11 Mart 2010 Perşembe

ERZURUM SAVCISI FETHULLAHÇI MI?

Geçtiğimiz perşembe Günü Wall Street Journal’da Türkiye’de son dönem yaşanan gelişmeleri değerlendiren bir makale yayınlandı. Washington Enstitüsü’nden Soner Çağaptay’ın yazdığı makalede Türkiye’de yaşanan son süreç “Türkiye Korku Cumhuriyeti” başlığıyla ele alındı. Çağaptay’ın makalesinin en ilginç noktalarından biri Erzincan’da yaşananları “Gülen yanlısı bir savcının laik bir savcıyı tutuklaması” olarak değerlendirilmesiydi.
Tansu Akgün, Odatv okuyucuları için o makaleyi Türkçe’ye çevirdi.


İşte Çağaptay’ın Wall Street Journal’da yayınlanan makalesi… (Ara başlıklar bize aittir.)


****


Türkiye Korku Cumhuriyeti
Geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’de düzinelerce üst rütbeli subayın tutuklanması ülkenin otoriter bir rejime doğru çıktığı yolda attığı en son adımların işaretleri. Ne Avrupa ne de Birleşik Devletler, Türkiye’nin bu dönüşümünü görmezden gelemez.


Hükümetteki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002 yılında göreve gelmesinden sonra, hem bu parti hem de aşırı muhafazakâr Fethullah Gülen Hareketi polis ve medya üzerinde önemli bir etkinlik sağladı. Rus başbakanı Vladimir Putin’e özenen AKP, ülkenin iki büyük bağımsız medya grubunu susturmak için kanunları kendi çıkarları doğrultusunda kullandı.

Balyoz’da montaj şüphesi
Ülkedeki medya piyasasının yaklaşık yarısını elinde bulunduran Doğan Grubu gecikmiş vergi ödemeleri yüzünden 3.5 milyar dolarlık, rekor seviyede bir cezaya çarptırıldı. Liberal medyanın önemli isimlerinden olan Mehmet Emin Karamehmet bankasındaki işlemler hakkındaki, daha önceden temize çıktığı suçlamalar yüzünden 12 yıl hapis cezası aldı. Editörler artık hükümeti eleştiren haberler yapmadan önce iki kere düşünüyorlar.


Son dönemlere kadar ordu ve adli kurumlar hükümetin aşırılıklarını kontrol altında tutabiliyorlardı. İslamcılar ve laiklik yanlıları arasındaki görünürdeki bu denge, Gülen yanlısı bir gazete darbe planları yaptıkları iddia edilen subayların, 5000 sayfayı bulan notlarını yayınlayınca bozuldu.


Türk analistler ve konuştuğum Amerikalı diplomatlar, ordu gerçekten hükümeti devirmeyi planlamış olsaydı 5000 sayfalık ayrıntılı bir belge hazırlamazdı diyorlar. Ordunun darbe sürecini hızlandırmak için İstanbul’daki tarihi camileri bombalayacağı ve kendi uçaklarını düşüreceği fikri – yayınlanan notlarda bu iddialar vardı – en basit ifadeyle çok garip. Ordu hükümeti devirmek için plan yaptığını reddediyor ve belgenin büyük bölümünün 2003 savaş oyunları egzersizinden alındığını söylüyor. İddia edilen darbe planının detaylarını veren suç unsuru yaratabilecek ifadelerin belgeye sonradan eklendiğini belirtiyor.


Cemaat savcısı
Türk ordusu geçtiğimiz iki yıl boyunca, hükümeti devirme planları yaptığını iddia eden, hukuka aykırı yöntemlerle kaydedilmiş bantların ve suçlamaların hedefi oldu. Şu anda söz konusu olan ordunun bu saldırıya tahammül mü edeceği yoksa geçmişte ülkenin laik yapısının tehdit altında olduğunu düşündüğünde yaptığı gibi karşılık mı vereceği.


İslamcı hükümet Türkiye’nin bir diğer laik kalesi olan yargıyı da hedef aldı. Gülen yanlısı bir savcı laik bir savcıyı Erzincan’da tutukladı. Tutuklanan savcı, Gülen yanlıları ve AKP’nin hükümeti devirmeye çalıştığını iddia ettikleri, Ergenekon adıyla bilinen aşırı ulusalcı bir çeteye üye olmakla suçlandı. Bu iddia doğru olsun ya da olmasın, tutuklamanın hükümetin pek çok sorunun çözdüğüne şüphe yok. Erzincan savcısı tutuklanmadan önce Gülen yanlılarının topladığı bağışlar ile Hamas üyesi ve Çeçen teröristlerin arasındaki bağlantı iddialarını soruşturuyordu. Ayrıca radikal İslamcı İsmailağa hareketinin silahlı aktivitelerini de inceliyordu.


Mahkemelere saldırıyorlar
Ayrıca Gülen yanlıları ve AKP, çok sayıda hukukçu atayarak ve böylelikle yargının laik doğasını bozarak mahkemelere de saldırıyorlar. Ve görünüşe göre mahkemeler de dinlenilip konuşmalar kayda alınmış. Medyada yazılanlara göre polis 130 yüksek hakim, savcı ve ayrıca Yargıtay’ı da dinlemiş. Adalet Bakanı’nın 2009 yılında, polisin 70 bin kişiyi dinleyip kayda aldığını kabul ettiği düşünülecek olursa buna inanmak pek de zor değil.


Peki Türkiye’nin önünde nasıl bir yol var? Bu yapılanların cevabı darbe değil ve mahkemenin AKP’yi kapatma yönünde alacağı karar geri tepip partinin halk desteğini önemli ölçüde arttırabilir. Bir sonraki genel seçimler 2011 yılında ama o zamana kadar kartlar yönetimdeki grupların önemli ölçüde lehine karılabilir. Bu nedenle Batı’nın özgür ve demokratik bir seçim için baskı yapması gerekiyor. Türk medyası bağımsız olmazsa ve Türkler, vatandaşlar ile hakimlerin dinlendiği bir polis devleti korkusuna kapılırlarsa seçimler adil olmaz.


İran’a daha sert müeyyideler ve Afganistan’da daha fazla asker gönderilmesi konusunda Ankara’nın desteğini kazanmayı ümit eden Birleşik Devletler ve Avrupa AKP hükümetini eleştirme konusunda uzun süredir çekingen davranıyordu. Ama “pragmatistler” liberal olmayan ve İslamcı bir Türkiye’nin Batı politikalarına giderek karşı çıkacağını fark edemiyorlar.




Soner Çağaptay
Odatv.com


08.03.2010

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code