30 Mart 2010 Salı

CIA’den DEĞİŞİM SOSLU LİDER TARİFLERİ – I

(Kahramandan Önce Anti-Kahramanı Yaratacaksın)
 Herkes Yugoslavya, Gürcistan, Ukrayna örnekleri üzerinden küresel güçlerin “lider” yaratma dinamiklerini ele alıyor. Halbuki gözümüzün önünde Cem Boyner, Kemal Derviş, Tayyip Erdoğan ve son olarak Mustafa Sarıgül’le tamamlanan bir zincir var ki; yabancı istihbarat örgütlerinin Türkiye’de ki operasyonlarına çok daha fazla özendiği her halükarda ortada.


Yaşım gereği bu ülkede Demirel’lerin, Ecevit’lerin veya Türkeş’lerin “yaratılış” sürecine canlı tanık olma imkanım olmadı.


Mesut Yılmaz’ı yakaladım sayılır ama Mesut Yılmaz’a “lider” sıfatı; devekuşuna “kuş” sıfatının yakıştığı kadar yakışıyor.


Fakat şu kısacık ve böyle yazmaya devam edersem pek de uzun sürmeyecek olan ömrümde dört “lider yaratma” sürecine tanık oldum :


a) Cem Boyner


b) Tayyip Erdoğan


c) Kemal Derviş


ve şimdi


d) Mustafa Sarıgül


“Lider” demeye dilim varmıyor ama bazıları “lider” olarak gördüğü için; Leyla Zana isimli terörist beslemesinin de bu süreçte nasıl yoğrulacağını yakından takip ediyorum. Diğer yakın takip edenler gibi.


Son günlerde Sarıgül ve çevresinde oluşturulan fırtınayı izlerken; stajyerlik dönemini Cem Boyner üzerinde geçiren yabancı istihbarat örgütlerinin artık Mustafa Sarıgül ile iyice piştiklerini görüyorum.


CIA çocukları sayemizde bayağı tecrübe kazandılar. Bu tarz yabancı istihbarat örgütlerinde; stajyer ajanlara dönem ödevi olarak “Türkiye’de gündem değiştir” veya “lider adayı yarat” gibi görevler verip vermediklerini merak etmeye başladım.


Neyse lafı dağıtmayalım…


Geçenlerde Sarıgül’ün danışmanlarından biri ile bir ortamda karşılaştığımda kendisine şu soruyu sordum :


Hacı Bektaş Veli şenliklerinde; tribünlerde ABD Büyükelçiliği’nin bürokratlarının, sahada ise 100′ün üzerinde elemanının olduğunun ve bu elemanlarının Sarıgül lehine kamuoyu yaratma faaliyeti yürüttüğünün farkında mıydınız?


Danışman arkadaş tabi ki önce söylediklerime ihtimal vermedi ve ben ona bir kaç ayrıntı verdiğimde şaşkınlığını gizleyerek; onlar için önemli olanın halk desteği olduğunu, çıktıkları yolda devam edeceklerini vurguladı. Neticede; liderin yanında olmak lidere inanmayı gerektirdiği için, onun o ateşli söylemini yadırgamadım ve gülümseyerek dinledim.


Sarıgül vakasının gelişimi ile diğerlerini yanyana koyduğunuzda; ortaya çok ilginç paralellikler çıktığını görürsünüz.


Bırakın daha Başbakan adaylığını, parti başkanlığı adaylığı safhasına gelmemişken ABD’ye giderek; “ABD’den icazet alma” geleneğinde çıtayı biraz daha alçaltan Sarıgül’ün son günlerde Felluce üzerinden gerçekleştirdiği “ABD’nin zulmüne karşı Baykal ne yapıyor?” söylemini ise “sahte Anti-Amerikancı” söylem kategorisinde siyaset derslerinde okutmak gerekiyor. Bu söylemi onun “Anadolu çocuğu” duruşuna sempati ile bakan seçmenine ve bir de Eminönü’ndeki güvercinlere yem diye vermek lazım.


Neticede ABD’ye karşı gerçek bir duruşu olan lider, bu söylemi; Sarıgül’ün ABD merkezli olduğu söylentilerinin ayyuka çıktığı şu dönemde değil, çok daha öncesinden sahiplenirdi. Ve tabi, madem ABD emperyalizmine bu kadar karşı, ABD’ye gidip özel siyaset seanslarından geçmeyi o sürekli vurgulamak ihtiyacı hissettiği onurlu “Anadolu Çocuğu” duruşuna yediremezdi.


Şimdi gelin hep beraber, Sarıgül’le hayli tecrübe kazandıkları belli olan bu “toplumsal mühendislik” odaklarının, önümüzdeki dört örnek üzerinden “lider yaratma” şablonlarını biraz analiz etmeye çalışalım.


Benim tezim odur ki; yabancı istihbarat örgütlerinin “lider yaratma” süreci aşağıdaki sekiz ana safha üzerinden gerçekleşmektedir. Son dönem topluma “lider” diye yutturulmaya çalışılan isimleri analiz ettiğinizde; “lider yaratma sürecinin” 8 ana safhadan oluştuğunu görürsünüz.


* Tespit
Lider adaylarının; Arı Grubu, AGL, Gençlik Örgütleri gibi paravan yapılar üzerinden tespit edilerek, “liderlik” vasıflarının cemaat dinamikleri içinde ön testlere tabi tutulduğu ortamlar. Mayanın tutup tutmayacağını görmek için bu tarz yapılar ideal bir ortam oluşturuyor.


* Tanıştırma
Sözkonusu gruplar bünyesinde pişen ismi; çeşitli medya kanalları aracılığı ile kamuoyu vitrinine koyma ve önce toplumsal zihinde nasıl yer ettiğini ölçme.


* Karizmatizasyon
Adayın karizmasının çeşitli vesilerle yükseltilerek; bir başarı hikayesi olarak topluma sunulması


* “Anadolu”izasyon
Türk siyasi sisteminde seçmen profilini en kılcal damarlara kadar haritalandırmış birimlerin çok iyi bildiği üzere; “şehirli” görüntüsü seçmen nezdinde “dengelenmesi” gereken bir görüntüdür aksi takdirde maya tutmayabilir.


* Mağdurizasyon
Ve yine Türk seçmen profili açısından temel bir kriter; adayın, egemen sistem üzerinden bir “mağdur” konumuna sokulması ve “sistemle kavgalı” , “güçlü-onurlu” ve “mağdur” noktasında tutulmasıdır. Bu; Türk seçmenin “anaçlık” doğası ile doğrudan bağlantılıdır.


* Kitleleşme
İyice pişen adayın; mağdurluğunun ve “haksızlığa uğrama” profilinin zirve yaptığı noktada; “sisteme karşı halka sığınma”, “halktan güç bulma” sahnelerinin medyatikleştirilmesi ve dramatizasyonu.


* Çatılaşma
Mücadele verdiği yapı bünyesinde; mevcut egemen odağa karşı olan diğer odakları da kendisi ile aynı safta mücadeleye çağırma ve “uzlaşmacı, birleştirici, bağışlayıcı” portreye bürünme.


* İktidar
Bu kadar destekten sonra hedeflenen koltuğa oturmayanı dövdükleri dönem.


Yukarıdaki tablo çerçevesinde baktığınızda;


son dönemde Cem Boyner’den, Tayyip Erdoğan’a, Kemal Derviş’ten Sarıgül’e kadar bir çok “liderin” bu süreçlerden geçirildiğini ve bu isimlerin liderlik yarışlarındaki başarıları ve başarısızlıklarının bu süreçlerle açıklanabileceğini görürsünüz.


Yalnız bu noktada; tabloyu tamamlamak için, lideri yaratan temel dinamiği atlamamamız gerekiyor.


Her kahramanın bir “anti-kahraman”a ihtiyacı vardır…
“Lider”, bir diğer tabirle, “kahramanı” yaratmak için, önce bir “anti-kahramana” ihtiyaç vardır. Önce anti-kahraman, daha sonra kahraman kurgulanır.


Türkiye gibi bir ortamda; yabancı istihbarat örgütleri bu “anti-kahramanı” yaratmakta hiç zorlanmazlar…


Nasıl zorlansınlar ki…


Tayyip Erdoğan’ın “anti-kahramanı”; ülke federal bir sistem çerçevesinde parçalanmaya çalışılıp, askerlerinin başına “müttefik” diye topluma lanse ettiği ABD tarafından çuval geçirilirken bile hala “türban” takıntısını terketmeyerek toplum nezdindeki inandırıcılığını ve desteğini mum gibi eriten Türk Silahlı Kuvvetleri’dir…


Kemal Derviş’in “anti-kahramanı”… katı “devletçi” ekonomik yapı ve bunla özdeşleştirilen “kriz”dir..


ve Mustafa Sarıgül için de; ne kadar çalışsa ve çabalasa da, çevresindeki kadroların da desteği ile antipati çemberini ve imajını aşamayan Deniz Baykal biçilmiş kaftandır…


İşte bu nedenle; dış odaklar Türkiye’de “kahramanı” yaratmadan önce “anti-kahramanı” yaratırlar.


Son beş yıllık sürece baktığınızda; “ceylan derili koltukları ile TBMM” skandalı üzerinden Meclis’i; 28 Şubat üzerinden TSK’yı, Çakıcı-Peker v.s. gibi operasyonlarla yargıyı yıpratan güçler; aslında kahramanları yaratmadan önce anti-kahraman sahnesini çeşitlendirmeye çalışan güçlerdir.


Devletinden, ordusundan, yargısından, meclisinden, medyasından; kısacası bir toplumu millet ve devlet yapan bütün temel unsurlardan soğuyan bir milletin önüne de


sadece “kahramanı” yerleştirmek kalır…üzerinde bolca “değişim” sosu ile.


Bu noktada seçmene Sarıgül’den, Zana’ya önüne konulanı üzerine bolca “değişim” sosu dökerek yemek düşer.


Boyner’den Sarıgül’e önümüze serilen bu zinciri yaratan dinamiklerin diğer alt unsurlarını analiz etmeye devam edeceğiz…


Türkiye’de; Erdoğan’ın anti-kahramanı olarak TSK; Kemal Derviş’in anti-kahramanı olarak “ekonomik kriz”den sorumlu devletçi yapı; Sarıgül’ün anti-kahramanı olarak ise Baykal sahneye konulmuş ve bu anti-kahramanlar antipati spotları ile özellikle aydınlatılmıştır.




Kıvanç Değirmenli / ilk-kursun.com / 7 Aralık 2009



0 yorum:

Yorum Gönder

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Hostgator Discount Code