14 Mart 2010 Pazar

"İrtica" diye gürleyenler vatan satılırken niçin sessiz?

Eski 3.Ordu Komutanı Orgeneral Necati Özgen, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Kürt sorunu" kavramını kullanmasını değerlendirdiği açıklamasında, "AB, PKK'yı kullanarak bir Kürt azınlık yaratmaya çalışıyor. Buna izin vermek Türkiye'nin parçalanmasına kadar gider" dedi. Başbakanı da eleştiren Özgen, "Seçimi kaybederim düşüncesiyle hiçbir şey yapma, yasa çıkarma, sonra ordu terörün üstesinden gelemiyor söylemleri yay. Başbakan olayların dışında kalıp oy kaybetmemek istiyor. Niye Güneydoğuya hep kendi zihniyetindekileri atadı?" diye sordu.


Gazeteci Tuncer Bahçıvan ise, "Ülkede Türk sorunu var" başlıklı yazısında şöyle dedi:


"Aslında ülkede Türk sorunu var.


Türkler, Türk geçinenler, Türklerden geçinenler!


Bazıları Türküm diyor seyrediyor. Türk gibi yaşamıyor, öyle davranmıyor, hakkını aramıyor. Türk geçinenler yan gelip yatıyor, oportünist takılıyor.


Türklerden geçinenler ise; her çeşit etnik gruptan gelip bu milletin sırtından geçinenler.


Bunlar etnik keneler. Türklere yapışmış hepsi maskeli hepsi kendi etnik çetelerine çalışıyor. En tehlikelisi bunlar; kimi işadamı kimi medya mensubu kimi sivil örgütçü."


www.sesar.com.tr 'nin "Gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olan her kişiye ve her kuruma" başlıklı değerlendirme yazısında ise, ağır eleştiriler var:

"Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ''Kürt Sorunu'' kavramını kullanarak ''emperyalizmin jargonu''na teslim oldu. Bütün bunlar olurken, Genelkurmay Başkanlığı''ndan ''tıss'' çıkmadı.


Başörtüsü sorunu, İHL söz konusu olunca hemen ortaya dökülen ve ''Laiklikten taviz verilemez'' diye kükreyenlere, sivil-asker herkese soruyoruz!


''Laiklikten taviz verilemez'' korosu oluştururken acaba niye ''vatandan taviz verilemez'' cephesi oluşturmuyorsunuz?
Yani, terör bahane edilerek ''vatan''dan taviz verilebilir mi?


Türkiye''nin; ''Kürtleri kullanan ülkeler sorunu'' mu var? Yoksa ''Kürt Sorunu'' mu?"


Değerlendirmenin bu noktasında Başbakanın da Türkiye''nin bölünmesi operasyonunda kullanıldığı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının ülkenin sorunlarına ve satışına seyirci kaldığı belirtiliyor ve istifaya davet ediliyorlar!


Erdoğan için, "Sayın Başbakan ve AKP''liler, partilerinin sorunlarını, AKP içerisindeki rekabeti ve iyi gitmediği belli olan her şeyi örtmek için ''Kürt düşmanı devletlerin yaptığı gibi'' Kürtleri kullanmasın!" deniliyor ve kendisine "Son Diyarbakır gezisi ''de facto'' federal yapıyı tanıdığınız anlamına mı geliyor?" diye soruluyor…


Genelkurmay'a ve Cumhurbaşkanı'na da sorular yöneltiliyor:


"Sabah Gazetesi''nde Aslı Aydıntaşbaş'ın köşesinde; Faruk Demir adlı eski MGK görevlisine Genelkurmay'ın bir terör raporu hazırlattığı yazıldı. Faruk Demir'in ABD Büyükelçilik görevlisi John Kunstader'le yakın ilişkisi ve rapora ABD'nin katkısı bilindiği halde ABD diktesi böyle bir raporu, nasıl Genelkurmay Başkanlığında servise koydunuz?


Sayın Cumhurbaşkanı Türk Telekom'un özelleştirilmesine onay verdi. Türk Telekom'un altı ayda yaklaşık 2 milyar dolar kazandığını gördükten sonra acaba ''altı ayda yaklaşık 2 milyar dolar kazanan bir kurumu niye satıyorsunuz'' diye hükümete sordu mu?


Hükümetin atadığı basit bir bürokrat için kırk dereden su getiren Sayın Cumhurbaşkanı, acaba yıllık kârı needeyse 4 milyar doları bulan Telekomun 6,5 milyar dolarlık satışı için niye bu kadar acele etti?

Sayın Cumhurbaşkanı'nın onay ve kararlarında, dolaylı yollardan da olsa ''kanarya kardeşliği''nin etkisi var mı?


Sayın Cumhurbaşkanı, görevini daha çok Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterine mi yaptırıyor?


Bütün bu ''ahval ve şerait'' gösteriyor ki Türkiye, bugün tarihinin en kritik anlarından birini yaşamaktadır.


İçinde bulunduğumuz süreç Türkiye'nin ''var oluş'' ya da ''yok oluş'' sürecidir.


28 Şubat''ta ''minareyi'' çalanlar, ''irtica''dan bir ''kılıf'' hazırlamışlardı.


Ortalık velveleye verilip ''Laiklik elden gidiyor'' yaygarasıyla; devlet ''soyulup soğana'' çevrilmişti.


Ama artık mızrak, ''çuval''a sığmamaktadır.


Aynen İtalya'daki P2 Mason Locası skandalında olduğu gibi bir skandalla karşı karşıyayız.


Türkiye'yi yöneten kadro, düne kadar sadece itham ediliyordu. Ancak son dönemdeki gelişmelere karşı tutumları, ithamları boşa çıkardı. Çünkü, bireysel acizlikleri, yetersizlikleri, liyakatsizlikleri ve maalesef yetkilerini ve akıllarını kullanmakta gösterdikleri ''kasıtlı tutukluk'' ülkemizi felakete doğru sürüklemektedir.


Bu sebeple, bireysel yetersizlikler devlet yetersizliğine; bireysel acizlikler, kurum ve devlet acizliğine; bireysel liyakatsizlikler devlet liyakatsizliğine dönüşmeden yukarıda adı geçen tüm makamlardakileri istifaya davet ediyoruz."

 
Aslan Bulut / YENİÇAĞ GZT. / 17 Ağustos 2005


0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code