9 Mart 2010 Salı

Fikir özgürlüğü, fakir hürriyeti devşirmeler…

Dediğim şudur:


"- Sınırsız hürriyet kelimenin tam anlamıyla bir palavradan ibarettir. Çünkü insan ancak gücü ve imkânları kadar hürdür..."


(Tabii bir de inanç bahsi var ki o benim için her şeyden öncelikli. Ama biz burada mevcut ve baskın dünyayı konuşuyoruz)


Şu mevcut imkânları ile dünyada tek başınıza kalsanız velhasıl yeryüzünde sizin özgürlüğünüzün toslayacağı bir başka insan bile yaşıyor olmasa, yine de hürriyetiniz "kas", "bilgi" ve "ömür" imkânlarınızla doğru orantılıdır.


Bu dünya sizin artık ve hadi bakalım siz, size ait olan bu dünyayı tanımak yani çiftçinin tarlasını, fabrikatörün işyerlerini görmek istemesi gibi size ait olan bu dünyanın tamamını şöyle bir görmek isteyiniz.


Peki bu ne kadar mümkündür?


Bu, asla mümkün değildir.


Demek ki her şey sizin olmasına rağmen aslında her şey sizin değildir. Çünkü sahip olduğunuz pek çok şeyi göremeden, onlara dokunup onlardan asla istifade edemeden terki hayat edeceğiniz muhakkaktır.


İşte milyarlarca insanın yaşadığı ve genel geçer anlamda en geniş fikir, seyahat ve daha başka şey özgürlüklerinin en uç noktalarda olduğu ülkelerde bile sizin hürriyetiniz de ancak kendi gücünüz ve imkânlarınız kadardır.


Meselâ bir ülkede seyahat özgürlüğü olmuş, seyahat edecek maddi imkânların olmadıktan sonra o ne işe yarar! Diyelim ki her şeyi satın alıp yiyebilecek imkânlara sahipsiniz amma şeker hastasısınız, bu, sizin damak hürriyetinizin sınırlanmış olması değil midir?


Tekrarlayacak olursak:


"- Hürriyetler sadece başka insanların hürriyetine toslamayla değil, sahip olunan güç ve imkânlarla da sınırlıdır!"


Bu, toplum içindeki fert açısından böyle olduğu kadar milletler câmiasında da, teker teker her millet için de geçerli bir durumdur.


Bir Türkiye'nin haline, bir AB ülkeleri ve ABD'nin durumuna bakın, ne demek istediğimiz apaçık ortaya çıkar. Adamlar AB'den geliyor, ABD'den geliyorlar ve Türkiye'ye federasyon öneriyorlar. Oysa dünyada bir devletler hukuku, bir Birleşmiş Milletler hukuku varsa, o hukuklar herkes için gereçli olmalı değil midir?

AB ve ABD'nin Türkiye'ye, "Lozan'ı uygularken takındığınız katı tutumu bırakın, Türkiye'yi federasyonlara götürün" akılı vermeleri bir bakıma Güneydoğu'daki valilerin, memurların Ankara'dan tayin edilmemesini kabul edin demektir.


Zaten Kürt-Der ve onun paralelindekiler de aynı şeyleri istiyorlar.


Niye?


Çünkü Ankara AB karşısında kendini güçsüz görüyor ve ABD karşısında diz çökmüş durumda da ondan.


Oysa Ankara'ya, "Diyarbakır'a valiyi siz atamayın bırakın Kürtler atasın" aklı verenler, ABD'nin tâ 7 küsur bin kilometre ötelerden gelip Afganistan'a devlet, Irak'a cumhurbaşkanı atamasına, sağda solda turuncu devrimler tezgâhlayarak istediği ülkelerde hükümetler tayin etmesine hiç itiraz etmiyorlar. Çünkü, ABD'nin gücü ve imkânları var. Tabii davranış ve söz söyleme hürriyeti de bu gücü ve imkânları ile doğru orantılı.


Ankara ise "fikir hürriyeti" kılıfı altında kelimenin tam anlamıyla bir "küfür özgürlüğü" sergileyen kendi vatandaşı Orhan Pamuk'u kendi mahkemelerinde kendi hukukuna uygun olarak yargılayamıyor! Niye? Çünkü AB ve ABD'nin imkân ve gücü kendilerine onlara ülkeleri dışına çıkıp meselâ Türkiye'ye gelip söz söyleme ve tavır dayatma hürriyeti sağlarken Ankara'dakilerin güçsüzlüğü kendi sınırları içersinde bile serbestçe irade tayinine muktedir değil de ondan…


Tıpkı parası olmayanın bir ferdin kendine tanınan seyahat hürriyetinden kendi ülkesinde bile yeterince yararlanamaması gibi. Orhan Pamuk'un "iftiralarını" fikir özgürlüğü içine sokturan ABD ve AB mihrakları meselâ sık sık Türkiye'ye gelip Öcalan'ın İmralı'da rahat ettirip ettirilmediğini sorgulayabiliyorlar ama kendilerinin meselâ (bir uydurma istihbarat ile) işgal ettikleri Irak'ta 130 ilâ 150 bin Iraklıyı katletmelerinin hesabını vermiyor, böyle bir soruyu kendilerine sordurmuyorlar bile…


Dünyanın ve böyle bir dünya içerisinde Türkiye'nin fotoğrafı işte bu.


Bu fotoğraf Türk'ün tarihi ve Türk'ün gerçek gücü ile örtüşmeyen bir fotoğraf değil. Her kim bu gidişat tabii bir seyirdir, tersine çevrilemez gibi laflar eder, hele bir de "Bizden adam olmaz, bizi atam etse etse AB adam eder" lafları söyler, Batı'yı hâlâ "Çağdaş uygarlık düzeyinin adresi" olarak bu millete takdime devam ederse, yani merhamet dilenerek itibar ve hürriyet umarsa, o artık bizden değildir, yüksek ihtimalle de devşirilmiş ve devşirildiği fark edilmesin diye ödüller, makamlar ve reklâmlarla şişirilmiş biridir.


Bizim onlarla işimiz olamaz.


Zâten bu milletin işini de onlar kendi işleri olarak kabullenmezler. Onların işleri güçleri Batıdan gelen her ama her şeyi millete hazmettirmektir, böyle kodlanmışlardır, farklı davranamazlar, böyle bilinmeli, mâzur görülmeli, tedaviye çalışılmalı, tedavi edilemiyorlarsa tecrit edilmelidirler.




Hasan DEMİR / YENİÇAĞ GZT. / 2005

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code