemin parçası haline geliyorlar. “Birey odaklı” yeniden yapılanmalar, sonuçta sistem odaklı bir yapı üretiyor. Birey odaklı sandığımız düzen, kafesin içindeki kuş gibi bireyi sistemin bir hücresi haline sokuyor.


Sadece birey odaklı veya toplum odaklı dengesiz dayatmalar yerine “ikisinin birbirini dengelediği katılımcı demokrasiyi” insanlığın düşünmesi gerekir.


Bireyci ya da toplumcu baskılara açık milletler tarih boyunca hep antidemokratik bir yapılanmaya sürüklenmişlerdir. Hitler’den Franco’ya ve Stalin’e kadar insanlık bunun acı örneklerini yaşadı.


2008 yılının ortasında şiddetlenen ve halen süren küresel iktisadi bunalım yalnız bireyleri ve şirketleri değil devletleri bile fareli köyün kavalcısı gibi peşine takıp sürüklüyor.


İnsanlar işsiz kaldı, açlıktan öldü, intiharlar ve hastalıklar arttı. Sisteme bu denli tek yanlı bağımlılık, yalnız bireyleri ve kurumları değil, devletleri de bataklığın içine çekebiliyor.


Sorunun temelinde, küresel sistemdeki antidemokratik yapılanma var. Uluslararası kurumlardan ulusal olanlara kadar geniş bir alanda görülen bu dengesizlikler, yaşamakta olduğumuz sorunların esas nedenidir.


Çevre ve açlık sorunlarından küresel mali bunalımlara kadar her şey, bu dengesizliklerin sonucudur. Sisteme tek yanlı bağlanma, onun içinde belirleyici olamama, kısacası küresel antidemokratik yapılanma, yaşadığımız sorunların kaynağını oluşturuyor.




Erol Manisalı / ilk-kursun.com / 21 Aralık 2009

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code